Etiket: zaman

zamanın sonuna yolculuk

içinde yaşadığımız dönemde değer verilen ya da ne kadar önemli olduğu düşünülen konuların aslında bu gezegende herhangi bir öneminin olmadığını çoğu zaman dikkate almıyoruz. evet belki insan ömrüne kıyaslandığında diğer görüş daha ağır basabilir ama kanımca unutulmaması ve odaklanılması gereken bu kadar kısa süre içerisinde insanlık tarihinde vermiş olduğumuz tahribat. rakamlarla konuşuyor olacaksak;

dünya 4.6 milyar yaşında. bunu 40 yıla ölçekleyecek olursak, insanlar bu dünyada 4 saattir yaşıyor. endüstri devrimi 1 dakika önce başladı ve o dakika içerisinde biz dünyadaki yağmur ormanlarının %50’sinden fazlasını yok ettik.

birazdan izlemenizi tavsiye ettiğimiz bu harika video ise bu anlattıklarımızın harika bir görsel özeti. hafızalarınızda yer edinmesi ve gerçekten önemli olan şeylere vakit ayırmanız dileğiyle.

Kırık Zaman Masalı

Kırık zamanlardı,
Kum saati yorgun düşmüş,
Akrep yelkovana küsmüş.
Gece yarıları öksüz…
Yokluk eksiklikle karışmış.
Sokaktan insan sesleri.
Pastahanelerin önlerinde muhallebi kuyrukları.
Sabah saat beş.
Sığmıyor içime,
Öfkem kaygım ve tüm endişelerim…
Duvarları tırnaklarla çizilmiş,
Kan revan içinde
Bir oda içerim.
Duvarda isli bir ayna.
Çoğalalım istiyorum sevgili !
İçerimdeki o oda yıkılsın !
Bir olmayalım, çoğalalım!

Yollar hep gider benden.
Dünya da yuvarlak değil,
Bir tepsi gibi.
Kara delikler pusuda,
Gidersen düşersin,
Belli olmayan bir zamana.
Kırık zamanlardı…
Evren toz bulutundan doğduğunda,
Annem çamaşır suyu döktüğü
için bulutlar vardı.
Bulutlar temizdi, gökyüzü kirliydi.
Su başlarında kadınlar.
Döve döve temizlenen çamaşırlar sırada.
Saat 12’yi vurmaya niyetli.
Maksat küsler barışsın,
Akrebin zehri aksın,
Kirliyle beyaz karışsın.
Çoğalalım istiyorum sevgili !
İçerimdeki o oda yıkılsın !
Bir olmayalım, çoğalalım!

Kırık zamanlardı
Bir orman, bir ağaç, bir ben vardı.
Toprak kabul etmez olmuş
Hiçbir canlıyı.
Toprak ağaca,
Ağaç dalına,
Dal yaprağına küsmüş.
Bir tufan kopsa
Bütün küsler el ele.
O gün,
O saatte,
O saniye…
Çoğalalım istiyorum sevgili
İçerimdeki o oda yıkılsın
Bir olmayalım, çoğalalım!

çıldırma hakkı

artık yeni binyıl doğuyor. konuyu fazla ciddiye almaya gerek yok. sonuçta, hıristiyanların 2001 yılı, müslümanlarda 1379, mayalarda 5114 ve yahudilerde 5762 yılına tekabül ediyor. yeni binyıl, günlerden bir gün yeni yılın ilkbaharın başlangıcında kutlanması geleneğini bozmaya karar veren roma imparatorluğu senatörlerinin kaprisi yüzünden 1 ocak günü doğuyor. hıristiyan çağının yıl hesabı ise bir başka kapris kaynaklı: yine günlerden bir gün roma’daki papa hiç kimse ne zaman doğduğunu bilmemesine rağmen isa’nın doğumuna bir tarih koymaya karar veriyor.

zamanın bize itaat ettiğine inanmak için kendi kendimize uydurduğumuz sınırlamalarla alay ediyor zaman; ama bütün dünya bu sınırı kutluyor ve ondan korkuyor.

eduardo galeano

henri lefebvre – ritimanaliz

bu ufak kitabın hevesi kendisini gizlemiyor. bu kitap, bir bilim, yeni bir bilgi [savoir] alanı kurmayı öneriyor: ritimlerin analizi, pratik sonuçlarıyla birlikte.

bilmenin [connaissance] ve eylemin her alanında olduğu gibi burada da, hücreler, tohumlar ve unsurlar yüzyıllardır var. ama bu kavram, yani ritim, ancak yakın zamanda gelişmiş bir biçim aldı ve böylece, sanatın nesnesi (ve çalışmadan düşünceye dek, az çok kör uygulamaların nesnesi) olarak kalmak yerine bilgi kapsamına girdi.

ilk olarak bir tanım verelim. ritim nedir? ister gündelik hayatta, ister bilginin ve yaratıcılığın üzerinde çalışılmış alanlarında olsun, ritimden ne anlıyoruz?

modern düşüncede şeyin ve şeyleşmenin eleştirisi ciltler doldurur. bu eleştiri, genel olarak oluş adına, devinim ve hareketlilik adına yürütüldü. ama bu eleştiri sonuna kadar götürüldü mü? en somut olandan, yani ritimden başlayarak, bu eleştiri yeniden ele alınmayı beklemez mi?

