Etiket: yunanistan

dury dava

Birkaç yıl önceydi, dünyanın en güzel şehrine öğrenci olarak gittiğimde… Boğaz’ın yamaçlarındaki okuluma pek de sık uğramıyordum… Sokaklarda geziniyordum yalnız başıma. Sohbet ediyordum bizim bakkalla, fırıncıyla… Kendi dedelerime benzeyen yaşlı amcalarla tavla, sokak çocuklarıyla top oynuyordum, alçak masalarda çaylar  içiyordum gün boyu… Şehrin mis gibi bahar havasını solurken, esrarengiz bir ses, ‘insanlığın tümü bu şehirde dünyaya gelmiştir sonrada tum dunyada ve otesinde…’ diye yankılanıyordu içimde…
Mayıs güzel kokularını etrafa saçadursun, nerde bende  ikâmet meselesini düşünecek akıl! … Unuttum gitti. Havaalanında, para peşinde hıyar bir aynasızın pençesine düştüm…bana beş yıllık ülkeye girme yasağı koydu. Şehrim bana yasak.
Siktir git lan Polis, siktir lan memur takımı, def olun ey devletler, yok olun hepimizi mahpus tutan hain hudutlar… Yaşasın özgürlük! Yaşasın ilkbahar! Yaşasın Ege Denizi.

keşif yapmak ve tesadüfen birbiriyle ilintili ama beklenmedik güzelliklerle karşılaşmak şahsımı çok mutlu ediyor. dury dava da bunlardan biri oldu. atina’dan 5 kişilik bir grup, herhangi bir fikir sahibi olmadan keyifle dinlemeye başladığım albümde karşılaşılan üstteki alıntıda görebileceğiniz türkçe sözler ile dikkatimi çekti. yunan aksanı ile okunması ve müzik ile uyumu… 60’ların saykodelik dünyası, 70’lerin krautrock’ı, türk-yunan ritimlerinin pank bakışıyla birleştirilmesiyle ortaya çıkıp deneysel rock albümü. dinleyin, seveceksiniz ve bana hak vereceksiniz.

Bana engel olmasanıza!

katerina-gogou

Hayal kuruyorum.
Yalnızlık ve adaletsizlik içinde yüzyıllar geçirdik.
Şimdi durun! Beni durduramazsınız.
Şimdi ve burada, sonsuza dek ve her yerde
Özgürlüğü düşlüyorum
Herkesin eşsiz güzelliklerini,
Evren için yepyeni bir uyum yaratacak olan.
Hadi oynayalım!
Mutluluktur bilgi,
Okullu olmayı gerektirmeyen.
Düşlüyorum çünkü bu duyduğum aşk,
Gökyüzündeki büyük hayaller için,
Ve, kendi fabrikalarında
Tüm dünya adına çikolata üreten işçiler için.
Düşlüyorum çünkü biliyorum ve buna gücüm var.
Bankalar hırsız eder insanı,
Ve hapishaneler terörist.
Tüm uyumsuzluk yalnızlıkla
İhtiyaç üretilenle
Ve, ordular sınırlarla
Var olur.
Hepsinin nedeni mülkiyet,
Ve, şiddetin nedeni şiddet.
Şimdi değil! Beni durduramazsınız!
Şimdi, ahlaklı dürüstlüğü
Yeniden kurmanın zamanı.
Yaşamı şiire,
Yaşamı pratiğe dönüştürme zamanı.
Bu yapabileceğimin hayali!
Sizi seviyorum.
Ne siz beni durdurabilirsiniz
Ne de ben artık hayallerle oyalanacağım.
Yaşıyorum ben!
Ellerim dayanışma
Ve özgürlük için
Uzanıyor,
Ne kadar sürerse sürsün.
Hep yeni baştan,
Yaşasın anarşi!

Katerina Gogou / yunan anarşist şair, yazar, aktris ve güzel insan.

çeviren: m.

Dünya Gezegeni | 27 Aralık 2008, Cumartesi

A. İçinde yaşadığımız şirketçi devlet yapısı

Gezegenimiz şirketlerin kuşatması altında. Şirketlerin sahipleri (nevrotik, suça yatkın azınlık) parasal kaynaklarını maksimuma yükseltmek, kendi arzularını beslemek, otorite sahibi olmak, Dünya Gezegenini denilen postmodern endüstriyel ürününe sahip olmak için devleti araç olarak kullanıyorlar.

Hiç şüphe yok ki devlet bankaların kontrolü altında (tam tersi değil!), şu sıralar pasifçe gözlemlediğimiz gibi, devlet kapitalizminin doğuş yerinde maskeler düşmüş durumda: Birleşik devletler hükümeti şirketçi rejimin paniklemiş davranışlarını destekliyor ve ordusunu ‘yaklaşan bir krizin neden olabileceği bir sosyal kargaşa’ ya hazırlıyor.

