yıllar önceydi, Stockholm’e ilk kez gitmiştim.
ilk kez de bir isveç taksisine binmiştim.
taksici araçtan sanki at arabasından inen biri gibi indi, bana kapıyı açtı, ücreti tahsil etti ve tüm nezaketiyle bana para üstünü takdim ettikten sonra hafif bir reveransla vedalaştı.
hava her zamanki gibi çok soğuktu ve şunu itiraf ediyorum ki bunca gereksiz fedakarlık bana hiç adil gözükmedi.
akşam bunu dostlarıma da söyledim.
isveç’te sosyalist bir hükümet yok muydu? efendiler ve uşaklar zamanından kalan bu davranışlar da ne demek oluyordu?
sustular.
ardından bir aziz sabrıyla bana taksicinin, çalışanları korumak için çıkarılmış sosyalist bir yasanın gereğini yerine getirdiğini açıkladılar.
her yolcunun ücretini tahsil etmek için taksici araçtan çıkmak zorundaydı. böylece hiç farkında olmadan jimnastik yapıyordu. sokaktaki bu kısa adamlar onun kan dolaşımını düzenliyor, kaslarını hareket ettiriyor ve akciğerlerini çalıştırıyordu.
yasa yürürlüğe girdiğinden beri taksicilerin mesleki hastalıkları kökten azalmıştı.

eduardo galeano