her ne kadar herhangi bir siyasi görüş, ideoloji, parti, örgüt yanlısı olmasak dahi bize en yakın denilebilecek oluşumun sitüasyonistler olduğunu inkar edemeyiz. henri lefebvre’de özellikle strasburg üniversitesi’nde sosyoloji profesörü olduğu dönemde sitüasyonistlerle yakın ilişki kurmuş ve daha ziyade kendisini “gündelik hayatın eleştirisi” ile tanıdığımız bir düşünür.

ritimanaliz ise kendisinin üzerinde çalıştığı son kitap ve ancak ölümünden sonra yayınlanabilmiş ve onlarca yıllık birikiminin sonucu olarak felsefe tarihinde pek yüzüne bakılmamış “ritim” kavramını ele alarak mekan, zaman ve gündelik hayat bağlamında incelemiş ve üstte yaptığımız alıntıda belirtildiği gibi kendine has bir “ritimanaliz” metodolojisi önermiş.

elimizde bu sefer ayaküstü okunacak bir kitap yok, gerektiği ilgi ve özen gösterilerek üzerinde düşünülmesi gereken bir kitap var. sindire sindire okunması gerekiyor zira saatlerin, günlerin, dalgaların, müzikal seslerin, döngüsel ritimlerin ve beden hareketlerinin analizine odaklanacağız. önce vaktinizi ayırın, ardından başlayabilirsiniz.

Ritimanaliz – Mekan, Zaman ve Gündelik Hayat
Henri Lefebvre
Türkçesi: Ayşe Lucie Batur
Sel Yayıncılık
2017, 128 sayfa
ISBN: 978-975-570-894-2

Zaman Çanı

Kırmızı aktı, öyle çok aktı ki bir etkisi kalmadı artık yoğunluğa. Sarıyı bilirsin zaten üşengecin tekidir. Tuvale dönmüş ellerimi yıkadım usulca. Saat yönünün tersinde dağıldı evren. Arzulayan bakışlarımı fark ettin sonunda. Bana biraz mavi verdin, ama mavin zamanın mavisiydi; solduğundan gün. Öyle düşman öyle cüretkâr. Sonunda her şey soğruldu ve kimse bir daha eski rengine dönemedi.

1901-1904 yılları arasındaki boyamalarıma verilen isimdir Blue Period. 1900’ün Ekiminde Carlos Casagemas ile birlikte kararımızı vermiş ve Paris’e taşınmıştık. Carlos’la Barselona’da sanatçıların, entelektüellerin buluşma yeri Els Quatre Cafe’de tanışmıştık. O kafedeki sohbetlerimizin koyuluğu mu içimizi seyrelmeye, çözülmeye neden oldu bilmem. Ama yolundan ayrılmasam da klasisizmden, onun dogmasından sıkılmaya başlamıştım yaşıtlarım gibi.
İlk Paris denememiz yoksulluk ve sıkıntı içinde geçmişti. Yoksunluk, çalışmalarıma yansıyor,resimlerim gitgide melankolikleşiyor, melankolikleştikçe ilgi azalıyordu günden güne resimlerime. Daha da kötüleşmesinden korktuğumdan belki, kim bilir, İspanya’ya dönmeye karar verdim sonunda. Casagemas kaldı. Dönerken biraz olsun iyileşmesini ummuştum ruhumun sanırım. Ama Paris’e gitmiştim ve sanki sonsuza dek değişmişti her şey, geri dönsem de. Birkaç ay sonra durumum daha da kötüleşirken tuvallerime sadece mavi ve onun mutsuz tonlarını sürmeye başlamıştım.
Mavi kimilerine göre melankoli idi. Kilise ilahi bir anlam yüklüyor, kiliseden uzakta oturanlarsa doğaüstü hatta erotik buluyordu maviyi. Benim içinse acının ve sefaletin tek rengiydi o dönemde. Yıl 1901’di, tuvallerimde mavi kadınlar vardı, Casagemas Paris’te kalmıştı, ruhumu yanıma aldım sanmıştım.
İnsanlar vardı o vakitler; açlıktan ölecek halde resim yapmaya, resmin kendisinden fazlaca itibar eden.
Yorgun ve yordamsız kaldığım yıllardı, Casagemas’ı geride bırakırken gittiğimi sanıp kaldığım yıllardı. Casagemas, Şubat 1901’de L’Hippodrome Café’de, Paris’te, reddedilen aşkını, kıydığı canıyla ebedileştirmek isterken ben Barselona’daydım. O hayatına son verirken ben tüketmeye devam ediyordum hayatımdan kalanları. O vakit anlamamıştım; ölüm haberi gelmişti, mavi boyamaya başlamıştım oysa.
Blue Period bitmişti, öncesinde yarıda bıraktıklarım yerinde değildi, kalmamıştı izleri bile. Sonra… Sonra klasisizm dönemi ebediyen kapandı, soyut dönemim başladı. Paris’e gitmiştim ve sonsuza dek değişmişti her şey… 
Picasso

self-help

kendine yardım

zamanı durdurmak için: öpüş.
zamanda yolculuk yapmak için: oku.
zamandan kaçmak için: müzik.
zamanı hissetmek için: yaz.
zamanı bırakmak için: nefes.