Ayrıca, devletler bireyleri bölünmüş ve yararsız bir devletin içinde tutuyorlar, böylece insanlığın bariz düşmanına karşı ayaklanmak yerine birbirleriyle yarışıyorlar. Otorite sahipleri bireylere birbirlerinin/yanındakilerin farklılıklarını öğretiyor, onlara millet, cinsiyet, başarı, tüketim, sağlık, güzellik ve akıl sağlığı gibi “değerleri” aşılıyorlar. Bu evrensel düzeyde görülebilen ve bilinen davranışlara neden oluyor: milliyetçilik, ırkçılık, tüketicilik, cinsiyetçilik, fiziksel güç ayrımcılığı (ableism), yaş ayrımcılığı ve fiziksel görünüş ayrımcılığı.

Eğer polis gücü yararına olmasaydı, devletler bireyleri bu tip belirleyicilerle işaretlemeyeceklerdi, her çeşit Tıbbi Rejim, Eğitim Rejimi, Müessese Medyası, Dinler ve Bürokrasi.

İnsan evladı, biricik bir heterojen kimlikler olmaya başladığından beri hiper-vurgulu egosuyla insanlığı bitirdi. Proleter ve Müslüman, saygıdeğer bir ev hanımı ve lezbiyen, öğrenci ve bezgin, cinsiyetçi ve komünist, başarılı/yükselme hırsıyla dolu bir genç ve çevreyle ilgili meselelere duyarlı, kadın ve milliyetçi. Binlerce minik parçaya ayrılmış hali onu bastırılmış sınıf kimliğine zorlayanın kim olduğunu görmesini engelliyor. Daha önemlisi, aynı hal kendisinin daha kolektif olduğunu anlamasını engelliyor, evrensel neo-proleter gibi: gezegendeki bütün insanların günlük olayları karanlık ve sıkıntı içinde deneyimlemelerinden engellenmelere ve gönülsüz ölüme kadar. Bu tip bir proleter, sadece adet üzeri üstün gelir.

Bu bolca önceden tasarlanmış kimlikler, gezegendeki bütün toplumlarda ‘kültürel savaş’ durumuna yol açıyor (ayrıca uluslararası), kimlerin rejim lehinde yarış içinde oldukları gezegende. Ayrıca, bu durum saygıdeğer vatandaşların daha sıkı güvenlik önemlerini talep etmelerine de neden oluyor.

Şirketçi Burjuva Demokrasisinin diktatörlüğü gücüne karşı her türlü direnişi bastırıyor: direnişin sosyal esaslarını ölüm kokuları saçan politik partiler, ticaret birlikleri ve diğer politik oluşumlar içine hapsediyor. Hiç duraksamıyor, sadece sıklıkla özgürlükçü hareketleri bastırmak ve özgür irade hakkını reddetmek için gezegenin bölümlerini ‘demokratikleştiriyor’. (Irak’taki AB, Filistin’deki İsrail, Makedonya’daki Yunanistan)

Dünyanın doğal dengesini yok etmekte, bütün eko sistemi imha etmekte, doğayı başlaştırmakta ve bedenlerimizi yemeklerin niteliğiyle bozmakta sakınca görmüyor. Hepsi ilerleme, bilim ve medeniyet adına.

Bütün bu otoriter modellerin karışımı içinde zamanla medeni dünya bizi, insanların eskiden sahip olmadan (ironik bir biçimde) daha iyi şartlarda yaşadıkları bir yaşam kalitesine sahip olduğumuza ikna ettiler.

Tıbbi Rejimin nimetleri artan nüfus ve ortalama yaşam standartlarıyla basitçe ücretli kölelerin sayısını artırıyor ve aynı zamanda bu ücretli kölelerin yaşam standartlarını mutlak asgari seviyede tutuyor.

Şehirdeki yaşam insanları hayatın deneyimlerinden, doğanın fenomeninden gözlemleme ve öğrenme deneyiminden uzaklaştırıyor, fiziksel alan deneyimini yok ediyor ve bunları eskiden sıradan olan deneyimlerken (fiziksel işçilik, dışarıda hayatta kalma gibi.) sonradan kırılgan deneyimlere dönüştürüyor.

B. Dünya Devrimi medeniyete karşı olmalı

– Dünya iletişim ağındaki organizasyonumuzun katalizörü: bütün küskünleri ve başkaldıranları kendi seslerini yükseltmeleri için çağırıyoruz, ister makalelerini karşı-bilgilendirici medyaya yollayarak, ister kendi bloglarını oluşturarak, kolektif tartışma ortamları yaratarak, kapitalist web sitelerini çökerterek.

– Kendi çalışma ortamlarını kendileri organize etmeleri, kendi sistemlerini üretmeleri, konsensüs güvencesi altında, üretim mekânlarını ele geçirmek ve yatay bir sistem üretmeleri için bütün işçileri çağırıyoruz.

