Etiket: yol

Solkatt – Petrichor

Solkatt yani Şafak Özalan’ın geçen yıl Journey isimli albümünü yayınlamıştık. Üretimine devam edip yeni albüm ile karşımıza çıkması gülümsetti. Durmasın diyoruz.

Petrichor yağmurdan sonra gelen toprak kokusu anlamına geliyormuş. Eminim hepinizin o çok sevdiği koku. Albüm ise Anadolu topraklarından çıkan melodi ve ritimlerin yeni nesil downtempo, deep house ve IDM ile buluşturmayı heveslemiş. Inorganik ve organik bir dünya yaratma çabası başarı ile sonuçlanmış. Üstüne bir de kar beklediğimiz bu günlerde huzur veren bir klip de paylaşmış. Daha fazla söze gerek yok. İyi dinlemeler.

Solkatt – Petrichor

arpa üzerine / bir gece yarısı

bir gece yarısı; tırların, otobüslerin, arabaların geçtiği yolun kenarına oturdum.
dizlerimin altında, bir o kadar daha; tırlar, otobüsler ve arabalar geçiyordu.
arada ufak bir bariyerin olduğu, hemen arkamdan geçen tırlar, beni titretiyordu. uykusuz gözler misali titretiyordu.
daha sonra dizlerimin altından, bir siren sesi duydum.
bir ambulans geçiyordu.
belki biri ölüyordu, belki biri doğuyordu.
düşünmek için fazlasıyla vaktim vardı.
gülümsedim.
doğum mu daha iyiydi, yoksa ölüm mü?
dizlerimin altı doğum, üstü ölüm müydü?
biramdan bir yudum daha aldım.
arabalar bir o yana, bir bu yana, hızla akıyordu.
herkes bir şeyler için uğraşıyordu.
herkes gün gelip, o ambulansa biniyordu.
tüm uğraşılan şeyler,
o ambulansa binmek için miydi?
ya da tüm uğraşılan şeyler,
bu bariyerin arkasına oturmak için miydi?
şişemi ambulansa fırlattım!

bir sigara yakıp göğü seyretmeye başladım.
gökteki yıldızları kaybeden müteahhitlere küfretmeye alışmıştım.
bu artık eskisi kadar canımı yakmıyordu.
her şeyden elimi ayağımı çekmiştim.
artık insanlar gökteki yıldızlar yerine, yeryüzündeki yıldızları seçmişti.
bunu kabullenmiştim.
halbuki onlara benzememek için, elimden geleni yapıyordum.
elimden gelen sadece onlara benzememekti.
oysa ben de elimde, bir yıldız tutuyordum..
hiç bırakmayacak gibi tutuyordum!

saat bir hayli geç olmuştu.
trafik geçmiş saatlere göre bayağı boştu.
evlerin ışıkları sönmüş, camiler kilitlenmişti.
gökyüzü ile baş başa kalmıştık.
hem yıldızlar da, geçmiş saatlere göre daha belirgindi.
”biz buradayız”der gibi.
yıldızlar ile derin bir sohbete daldım.
yayınevlerinden, kitaplardan, dizilerden, hikayelerden, dinden bir çok konuda konuşuyorduk.
darbe hadisesini bile konuşmuştuk!
yıldızlara göre; yayınevleri, kitaplar, diziler, kadınlar, hikayeler hepsi birer yıldızın parçalarıydı.
peki kim yaratıyordu bu yıldızları?
yıldızlara göre ‘yaratıcı’; insanoğlunun oluşturduğu bir parçaydı.
sadece bunu yok edecek bir müteahhit bekliyorlardı..
göğe bakıp kahkaha atmıştım..

Neal Cassady

Hızlı bir giriş yaparak başlamak istiyorum ve bunu Neal Cassady ile gerçekleştirebilirim. Hızlı yaşayıp hızlı ölen, Beat Kuşağı’nın ruhu olan kutsal şoför. Allen Ginsberg’in ”Uluma” şiirindeki tabiriyle Denver’ın Adonisi! Neal Cassady’nin çocukluğu zor şartlar altında geçmişti, belkide serseri bir yaşam biçimini benimsemesinin sebebi buydu. Annesini 10 yaşındayken kaybetmesi ve alkolik babasıyla geçen çocukluğu Neal’i aile sevgisinden yoksun bıraktı. Babasıyla birlikte Denver’ın getto bölgelerinde bir yaşam sürüyor olmaları, Neal’i hep derin bir şekilde düşündürüyordu. Çevresindeki insanlara baktığı zaman gördüğü o ümitsizlik onu derin bir hüzne boğuyordu. Zamanla kanun dışı olayların içine girdi.Daha 10’lu yaşlarının başında araba çalmaya başladı. Islahevinde geçirdiği yıllar Neal’in çalma(araba, dükkan hırsızlığı vs) tutkusunu yitirmesine sebep olmadı ve çalmaya devam etti. Defalarca kendi kimliğine aykırı olan, insanın ”özgürlüğünü” eriten o yere girip çıkıyordu ve bu onun için sıkıcı bir hal almaya başlamıştı. Çünkü Neal gibi birisinin durmaması gerekiyordu. Ruhunu yok eden bu ritmik buhranı geride bırakarak kendine bir yol çizdi.

