böcekler yer karolarını parçalıyor
duvarlar gergin
bulunduğum sokak bir atış poligonunu andırıyor
rüyamda spiral boynuzlu bir at uçuyordu
okaliptüs ağacının üstünde
onu gördüm
‘’buralar sıcak’’ dedi
-uyandım-
duvarlar uzaya doğru açılıyor
bir zamanlar ikinci dünya savaşının içinde olan
yaşlı adam
‘’savaşa hayır’’ diyenlerin suratına gülüyor
diskografisi hiçbir zaman olmayacak
denizci
siyah deforme montuyla
geminin rıhtımında ürettiği şarkıları
mırıldanıyor, gecenin ayazında.
ilerlemek zorundaydık
fırtınaya kapılabilirdik
uzun sakallı kaptan bağırıyor poseidon edasıyla
‘’kamarotlar güverteye’’
tam o sırada
ayaklarında pembe mokasenler
olan
portakal renkli hasır şapkası ile
meksikalı kadın
benden bir çakmak istedi
sigarasını yaktım
hiç ruj sürmemişti
-uyandım-
tuvalet labirenti
bu batık kentte
varlığını sürdürüyor
yapbozun bir parçası eksik
bul ve yakala onu
bir yılbaşı günü
barda
yanımda oturuyor
mandalina kokulu kadın
hayranlıkla izliyorum
onun gri bacaklarını
benden önce davrandı
diller birleşti
ilk buluşma ve ilk son
rüzgar fotoğrafımızı çekti
hala hırkam mandalina kokuyor
onun gökkuşağı saçlarını özlerken
yağmurdan sonra
yaşlı ve yorgun ağacın gölgesinde dile getirdim:
bekledik, beklenmemeyi.
bunların hepsini
midemdeki gramofonda duyuyorum
-uyandım-
bombalar şehrin her tarafını sardı
mitralyöz sesleri kulaklarımda yankılanıyor
kaçacak hiçbir yerimiz yok
zamanı geldi sanırım
bir zamanlar rahatımıza düşkündük
hıçkırıklar içinde bir anne
çocuğunun ölüsünü taşıyor
-uyandım-
oy sandıklarını sansürleyin çocuklar!