Yaratılmış olan ve yaratılmamış olan diye bildiklerimiz arasındaki çatışma – insan ve onun tabuları arasındaki sürekli çelişkiyle resmediliyor. günlük sevgi ve kapitalist yaşam biçimi. Yamyamlık. Kutsal düşmanı emip onu bir toteme dönüştürüyor. İnsanın serüveni, dünyevi amacı. Ancak saf elitler, içinde hayatın en yüce anlamını barındıran ve Freud’un hastalık olarak tanımladığından sakınarak, dini doktrinin gösterdiği şekliyle, bedeni bir yamyamlık tanımına ulaşmayı başarır. Bunun sonucu cinsel güdünün yüceltilmesi değil, yamyam içgüdüsünün termometrik ölçeğidir. Dünyevi haz ilk başta seçilmiş bir güdüdür ve dostluğu var eder, duygusal olduğunda ise aşkı yaratır. Düşünsel olduğunda bilimi yaratır. Sapar ve etrafında döner. Bozulduğu zaman ise değersizleşir yamyamlık, dini doktrinin günah dedikleriyle tıkabasa dolar; kıskançlıkla, tefecilikle, iftirayla, cinayetle. Bizim mücadelemiz, bu sözde kültürlü ve Hıristiyanlaşmış insanların salgınıyla. Yamyamlar.

Bağımsızlığımız henüz ilan edilmedi. Klasik bir VI. John ifadesi gibi “evlat, kimi maceracılar kendi taçlarını sana giydirmeden, sen kendi tacını giy!”. Hanedanlık defedildi. Şimdi Bragantine’lerin hortladığını ve onların arkalarında bıraktıkları enkazı başımızdan savıyoruz. Maria da Fonte’nin tüzükleri ve enfiye kutularını da.

Freudca tescillenmiş giyinik ve baskıcı sosyal gerçekliğe karşı-Palmiyeler ülkesinin ana-erkilliğinde komplekslerden, delilikten, orospulardan, hapishanelerden arındırılmış bir gerçeklik.

oswald de andrade
1928