Rublev üzerinden Tarkovsky’e göre sanat ve hayatın anlamı nedir. Hak vereceğinizi biliyoruz:

Rublev’in altıda çalıştığı koşullar bir istisna değil. Bir sanatçı asla ideal koşullar altında çalış(a)maz. Zaten dünyada da böylesi ideal koşullar var olsaydı, o zaman sanatçıya gerek duyulmayacaktı. Sanatçı bir vakum ortamında yaşamamalıdır ve onun üzerindeki baskıların bir bölümü yaratıcılığını kışkırtma adına faydalıdır. Sonuçta, dünya mükemmel bir yer olmadığı için sanatçı diye bir insan türü doğmuştur. Eğer dünya mükemmel bir yer olsaydı, sanatçı da sesini hiç çıkarmadan o uyumun bir parçası olarak yaşayıp gidecekti. Sanat eseri dediğimiz şey, hastalıklı olarak tasarlanmış bir dünyada doğup dışarı taşmaktadır. Bu Rublev’deki sorun: insanlar arasındaki uyumlu ilişkilerin bir arayışı – sanat ve hayat arasındaki, zaman ve tarih arasındaki. Filmimin konusu bu.

Diğer önemli bir konu ise insanlığın tecrübesi. Bu filmimde vermek istediğim mesaj bir tecrübeyi bir başkasına aktarmanın veya diğerlerinden bir şey öğrenmenin imkansız olduğu. Kendi tecrübelerimizi yaşamalıyız; tecrübe başkalarından miras kalmaz. İnsanlar genellikle atalarının tecrübelerini kullan diyor. Bu çok kolay ama herkes kendi tecrübesini yaratmalı. Öte yandan biz bu tecrübeye sahip olduğumuzda, kullanmaya vaktimiz olmuyor ve yeni nesiller haklı olarak bunu dinlemeyi reddediyor. Tecrübeyi yaşamak istiyorlar fakat ardından onlar da ölüyor. Hayatın kanunu bu, hayatın gerçek anlamı: tecrübelerimizi başka insanlar üzerine zorla aktaramayız ya da insanların toplum tarafından hissedilmesi gerektiği düşünülen şeyleri hissetmelerini sağlayamayız. Sadece kişisel tecrübe ile hayatı anlarız. Rahip Rublev, karmaşık bir hayat yaşadı: usta Radonevsky ile birlikte Kutsal Üçlü’de çalıştı ama bu öğretisiyle uyumsuz bir yaşamdı. Dünyayı ustasının gözlerinden görmek zorundaydı. Sadece hayatının sonunda kendisi gibi yaşayabildi.