– Kendi binalarını ele geçirmeleri, bütün parti yardakçılarını kovmaları, teori ve pratiği kendi hayal güçlerine, tabiatlarına ve düşüncelerine göre yeniden oluşturmaları için bütün lise ve üniversite öğrencilerini çağırıyoruz.

– Bir araya gelmeleri, ilaç şirketlerinin ilaçlarını reddetmeleri, beyinlerimizi hırpalayan medeniyeti yok etmeye yarayacak fikirler üretmeleri için bütün Klinik Depresyonun yükü altında yaşayanları çağırıyoruz.

– Kurumlar onları yersiz yurtsuz insanlar haline getirdiği için onları yabancılaştıran medeniyeti yok etmeleri ve öfkelerini birleştirmeleri için bütün göçmenleri çağırıyoruz.

-Bilim Rejiminden istifa etmeleri, özgürce kolektif bir halde nasıl zararsız ve tükenmez enerji (güneş, rüzgâr ve jeotermal enerji gibi) üretilebileceğinin yolunu bulmaları için bütün bilim insanlarını çağırıyoruz.

-Kendilerine ait her şeyi mümkün olan maksimum düzeyde, üretim düzeyinde kamulaştırmak ve sabote etmek için devrimin olabileceğini unutan herkesi çağırıyoruz. Başarabiliriz ve buna değer!

-Burjuva yaratıları içinde hayal güçlerini harcamaktan vazgeçmeleri, mücadelemize katılmaları, hayal güçlerini Dünya Devrimini şekillendirmeye harcamaları için bütün burjuva sanatçıları çağırıyoruz.

– Üretimlerini kolektifleştirmeleri, kapital için aşırı tüketime son vermeleri, insan dostu üretim tekniklerini ve tarım sayesinde özgürce yaşamayı öğretmeleri için bütün çiftçileri ve zirai üreticileri çağırıyoruz.

– Et üretimine derhal el konulmalı ve bütün hayvanlar özgür bırakılmalı! Et üretimi cinayettir!

Özgürleşme hareketini ve çok önemli olan yandaş-bilgilendirmelere devam ettirmeleri için bütün anarşistleri, komünistleri ve özgürlükçüleri çağırıyoruz.

Üretim sürecini sabote etmek ya da kendimize göre tekrar oluşturmak, bağımsız yiyecek üretimi oluşturmak, var olan kaynaklara el koymak, şehirlerde bağımsız mekânlar oluşturmak ve bağımsız enerji biçimleri planlamak, tarihi geçmiş paraları karşılık olarak verebiliriz. Özgürlüğün sıcak rüzgârı gibi yayılacak değişik biçimlerde ve çokça anarşist kültür ürünü, yandaş-bilgilendirici iletişim ağları yaratabiliriz.

Devletlerin bize yönelik her türlü saldırısı isyanımızla karşılaşacak, fakirliğin, depresyonun, mahrum edilmenin isyanı. Zamanı avuçlarımız arasına alacağız!

Atina’nın aralık ayının isyanına dünyadaki devrimcilere esin olmaları için izin verin!

Dünya insanları, birleşin!

Anarşi ve özgürlükçü komünizm için!

Özgürlük için!

Sınırsızlık için!

Çok yaşa Dünya Devrimi!

yunanistan’da genel grev

Yapayım mı kıyaslama? Yok yapmıyorum…

 

yunanistan’da yaşanan olaylar ve yansımalarına ilişkin her türlü bilgi için;

sokakta bir hayalet

“the economist” tırsmış

“Bir anarşist enternasyonal mümkün mü? Bu ay Yunanistan’ı darmadağın eden yeni başlamış ama tutkuyla süren eylemlerin, bir uluslarüstü versiyonu?… [Y]unanistan protestoları’nın arkasındaki psikolojik itki – 15 yaşında bir gencin polis kurşunuyla vurulmasından sonra cisimleşen, bütün iktidara duyulan öfke – bolşevikleri kıskandıracak bir şekilde hemen anında aktarılabilir. Bugün görüntüler (duran ya da hareketli) kelimelerden çok daha hızlı yayılıyor, ve görüntüler doğal olarak dil bariyerlerini yıkıyor. Başta yerel bir Yunanistan olayı olarak başlayan bu protestolara duyulan sempatinin yayılması, asıl küreselleşme karşıtı hareket üzerinde büyük etki bırakır. Hareket şimdiye kadar spontan ama bir ağ şeklinde birbirine bağlı örgütlenme yerine seçilen önemli zamanlarda büyük toplanmalar gerçekleştirdi. Bu metodlar bugün eskimiş görünüyor. İktidarlar, “ağ şeklinde örgütlenmiş anarşinin” tehdit ettiği tek şey değil.”

isyandan blog çevirmiş, kapitalizmin en büyük yayın organı olduğunu düşündüğüm bu derginin ekim ayında yaşananlardan sonra kulaklarını çınlatmıştık. the economist: ekim