Yirmibirinci Yüzyıl Ağıdı

Varlığımı oyalayacak herhangi bir meşgale bulamıyorum bu dünyada. Saydam ve kendi – olmayan bir toplumda ne kadar kendi ruhunu yaşayabilir ki bir insan?

Tüm uğraşlar boşa çıkmış, inananlar inançsızca yaşıyor ve ateistler kendi inançsızlığına tapıyor ulus devletler eliyle yaratılmış kapitalistik toplumumuzda. Reform ve rönesans dönüştü ve tekellerin ezici makinesine besin oldu.

Fanatizmini ve ön yargılarını kaybetmiş bir ulus artık ilerleyemez ve herhangi bir şeyi elde edemez, hoşgörü bir toplumu ele geçirdiyse ve herhangi bir toplum ele geçirilmemiş ise tüm toplumlar hoşgörünün ele geçiremediği topluluğun avıdır.

Günümüzde olanda bu, fanatikler kendini patlatıyor, masumlar ölüyor ve politikler oy topluyor daha fazlası ya da eksiği yok.

Biz ise tüm kendi bireysel reddedilmelerimiz ve yalnızlıklarımız ile artık mücadele etmenin zorluğu içindeyiz oysa içinde bulunduğumuz toplum henüz fanatizmini yitirmemiş bir canlı bomba.

Ne yapabiliriz ki ruh halimizi anlamlandıran hüzünlü müzikler dinlemek ve çağımıza ağıt yakmak dışında?

Her suçu işleyebilirim ben – baba olmak suçu dışında.

Comments

Mehmet dedi ki:

Peki ya çocuğumuzu Jason Bourne ya da Nicolai Hel gibi yetiştirirsek?

Bahar Monkul dedi ki:

kendi olmak üzere çatlayamayan tohum meyve veremez…

Bir cevap yazın