televizyon

Duvardan duvara halı kaplı bir odada, halının altındaki döşemeyi hiç görmezsiniz: Döşemenin malzemesi sorulsa ne diyeceğinizi bilemezsiniz, ama biri tutup size bunu sorana kadar zaten döşemeyi de dert etmezsiniz. İki milyarı aşkın televizyon ekranının hiçbir zaman kararmadığı yerde, görülen dünya, “televizyondan görüldüğü haliyle” dünyadır. Televizyonda gördüklerinizin yalan mı doğru mu olduğunu sormanın pek de faydası yoktur. Televizyon varlığıyla dünyayı daha iyi bir yer mi yoksa daha kötü bir yer mi yaptı diye sormanın da pek faydası yoktur. Öyle ya, bu konuda hükme varmak için nirengi noktanız ne olacak? “Televizyonsuz bir dünya”, hayal gücünü saymazsak, nerede mevcut ki, televizyonun gelişinin iyileştirip iyileştirmediğine karar verelim? Bizzat seyircisi olmadan kendi cenazenizi hayal edemezsiniz; bakışınızın töreni güzelleştirip güzelleştirmediği sorusunun bir anlamı yoktur. Bir “fotoğraf fırsatını” yakalamak dışında dünyayı görselleştirmek, onu görselleştiren bir televizyonun olmadığı bir dünyayı düşünmek gitgide zorlaşıyor. Dünya kendini kaydedilebilir görüntüler silsilesi olarak sunuyor göze; görüntü olarak kaydedilmeye müsait olmayan hiçbir şey gerçekte onun parçası değil artık. Tatilciler kayıt cihazlarını kuşanıyorlar: Ancak videoya kaydettikleri maceraları eve döndüklerinde televizyon ekranından izleyince emin oluyorlar o tatili gerçekten yaşadıklarından.

Zygmunt Bauman

Bir cevap yazın