Etiket: yokluk

elimde tren saatleri

Bir kitabın okuduğum son sayfasını kıvırıyorum.
Kitap kırıldı mı kıvrıldı mı?
Sokak boş, mevsim kış, soğuk.
Sokakta insan yok,
İnsan yok İstanbul’da.
Sarı çizmeli memet ağalar parsellemiş.
Hava her gün yağmurlu sanki.
Ve çimento dumanı yükseliyor şehirden.
Dahası var, dahası yok.
Yüzün var kirli bir araba camında,
Ya da ben dün çok içtim.
Elimde tren saatleri.
Battaniyemde tutunmuş saç telleri var.
Yerde tutunamayanlar var,
Oğuz Atay’dan.
Aklımda şiir yazmak var
Bunu yazıyorum (adı yok).
Okurken tekerleme efekti veriyorum yazdıklarıma.
Tekerleme bile bittiğinde birileri oyuna başlar ya da çıkar oyundan,
Ben karar veremiyorum.
Kesinliği belli olmayan bir soğuk var (termometrem yok)
Bir yudum çay alıyorum,
Şeker yok (olsun).
Ben zaten çayı şekersiz içiyorum.
Şeker yok, kaşık var, tabağın kenarında.
İnsan yok İstanbul’da.
Dört duvar bir ben sohbet ederken,
Son yudumuyla çayın, kaşık ters dönüyor,
Kesinliği belli olmayan sıcak bardağın üstünde.
Sürüce alışmışken eşyayla imaya
Ben seni nasıl suçlayabilirim?
Seviyor musun diyorum,
Sesin yok, kaşık var, kaşık ters.
Kaldıkça benziyoruz, kaşık , ben, duvar vb.
Banyodaki sarı terlikler mesela
Irkçı saldırılara maruz kalıyor
Elimde tren saatleri.
Benim için bazıları sana geliyor,
Bazıları senden gidiyor.
Zaman var, vakit yok.
Duruyor, duruyoruz ileri geri.
İlk okulda resim derslerinde çizilen,
Standart doğa portresindeki akarsuyun,
Başladığı noktada duruyorum.
Nokta büyük ben küçük.
Perspektifi ayarlanamamış bir hayatın,
Kahraman olmayan beyaz yakalısıyım.
İlk okulda duruyorum,
Tenefüs zili olan anlamsız pop şarkı kulaklarımda,
Zihnimde hababamdan hafize ana,
Elinde alaturka zil.
Konu sana gelince alaturkalaşıyorum.
Kafiyeye kayıyor şiir,
Ulamayı Cüneyt Arkın’dan biliyorum.
Söz var sanat yok, sanat var.
Ayna bana bakıyor dik dik.
Masumluğu kerpetenle sökülmüş,
Çocuğun hatıralarıma çivilediği,
Küfürlü tekerlemeyi söyler gibi,
Dik dik bakıyor ayna.
Aynanın da iki yüzü var, biri kör.
Aynada duruyorum,
Duruyorum.
Kondüktör elini uzatıyor.
Trenin sesi çocukken öğrendiğimiz gibi değil,
Yalanlara bir eskisi daha ekleniyor.
Bilet kesilmiş,
Tren duruyor.
Ben duruyorum,
Durak gidiyor.
Ben varım,
Sen yok!

Çağımıza Bir Ağıt

Hiçbir şey değişmedi ve hiçbir şey değişmeyecek. Süleyman’ın deyişi ile, artık bu dünyaya yeni bir şey gelmeyecek. Dönüşüm tamamlanacak ve hayat bir döngü, sonsuz bir dönüş halini alacak her birey için, hepimiz yaşadıklarımızı saniyesi saniyesine tekrar edeceğiz, seslerimiz yok olmayıp sonsuzda yankılanacak tekrar tekrar.

Toplumlar manipülasyona maruz kalmaya devam edecekler, mikro ve makro iktidar savaşları insanlık kendini yiyip tüketene dek devam edecekler. Biz ise, içine atıldığımız absürde bir anlam bahşedebilmek için ölene dek kendimizi yiyip bitireceğiz, acılar çekeceğiz, rüşvet olarak gülümsemeler elde edeceğiz.

Hayat bir tefecidir, mutlulukları verip, borcunu üstüne katlayarak alır. Mutluluklarımız karşılıksız değil, sonsuz bir diyalektik içindedir, tıpkı hayatın sonsuz bir döngü, bir çember oluşturması gibi. Yeni olduğunu düşündüğümüz her şey önceden vardı, unutuşun melekleri ağzımıza bir miktar bal çaldı.

Her şey ucuz ve gösterge halinde, her yerde bilgi çokluğu ve anlam yokluğu hüküm sürüyor artık. İçtiğim tütün bile kendisi değil, ibadet edilen tanrı bile, kendisi olduğunu reddedecektir var ise, ibadet edilenin. Kendi keyfimize göre dönüştürüyoruz her şeyi, kendi keyiflerine göre dönüştürüyor artık insanlık her şeyi.

Artık insanlığı hiçbir şey değiştiremez, yaptığımız beyin fırtınaları, entelektüel mastürbasyon haricinde bir şey değil. Tüm düzen kurulmuş, sistem insanları eleyip, eritiyor ve sistem kendi varlığını yadsıma üzerine kurulu iken, onu maddesel halde gördüğünü kanıtlayanlar bile kanıtladıklarının gerçekliğini nasıl kanıtlayabileceklerini bilmiyorlar.

Fikirler geliştirilmiyor, oluşturulmuş fikirlere tapınıyoruz artık. Oluşturulmuş fikirlere kendi benliğimizi teslim ediyoruz, fikir oluyoruz. Çırılçıplak, yürüyen, beyni olan fikirler oluyoruz.

Bir şeyler elde etmek için bir şeyleri feda ediyoruz.

İmanı, iman edilecek tanrıya değil, eskiden iman etmişlere iman olarak görüyoruz. İbrahim’e ağlıyoruz, fakat İbrahim’in imanını yönelttiği nesne-özne varlığa iman etmiyoruz. Müminliğin ikilemi, iman etmek istemeden, iman etmekte müminler. Absürdü imansızlık olarak niteleyip, tanrının yaratımının kökenindeki absürdü reddediyor müminler.

Ve aşklar, aşklar sadece öteki aşkları unutmak üzere, eski aşkların üstüne kurulmuş simülasyonlar. Gülünesi aşklar.

Bengi – dönüş, sürüyor ve sürecektir de.