Menü Kapat

YER YÜZÜNÜN EN KUSURLU TASARIMI: İNSAN BEDENİ

Yemeğe ihtiyaç duymak, uykuya ihtiyaç duymak, içmeye ihtiyaç duymak, bir takım kaprislere ihtiyaç duymak, bakıma ihtiyaç duymak ve bununla asla yetinememek… ortalama olarak 60 yıl boyunca bir şeyler istemek ve karşılığında boktan bir dünyada yaşamak. İnsan bedeninin yegane amacı ve vergisi bu. Ki, bu iyi bir ihtimal bile sayılabilir çünkü uzun yaşamın boyunca beslediğin, uyuttuğun, gezdirdiğin, kafa yaşattığın, seks yaptırdığın, yalattığın, sattığın ya da kiraladığın bedenin tüm bunların karşılığı olarak sana güzel bir kanser verebiliyor. Büyük karma bahşişi. Ya da küçük dokunuşlar; 8 aydır bu günü bekliyordum ve şansa bak, bu gün geldiğinde karşınızda 40 dere ateşle, kronik fanaljit bir halde yatmaktayım. Bunu ben istememiştim (buradaki “ben” insanın içindeki bir şey; isterseniz ruh diyin isterseniz de salyangoz) ama sen (basit anlamıyla insan bedeni) bana bundan fazlasını veremiyorsun: sana yaptığım onca şeyden sonra verebileceklerin bu kadar mı?!

Güzel bir seyahat, uzun bir bisiklet turu, bacaklar ağrımaya başlar, hücreler susamaya başlar, baş ağrısı başlar, götünüz kaşınmaya başlar, elleriniz terlemeye başlar…

Fazla yemek yerseniz mideniz ağrır, yanlış yerseniz ishal olursunuz, az yerseniz gurultular belirir, tüketim tarihine dikkat etmezseniz ambulans çağırmanız gerekebilir.

Peki bu kadar ucuz bir beden nasıl oluyor da dünya üzerinden silinmiyor?

Çünkü dünyayı, kendi hastalıklı bedenine göre asimile etti, dünyayı kendi istekleri doğrultusunda  şekillendirdi ve dünyaya dayattığı bu şeylerden dolayı asla pişmanlık duymadı; günü geldiğinde dünyanın tüm bu dayatmalardan dolayı yok olacağını bilse dahi.

Beden kaşınıyor, damarlar şırıngayı reddediyor, burun kılcal damarları daha fazlasına katlanamayacağını belirtiyor, göt deliği kanlar içinde sızlanıyor.

Anne mutfakta yemek yapmaya devam ediyor, 7 milyonuncu gecesinde hayatının, 4 kişilik ailesinin midesini doyurmak ve kanalizasyonlara güzel kokulu boklar katabilmek için.

Ergen çocuk içerde, bedeninin isteklerini yerine getiriyor, bedeninin istekleriyle tanışıyor, hayatı boyunca boynunda ağır bir tasma gibi onu sürükleyecek olan o bedensel açlıkları görüyor ilk defa.

Bedenin içindeki şey, insanlık tarihine Varlık ve Hiçlik’i bırakırken, aracı olan beden, tüm okumaların sonucunda bozuluyor. Artık gözlük takması gerek, para harcaması, çarkın içinde güzel bir tur dönmesi…

Beden hızla büyüdükçe, giderek daha kapitalist bir form halini alıyor.

Beden emperyalist bir hücreye dönüşüyor.

Beden tutsak ediliyor.

Beden tutsak ediyor.

Beden savaş başlatıyor, beden savaş kazanıyor, beden savaş kaybediyor.

Bedenin ölümleri savaşın istatistiğine dönüşüyor.

Beden istatistiğe dönüşüyor.

Beden bağımlı oluyor.

Beden, başka bedenlere bağımlı oluyor.

Beden evrim geçiriyor; ardından bunu reddediyor.

Beden bir egoya dönüşüyor, bedenin aynası yok.

Beden kutsal sayılıyor.

Kutsal, bir bedenin içinde zikrediliyor.

Beden kimlik kazanıyor.

Beden kimliğini reddediyor.

Beden klonlanıyor.

Beden ürüyor.

Beden üşüyor.

Beden terliyor, kokuyor ve kokluyor.

Beden aşırı şişmanlıyor ve bu durum onu ölüme sürüklüyor;

Beden aşırı zayıflıyor ve bu durumda da onu ölüme sürüklüyor.

Beden nefes alırken, saniyeler geçtikçe, ölüme sürükleniyor zaten.

Beden, kendi ihtiyaçları için (yemek, sıcak bir yerde uyumak, pahalı bir klozete oturmak, televizyonda dizi izleyebilmek, içmek vs) kendi varlığını, beden olarak bedeni, full time bir işte harap ediyor.

Beden emekli oluyor.

Beden fatura ödemek için çıktığı yolda, kalp krizi geçirip, geberip gidiyor.

Döngü devam ediyor.

Güzel bir gitar solosu, parmaklar kanlar içinde ve sanata karşı ilgi beslemeyen nasırlar.

Güzel bir şeyler, güzel bir kadın, bedenini boyuyor, rakiplerinden daha ilgi çekici olmak için.

