people before profit Efendiler, muhalif kimliğimizden olsa gerek, bir süredir OrtaDoğu ve Kuzey Afrika’daki gelişmeleri yakından takip etmekteyim. Tabii bunda daha 2 sene önce Ruslar tarafından az daha işgal edilmiş bir ülkenin başkentinde olmamın ve insanların savaş gerçeğini ne kadar kanıksayarak yaşayabiliyor olduklarını gözlemleyebilme fırsatı elde edebilmemin de etkisi büyük. (Bilmeyenler için belirteyim, takribi 2 sene önce, Rusya tam 5 saatte Gürcistan’ın başkenti Tiflis’e ulaşmıştı. Daha sonra alacağını aldığından emin olarak (ki bunların arasında Putin’in gözde sahil kasabası Gagra’da bulunmakta) ve bir kez dahabu topraklara en büyük benim mesajı vererek çekilmişti. Bu arada yine bilmeyenler için belirteyim son model bir arabayla Rusya sınırından Tiflis’e hiç mola vermeden gelmeniz de yaklaşık 5 saat tutacaktır.)

Tunus, Mısır, biraz biraz Ürdün ve şimdi de Libya “muhalif” olarak adlandırılan güçlerin etkisiyle kaotik günler geçirmekte. Bu topraklardaki her gelişme gibi Batılı ülkeler nasıl nemalanabilirizin derdine çoktan düştü. Bu ülkeleri birer birer inceleyecek olursak:

Tunus: Zeynel Abidin Bin Ali, yaklaşık 23 senedir demokrat-diktatör gibi uydurma bir kalıpla ülkeyi yönetmekteydi. Zeynel Abidin ayaklanmaların sonucunda takribi 6 milyar dolarlık servetiyle ülkeyi terk etmek durumunda kaldı. Ayaklanmalara ön ayak olan ise En-Nahda, İlerici İslamcılar, Selefiler, Hizb et Tahrir, Tebliğciler, Şii akımlar ve İlerici Müslümanlar gibi İslami gruplar. İran’ın otoritesini arttırmak adına son 30 senedir Şiiliği Tunus’ta yayma çabası ve buna karşılık Sunni’lerin başını çeken En-Nahda’nın arzuladığı Sunni-İslam devleti ideolojisi önümüzdeki yıllarda karşı karşıya gelecek gözükmekteler. Batılı emperyalistler, daha önce kontrolleri altında bulunan Zeynel Abidin Bin Ali’nin tahtının sallanmaya başlamasının ardından, en büyük kozları olan iç karışıklık kartını oynadılar ve kazandılar. Şu anda geleceği belli olmayan, muhtemelen bir Şii-Sunni çatışmasına duhül edilecek bir Tunus var elimizde. Bu arada önemli bir not, En-Nahda Taliban’ın Tunus’taki projesinin adıdır. Yani Amerika ve batılı ülkeler dünyayı başlarına yıkmakla tehdit ettikleri Taliban’la demokrasi adına aynı taraf oldular!

Mısır: Hüsnü Mübarek 30 senedir hüküm sürdüğü Mısır başkanlığından devrildi. (65milyar dolara yaklaşan servetine zeval gelmedi Allah’tan.) İslami Cihad Hareketi ve bu hareket tarafından beslenen Ordu devrimde başroldeydi. Yıllarca Amerika’nın Türkiye’ye alternatif olarak tuttuğu yegane kozu Mısır’ın başrolündeki insan devrilmiş oldu. Taliban’ın zafer çığlıkları attığı şu sıralar, Amerika ve batılı ülkeler de çok gecikmeden Hüsnü Mübarek’i karalamaya başladılar. Afganistan’da güya savaştıkları Taliban’ın ve onların deyimiyle “şeytani” İran’ın örgütlediği insanları “demokratik” olarak atfetmektende geri kalmadılar. Sorumuz şudur: Demokrasi ülkeden ülkeye değişen bir olgu mudur? Aynı görüşteki insanlara Irak’ta Afganistan’da Amerika’da terörist diyen sizler, ne oldu da şimdi onlara Mısır’da “demokrasi savaşçıları” demeye başladınız?

Amerika daha da ileri giderek yılların tarikatı İslami Cihad hareketinin demokratik bir parti olarak temsil edilmesi gerektiğini, bu yüzden de bir an önce parti seçimleri yapılarak daha anlamlı bir biçimde temsil edilen bir hareket haline dönüşmesinin önemini vurguladı. Bekliyorlar pusuda, aradan birkaç adamımızı nasıl sıkıştırırız yönetime diye.

Libya: Tunus ve Mısır’ın ardından artık Batılılar hiç tereddüt etmeden 42 senedir hüküm süren Kaddafi’nin karşısında yer aldılar. Kaddafi’yle dertleri olduğundan değil; devrilmesine kesin gözüyle baktıkları liderin karşısındaki hareketi bir anca önce nasıl kendi lehimize çeviririz gayesiyle. Umdukları, buradaki muhalif hareketin de başarı eldeetmesi ve Kaddafi’nin yerine geçecek yeni gücün de yine kendi belirleyecekleri bir isim olmasıydı. (ta 1961 yılında Kadaffi’yi Libya’nın başına getiren batılılara selam olsun). Bu uğurda yine Taliban’ın örgütlediği muhalif kesimle aynı tarafta bulundular ve Kaddafi’yi açık açık tehdit etmekten çekinmediler. Ancak Kaddafi geri adım atmadı ve muhalifleri püskürtmeyi başardı. Ve sonuç olarak ne oldu? Çoktan saflarından kaybettikleri Kaddafi’nin hükümranlığının devam edeceğini anlayan Batılılar buna izin vermeyerek, NATO denilen mevcut güç dengelerinin Batılıların aleyhine değişmemesi dışında hiçbir halta yaramayan uluslararası orduyla Libya’yı bombalamaya başladılar. Kaddafi’yi ileri demokrasi için devirmek adı altında, ona Tunus ve Mısır gibi karşı çıkmayan çoğunluk halkı da bombalamaktan geri kalmıyorlar. Libya’da halka rağmen halk için savaşan Batılılar!

Efendiler, muhalif kimliğimizden ötürü tek kişilik hükümranlıkları savunacak değiliz.Ancak kuru kuruya muhalefet etmekte acziyetten öteye gidemez! Muhalif olmak ne olursa olsun mevcut gücün değişmesini değil, mevcut gücün yerine geçecek gücün de ölçülüp biçilmesini gerektirir. Yoksa Bosna’da, Cezayir’de, Tibet’te, Çeçenistan’da, Irak’ta, Afganistan’da, Gürcistan’da, Kırım’da, Afrika’nın her bir ülkesinde, Güney Amerika’da, Viyetnam’da katliyamları gerçekleştiren ya da buna göz yuman Batılıların ekmeğine “nutella” sürmekten öteye gitmez yaptığınız. İki tarafı tartmadan, muhalif olunmaz, bu böyle biline!