Amerika’da gezinip duruyordu bilge adam, bunu bazen otostop yaparak bazen ise çaldığı arabalarla gerçekleştiriyordu. Yol boyunca gittiği barlarda bolca içki içerek; karşılaştığı kadınla yatarak ve uyuşturucu kullanarak kendini buluyordu. Bazen de eşcinsel olmamasına rağmen parasızlık çekmesi nedeniyle erkeklerle yatıyordu. Neal, hayatı sıkıcı yapan tüm zincirleri; yola çıkarak kırıyordu. Yolda aşkı yaşadı. Yolda bir arayış içersindeydi. Uzun yıllar boyunca görmediği babasını aradı; donuk bakışlarıyla yaşlı ayyaşları süzdü…

Yol onun için bir nefes, yeniden doğuş; hayatın tüm sınırlarını bedensel ve zihinsel olarak yok eden; cazın ”ölü” bedenlerin ruhlarına işlediği ilahi bir güçtü.

Neal Cassady’nin Jack Kerouac ve Allen Ginsberg ile tanışması dünya edebiyatında bir dönüm noktası olduğunu söyleyebilirim. Jack’in yol hayatı Neal ile tanıştıktan sonra başlıyor. Neal ile Jack birlikte, bazen ise ayrı olarak Amerika’yı baştan başa dolaştılar. Yolculuğun sonunda Jack bir otel odasında haftalarca kalarak  ”Yolda” romanını yazdı. Neal, Amerikan karşı kültürünü oluşturacak olan edebiyat oluşumunun   mükemmel bir şekilde ortaya çıkmasını sağladı. Neal Cassady yazınsal düzeyde yetenekli olmasına rağmen bir ”yazar” olmayı seçmedi. Yazmaktan çok yaşamaya önem veriyordu. Ama bu dünyaya bir kitap bırakmalıyım diyerek  çocukluğunda yaşadığı zorlukları ve gençlik deneyimlerini ”Üçün Biri” adlı otobiyografik romanına yazdı.

Neal Cassady hakkında bundan çok daha fazlası yazılabilir, çizilebilir.  Beat Kuşağı bir edebiyat olmaktan sıyrılıp sosyolojik bir hareket olmuştu ve hala da etkisini sürdürüyor. Neal Cassady bu hareketin önemli isimlerinden biriydi. Neal herkese özgürlüğün ”yolda” olduğunu gösterdi.

Neal’in cesedi  Meksika’da terk edilmiş bir demiryolunun kenarında bulundu. Her demiryolunun ucu Neal’e uzanır.

”I think of Dean Moriarty.”

roads of kiarostami

the roads of kiarostami, 2005 yapımı abbas kiarostami belgeselidir. izlenmelidir, yollar anlatacaktır. 

yol insanın yolculuğunun ifadesidir, hükümlerinin arayışında
yol huzuru olmayan bir ruhun resmidir
ve vücud ruhu bir yerden bir yere taşıyan bir yük hayvanıdır
yük hayvanını ihmal eden her kim olursa yolculuğun sonuna ulaşamayacaktır
ama insanın yolculuğu devam eder
yollarımız kendimize benzer, bazen taşlı bazen döşeli
bazen kavisli bazen dosdoğru
ve dünya üzerinde takip ettiğimiz rota yolun üzerindeki çizikler gibi
ve içimizde başka yollar da var
keder yolları, sevinç yolları
aşk yolları, düşünce yolları
kaçış yolları
ve bazen nefretten doğan yollar
bizi yok eden yollar, hiçbir yere gitmeyen yollar
durgun bir nehir gibi sonu olmayan yollar
yol insanın kaçtığı yerlerin itirafıdır
gitmekte olduğu yerlerdir
yol hayattır, yol insandır
ve insanın yolu, varoluşun sayfasında ancak küçük bir çiçektir
bazen sonuç olmadan bazen de galip.

çeviri: etilen