Erkek, saçlarını topluyor, duş alıyor, bedenin kokacağını ve onu yarı yolda bırakacağını bildiği için ozon tabakasına delik açmaya başlıyor.

Beden ihtiyaç duydukça, bedenin içindeki şey gün geçtikçe yaralanıyor, küçülüyor.

Şey, beden için elinden geleni yapıyor.

Beden şafağa karşı kıvranırken yakalanıyor, sancılar gökyüzünü deliyor, diş ağrısı bedeni ve şey’i yok etmek istiyor.

Hoşgörü ve yardımın bedeli ihanete dönüşüyor.

Rock’n Roll adam için üzücü haber; 20li yaşlarının sonunda kel kaldığı için magazin artık onu görmezden geliyor. Beden bundan zevk alıyor olmalı. Tırnaklar uzamaya, sümükler akmaya, gözler dolmaya, kulaklar kirlenmeye, sivilceler çıkmaya devam ederken, beden tüm bunların iyi şeyler olduğuna dair kendince bahaneler üretiyor. Acı karşı konulmaz şekilde acizlik ve tatminsizliği dağlıyor, mükemmeliyete giden tüm yollar, bedenin acizliği ve yetersizliği tarafından kapatılmış durumda.

Ve hicap içinde yanıp tutuşuyor; bedenin uyuşturucuya karşı tepkimeleri, acı, kalbin kolaya kaçması, dağılan çene kasları ve göz bebekleri, üşüyen, titreyen, terleyen ve histeri içinde boşalan moleküller, kusma, omuriliksel binlerce hata ve denge kaybı…

Kusurlu bir tasarım olarak, 7 milyardan fazla kez gözden kaçırılıyor.

Denek üzerinde gözlemler: radyoaktif sinyaller, gama-alfa ışınları, kimyasal gazlar… hücreler ve DNA bozuluyor, beden şimdiye kadar hiç karşılaşmadığımız bir organizmaya dönüşüyor. Sanki içinde bir şey var. Sanki beden içi başka bir beden var. Derinin altında beliren kabarcıklar, denek için kaşıntılı saatlerin başlangıcı oluyor. Günlerce kaşınıyor. Artık gördüğü şey, kendisine ait değil; renk değiştiriyor, biçim değiştiriyor, deri değiştiriyor. Eski aciz insan bedeni kostümünü kaşıyarak yok ediyor ve altından katır derisi sertliğinde, bej renkli gözenekleri olan, yağlı, tüylü bir yeni beden çıkıyor. Bu yeni bedenin temel olarak sadece 4 isteği var: c vitamini, su ile temas etmemek, sürekli terli-nemli ve yağlı kalmak,  katiyen katı sabuna temas etmemek. Teoride basit görünse de pratikte işler çığırından çıkıyor. Denek, hangisi bedenin gerçekten kendisine ait olduğunu anlamaya çalışırken kafayı yiyor. Ardından toplum tarafından bu kılıkla kabul göremeyeceğini anlayıp, kendini İranlı bir kadavracı doktora teslim ediyor. Sonuna dair birkaç rivayet olsa da, hepsinin ortak noktası deneğin ölmüş olduğu gerçeğine çıkıyor.

Beden kendi cinayetlerini yaratıyor; fit olmak, kaslı olmak, yapılı olmak için harcanan saatler, kilometreler, paralar, protein ilaçları ve yumurta sarıları. Yağ tabakasının altında kalan hayalleri sarıp sarmalayan tek şey bedenin katıksız egosu.  Şey, içerde parçalanıp giderken, ego kendi varlığı için yeni delikler açıyor toprağın üzerinde.

Deliklerden biri, ego için belirtiler; beden, yeni bir beden yaratmak için isteklerini sıralıyor. Yeni beden, doğumu öncesinde, yaşamı kadar açgözlü ve vurdumduymaz davranıyor. Kulakları çınlatan bir çığlık, arap kavimlerini dikizleyen gözler, trans müzikleri ve morfinin sezeryanla birleşimi. Beden doğuyor, sinirli, tatminsiz, ağlamaklı ve piç.

Be(de)n diye zikrediliyor.

Beden hastalıklı doğumdan sorumlu tutulmuyor, down sendromu, 4 parmaklılık, dilsizlik, albinoluk, kekemelik faili meçhul bir yapının sözcüsü olarak kalıyor. Kimse ne dediğini bilmiyor ama herkes durumun farkında.

Ve beden, insanın özündeki ŞEY’i binlerce kez daha yarı yolda bırakıyor. Hastalıklar, hastalıklar, hastalıklar, hastalıklar. Uykusuzluk sanrıları, önemli gecelerde baş gösteren anksiyete atakları, bir ton bok püsür. Bedenin salgıladığı hormonlar, bizi cehenneme çekmeye devam ediyor.

Ve nihayet intihar ediyor, bedenin içinde hapsolmuş ŞEY: bedenin ihanetlerine ve ucuz oyunlarına karşı ilk ve son bir başkaldırı olarak.

Beden nihayet almıyor, nihayet istemiyor, artık toprağa ve dünyaya organik bir gübre olma yolunda güzel bir adım atılmış durumda.

etilen sosyete . 2003 - 2017 . eskişehir

copyleft. hiçbir hakkı saklı değildir.

paylaşım