Üretim ve Çeşitlilik Üzerine

Günümüzde hayatımızı etkileyen çok farklı üretim alanları ve bu alanların ürünleri var. Bir tasarım disiplinine bağlı biri olarak, bu ürünlerin bize sunduklarını ve kullanım olanaklarını düşündükçe, ürünlerdeki farklılaşma ve çeşitlenme üzerine bazı soru işaretlerimin olduğunu söylemeliyim. Bu soru işaretlerini bir tür türdeşleştirme ve tekilleştirme durumu tetikliyor. Türkiye bağlamında birçok disiplinde adeta bir sözleşme varmış gibi formel, işitsel, dokunsal hatta tatsal düzeyde benzer deneyimler sunuluyor. Bu deneyimler alışılagelmiş olmasının yanında sanki bir doğruluğu ve vazgeçilmezi de temsil ediyor.

İkisi de birbiriyle dinamik bir ilişkide olduğu için hem üretici hem de tüketici tarafından farklı hissetme, düşünme uygulama talebinin kısırlığına yorduğum bu durum, bir kültürel ruh hali de yaratıyor sanırım. Bu ruh halini de kabullenme, boyun eğme, ‘çatlak seslerden’ hoşlanmama ile ilişkilendiriyoruz. Bu durumu kendi disiplin alanım mimari üretimden, müzik kliplerine oradan lokantalardaki menülere kadar gözlemleme şansımız var. Mesela bazı niş yerler dışında inşai üretimde belli bir inşai sistem (betonarme) kendini tekrar ediyor. Bu gözlemle birlikte yeni niteliklere gebe bir sistem üretim talebi ve bilgisi edinme girişiminin kısırlığından söz edebiliriz. Konut üretimlerinde de belirli bir alan yapılanması konut üretiminin vazgeçilmezi olarak karşımıza sunuluyor. 3+1, 2+1 gibi paketlere özel yaşam alanlarımız sığdırılıyor. Bir diğer türdeşleştirilen yapı tipolojisi örneği ise cami oluyor. Yüzyıllardır cami üzerine farklı biçimsel, atmosferik ve programatik anlamda etkili bir söylemin getirilmeyip aksine alışılagelmiş olanda ısrarcı yaklaşıldığını görüyoruz. Bazı istisnai oluşumlar ve yapılar dışında bir yapı programının üretilmesindeki bu ısrarcı yaklaşım camilerin mekansal sürdürülebilirliğini, alternatif kamusal kimliği potansiyelini görmezden gelmek gibi kısırlaştırıcı bir durum. İbadet gibi toplum bazında önemli eylemlerin gerçekleştirildiği yerler kullanılma biçimi bağlamında zenginleştirilip, belirli ibadet saatleri gözetilerek bunlarla birlikte diğer zamanların da etkili bir biçimde kullanılması o mekanın hem toplumsal ilişkisini güçlendirebilecek hem de süre-kullanım bağlamında bir sürdürülebilirlik kazandıracakken bu mekansal potansiyellerin es geçilmesi ya da oradaki ana eylemin ne olduğuna dair düşünce üretip, mekan-ibadet (din bağlamında) ilişkisini anlamak yerine mekanın ezbere giden bir biçimle ele alınması düşündürücü bir durum. Bu durum dindeki tevazu, israf gibi bazı kavramlarla arasında çelişkisel bir durum da yaratıyor. Ya da bir günlük objeyi tekleştirici obje-kullanım ilişkisiyle sınırlandırmak, objelerin kullanım bağlamında alternatiflerini sunmamak, uygulamamak…

Mekan deneyimi üzerine farklı ve yeni nitelikler üreten oluşumların sıkıntısı, ve bu alanda bu üretimleri arzulayan bireylerin de bir şekilde kendilerini yalnız hissetmesi durumu yukarıda bahsedilenleri destekler nitelikte. Tasarımı sosyolojik bir eylem olarak da ele aldığımız için diğer üretim platformlarında da bu türdeşleşmeye rastlıyoruz. Üretilen müzik klipleri benzer dans ve koreografileri, benzer mekansal ele alışlarla dolu. Yenilikçi sahne şovları, albüm kapakları, şarkı içerikleri pek de rastlayamadığımız şeyler. Tabiki haber olan- haberci ilişkisiyle türemekle birlikte haber bültenlerdeki haberlerin çeşitliliği ya da bir lokantaya gidince menüyü (aynı kebaplar pişer, aynı mezeler hazırlanır) tahmin etmenin zor olmaması gibi örnekler türetilebilir.

Bir tasarım ürününün her ne kadar üretici zihinle ilişkisi olsa da üretimi kamçılayan mekan ve ortamın da etkili olduğunu biliyoruz. Bahsedilen duruma alternatif oluşturacak belli bir potansiyelde entelektüel, üretken beyinlerin bulunduğu tasarım fakültelerinin daha doğrusu üniversitelerin, bulunduğu şehirle kurduğu ilişki, üniversite-şehir (şehirde gerçekleştirilen çeşitli üretim ve gündelik pratikleri) arasındaki etkileşim, birbirlerini ne kadar besler nitelikte? Bu soruyu ve temas ettiği durumu sorulması ve düşünülmesi gereken şeyler olarak görüyorum.

Yazımı Uğur Tanyeli’nin ‘Rüya İnşa İtiraz Mimari Eleştiri Metinleri’ adlı kitabından bir alıntıyla noktalayabilirim:

”Çeşitlilik üretmek için, önce farklı düşünme, hissetme ve yapma yollarını, hem bireysel tercihler, hem de grup davranışı bazında meşru sayan bir toplumsal ruh hali yaratmak gerekiyor. O ruh halini yaratmak içinse, farklılık ürete ürete ortamı farklılığa alıştırmak… Ama, tek bir doğruluk rejimi tesis edip herkesi ona itaat ettirmeye çalışmanın egemen tavır olduğu bir yerde çeşitlilik kolay kolay üretilemiyor.”

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir