Yaşam, gecenin konusudur.

Gündüz Vassaf

Eğilip bükülen bir tanrının merhametinde gibiydim uzun zamandır, yaşanamayanlar bir kuyunun içine dolarken üzerimden dokuz yıl geçmiş. Hatırlamıyorsun diyorlar, hatırlamıyorsun, uyuyordun diyorlar, uyuyorsun. Kendinden kaçmak isteyen kocaman bir ağacın gövdesine hapsolmuş bir reçine gibi her şey, yapışkan ve yer çekimine kanmış. Akıyor?  Kanım vücudumdaki bir kara delikten diğerine bağlanıyor ve ben buradan aktıkça başka bir yerlerde doluyor olmalı diye düşündürüyor. Kendimi kendimle dolduruyorum, onu kendimden başka bir yerde yaşatmaya çalışıyorum. Yaşıyor? Hatırlayamadığım tüm sözler için bir kısa ıııı sesi verip sessizliği essizlikle cezalandırıyorum. Bir, Kısa, Es, Sus! Birdirbir kaça eşittir? Soruyorum! Yek, two, üç. Sorma! Cevaplar yerine cezalar! Kesiliyor. Kırmızı bir duman kapının kilidini zorluyor ve ince bir delikten içimize işler gibi zaman, bize toplum baskılı tişörtler ile başka isimler giydiriyor. Birbirine benzeyen odalarda hapsoluyoruz ve bu dumanı solurken ben, cezaların iç çamaşırları gibi içime işlediğini ve hatta tenimden de içerilere girdiğini ve artık çıplak dahi hissedemediğimi çünkü masallardaki fok balıklarının yeryüzünde dans edebilmek için derilerini çıkardıklarında yedi mevsimin sonunda etlerinin kuruyup pul pul döküldüğünü göremediklerini. Unutuyorum? Geçe yaklaştıkça karanlığa kalır gibiydi masalların endişesi, kanma! Başlığında kırmızının kanı, külden kedilerin yalanı ki ateşin cezasıdır bize. Kendini bulmak için aynalara sordun, güzelsin dedi, Bulma! Aynaların sırları bozulunca gerçekleri göstermediğini, biliyordun. Süveyda yolların, kapalı, ve ruhun bir penceresi diğerini bekliyor cereyanda kalsın diye.

Suyu beklerken ateşe daldın ama yanmayı da başaramadın. Kalıcı dövmeler gibi karadutların gölgesinde şimdi, renk vermeyen bir adam, rengini veren dutlara inat, silmeye çalıştıkça her yere bulaşan ve çıkmayacak diye düşündüğün bir mürdüme dönüyor. Dudağımda utangaç bir selam hissi, merhaba desem geçecek gibi. Onun yerine şarkılar mırıldanıyor, buralardan nasıl geçmek gerektiğini bilemiyor ve Jokond’a artık yalnızca rüyasında. Kavuşuyor? ‘Şen şarkılar gibi üzüntülüdür o’, tarifi mümkündür, Ah! Gülen kadınım, uykundan uyan. Anlatamadığın her şey gecenin konusudur. Bu, gündüze bir cevaptır.

And just as sure
One and one is two
(Beth Hart-Joe Bonamassa/ I’ll take care of you)