Ahîr zaman dışında, kambur göğüs ile sıkıntıda, develer dertlerini anlatmak adına “Boynumuz Aslında Neden Eğri?” başlığıyla düzenledikleri sempozyum için, kirâsını peşin ödedikleri salona nasıl gireceklerini ölçüp biçer iken… Ben size başımdan geçen taraklardan bahsetmek istiyorum.

Bir zamanlar evden sabah çıkıp, başlarda tanımadığın ama sonrasında en sıkı fıkı arkadaşlarının olduğu hatta erkeksen diye bahsediyorum; o yaşa kadar amcalara dayılara gururla gösterilen pipinin tek görevi işemek iken sevgililer yaptığın, kahvaltını bir gün öncesinde kim ölmüş, kim kimi kimle kimlerle aldatmış hiç umurun olmadan rahatça yapabildiğin, şarkılar söyleyip resimler çizip ve bu kadar rahat batarsa diye imkânlar dahilinde üzerine tuz biber niyetine ufak tefek kavgalar yapabildiğin; efendim o örümcek adam senin bu süper adam benim derken bolca oyun oynadığın ve kimsenin seni altına sıçtığın için suçlamadığı, akşam evine temiz don ile döndüğün ve bunu yaklaşık bir yıl süre ile yaptığın, sene ortalarında ya da sonunda sana öğretilenlerden sınav olmadığın, senin gittiğin bu yer gibi diğer yerlere gidenler ile seçme sınavına girmediğin bir yer vardı, hatırladın mı? Anaokulu derlerdi adına, gerçekten görmeseydim haberlerde tecavüzleri, işkenceleri… Bir analık anlayabilirdim okulunda.

O zamanlar başladı hayatıma tarakların girişi. Babamın tarağını kullanırdım sabahları evden çıkmadan önce. Anaokulunda ise oraya tarak götüremeyeceğimi anladığımdan beri akıl ettiğim bir şey vardı. O da elimi tarak niyetine kullanmak. Bilmeden özelleştirmişim kendimi, liberal robotlaşmışım. Elimi musluğun altına asgarî sürede tutup akabinde hızlı hareketler ile sanki tarla makinelerinin bu kadar gelişmediği ve bir yaz gününde sabahtan akşama kadar tarlada ne ektiyse onu biçen bir insan misali terini siliyormuş gibi saç önlerini ıslatır, yana doğru yatırırdım. Buna ileride ineğe yalatma diyeceklerdi ya, bir ineğe yalatmadığım kalmıştı saçım önüme düştüğünde zaten alın yazımı.

Özelleştirmeye devam ederken hayatımı, günlerden bir gün babam bana özel bir tarak almış, sürpriz olsun diye yatağıma koymuş üstünü bir güzel örtmüş. Ben temiz donum ile akşam eve geldiğimde bundan habersiz yemeğimi yeyip yatağıma yattıktan hemen sonra fark ettim. Fark etmemin farkı fazla olduğundan birkaç dişi kırılmış şekilde buldum tarağı. Olsun dedim, tarağım var artık benim. O günden sonra her şey değişti artık.

Ne diye beni o küçücük cebine sıkıştırıyorsun be çocuk? Rahat rahat koysana gideyim beni sırt çantana. Ne var sanki içinde? Çok mu önemli pazar malı pastel boyaların, komşu çocuğunun geçen sene eskittiği resim defterin? Ne diye cebine sıkıştırdın beni, anlam veremiyorum. Havalar soğuk olsa amenna, sesimi çıkarmam. Sesimi çıka… Bir dakika, bir dakika. Sahi ben sesimi çıkaramam ki zaten. Düşünemem, konuşamam, insan değilim yahu ben. Ne diye yükleniyorum çocuğa? Hem bu kadar yükü kaldıramaz ve altına sıçarsa aynı yolu geri dönmek zorundasın, biliyorsun bunu. Anaokulunda devam edersin yüklenmeye, tamam. Kimse sorumlu tutmuyor ya anasını satayım, sıç batır ulan sıç batır, ulan batur…

Ben büyüdüm, taraklar büyüdü. Bir değil birden fazla kullanır oldum. Annemin beni severken kullandığı elin hissiyatından çok tarak dişleriyle dişlenmesini düşledim saç diplerimin. Farkındalar mı acaba taraklarım kaç saç döktüğümün bu hayat dertleri içerisinde?

Bakımı da zor, inanın. Belki kaçıncı taramada dost bellediği saç telinden gün içerisinde ayrı kalmak onu üzmüş olacak ki, koparıp yanına alıyor. Bu da tarakta kirlilik yaratıyor hâliyle. Dostları ayırmak bana düşmez, ne haddime! Tarağa söylemedim yıllardır, bilmiyor aslında belki göz ucuyla görmüş olabilir ama banyo sonrasında kaç saç telinin gideri kapattığını… Tahmin bile edemez. Kaç arkadaşını kaybetti öyle kim bilir… Yıkandıktan sonra arınıyor, temizleniyor ve tekrardan buluşuyor arkadaşlarıyla. Tekrardan hasrete dayanamayıp koparıyor, tekrardan ve tekrardan… Ah Lethe, keşke olsaydın da tarağımı soksaydım içine. Dalga dalga vursaydın tarağımın yanaklarına ve aklını başına getirseydin, gidenlerden yâr olmayacağını bilseydi keşke.

Büyüdükçe kaç tarak taradı yıllar sonra dökülen saç tellerimi… Sayısını inanın bilmiyorum. Ama aralarında en şanslı olan tarakları biliyorum, evet evet. Üniversite başlangıcında saçımı uzatmıştım. Omuz seviyesini geçen uzunluktaki saçlarımın arasından yağ gibi akıyordu o zaman kullandığım taraklar. Görevini layıkıyla yerine getiren ve en şanslı, en mutlu taraklarım onlar olmalı. En üzülenleri ise boks maçı sonrasında dökülen dişlerini toparlayamadan çöpün yolunu tutanlar olmalı.

Daha da bahsetmek isterdim taraklarımdan. Çocukluktan aldım, gençliğime getirmek isterdim anılarımı. Birini kaybedişimi, birini yere düşürüşüm ile birlikte acı çekişini (ki boyum 1.95 üzerindedir, başımın üzerindeki yerinden düşmesini hesaplayın artık) ve yıkarken dökülen dişlerini… Üzülüyor insan geçmişe şöööyle bir bakınca… Daha fazla bahsedersem, olur da şuan kullandığım tarak bir şekilde erişirse bu yazıya… Daha süt dişleri bile çıkmadı garibanın, yapmayayım ona bu kötülüğü…

Şuan kullandığım taraktan bahsi açmışken… Sahi, ben onu en son ne zaman yıkamıştım?