Menü Kapat

Etiket: yaşam (sayfa 1 / 2)

sonsuz dikkat dağınıklığı

bu sürede iletişim ve enformasyonun yaratıcı kapasitesi yavaşça fakat kesin olarak tükenir. her yeni iletişim ve enformasyon aracından, örneğin elektrikten (“elektrik perisi!”; elektrik artı sovyetler!”), ardından telefon, radyo ve televizyondan mucize beklendi: gündelik hayatın biçimini değiştirmesi. sanki bu değişim bir araçtan ya da aracından kaynaklanablirmiş gibi. bu araç ya da medya, olsa olsa dolayımlayıcı işlemden önce var olanı ya da bu işlemin dışında cereyan edeni aktarabilirler. günümüzde iletişim yansıtıyor, ne daha fazla, ne daha az. bu araçların çoğalmasının ve karmaşıklaşmasının sonucu ne oldu? gündelik hayat başkalaşacağına, tersine, mevcut haliyle gündelik hayat, yani belirli, tek başına bırakılmış, ardından da programlanmış gündelik hayat iyice yerleşti. bunun sonucunda, kamusalla özeli birleştirmeden karıştıran, ayırt etmeden ayıran bitmek bilmez bir mübadele içinde kamusalın özelleştirilmesi ve özelin kamusallaştırılması (reklamı) meydana geldi ve hala da böyle sürmekte.

“gündelik yaşamda sosyal medyaya odaklanmak” kitabın alt başlığı. sosyal medya terimini kendi içimde sosyal olmayan medya mı var diye sorgularken yazar dominic pettman’ın da aynı soruyu sorması şahsen kitap ile yakın ilişki kurmamı sağladı. ardından dikkat dağınıklığı konusunda da sosyal medya öncesinde neye odaklanmıştık da şimdi dikkatimiz dağıldı önermesi ise ayrıca alkış topladı.

konuyu daha fazla dağıtmadan adından da anlaşılabileceği gibi hepimizin içinde bulunduğu durumu tartışıyor kitabımız. muhtemelen siz de bu yazıya sosyal medya aracılığıyla ulaştınız. etilen’in uzun süreler derdi olan televizyonları bile geride bırakan bu mecraların yarattığı yeni ilişki biçimleri üzerine oldukça geniş bir kaynakça ve referanslar ile kısa bir özet geçmiş dominic. sonunda da okuduğunuzda akıllı telefonunuz ve bilgisayarınız aracılığıyla yaptıklarınızı sorgulatan leziz bir eser ortaya çıkarmış.

gezegenin ve ülkenin başı dertte iken pek çoğumuzun kafamızı sosyal medyaya gömmeyi tercih ettiği günümüzde arada da olsa kafanızı kaldırmayı ihmal etmeyin. karanlığın var olmadığı yerde buluşacağız.

Sonsuz Dikkat Dağınıklığı – Gündelik Yaşamda Sosyal Medyaya Odaklanmak
Dominic Pettman
Türkçesi: Yunus Çetin
Sel Yayıncılık
2017, 126 sayfa
ISBN 978-975-570-874-4

-E Bilmek

Yaktığım son sigaranın vişne kokusu odamda
Yan yana dizilmiş aynalar.
Bu gece dehşetli istekliyim,
Dikkat et pijamanın yırtıldığı yerden öpebilirim.
Yeşilinde kaybolan şehirlerden
Yeşili kaybolan şehirlere transfer olduğumdan beri
Yüksek binaları sevdim.
En azından bir ağaçmışçasına
Gökyüzüne uzanmak istedim.
Bu gece dikkat et
m2 sini bilmediğim bir odada
Oksijensizlikten ölebilirim.
Görmediklerimle hayatta kaldığım gerçeği
Körlüğe olan özlemimi arttırıyor.
Alaturka bir türkü dinlerken
Termik santrali henüz olmayangillerden
İçeriye köy kokusu doluyor.
Anlatımı da bozuyorum
Anlaşılmayı beklerken.
Havada oksijende çözünmüş gerginlik kokusu.
Dikkat et modern zamanlarda
Tek yeşili mezarlıklar kalan bir şehirde
Ölebilirim!
Nefes al,ver, al , ver …
Alma, verme, sus, öl…
İçime attıklarım damarlarımda kan
Niyetine dolaşırken
Havadaki yüzde 21 oksijenin
Faydasını görmeden
Ama yine de tükürüğümde boğulmadan
Ve boşalırcasına kötü niyetlerinizin üstüne
Son nefesime dahi acımadan
Ama bu kez susmadan
Tanımadığım yüzlerden örülmüş bir taş yığınında
Ölebilirim!

Entropi

Günün birinde bir aptal, bir diğer aptala demiş ki; ‘’Galaksilerin spiral yapısı ve enerji dağılımındaki eşitsizlik beni huzursuz ediyor. ‘’ Söylemiştim sadece aptal.

Diğer yandan bir sokaktan bir diğerine geçerken elindeki telefonla oynayan genç kız, kırmızı bir pikap kullanan dikkatsiz sürücü tarafından 88 parçaya ayrılıyor.

Aynı gün, ne tarafına gitsen kuzeye çıktığı, bitki örtüsünün olmadığı sadece paytak yürüyen penguenlerin mutlu olduğu, o buz kaplı kıtada hayatının 18 senesini bilimsel çalışmalara adayan bir dangalak kullandığı kar motosikletine aşırı yük yüklediği için incelen buz tabakasından içeri kestirme bir yol bulur ve macerasını hayallerinin bile ulaşamayacağı bir soğukluk içerisinde bitirir.

Zaten evrenin en komik yönü de budur. Bir şeyler hep olur.

İnsanın en komik yönü ise sebep bulmasıdır. Evrenin karmaşası tek başına yeterli değilmiş gibi muhakkak bir sebebi olduğuna inanmasıdır, haksız da sayılmazlar ancak bu durumda atladıkları tek nokta sonsuz olasılıkların evrenin geneline hâkim olduğudur. Yani sebebi neydi ki? sorusu mantıklı olsa da bunun seninle bir alakası yok arkadaşım. Evrenin umurunda değiliz.

Totaliter inanışların, dinlerin, sabit fikirlerin tümü bu genel geçer kaosun mantığını kavrayamamanın sonucudur.

İnsanların başına gelenler karşısında takındığı tavırlar, bunları hak etmediğini düşünmesi ve bunun sonucunda seçilmiş, kutsanmış ya da lanetlenmiş olduğunu düşünmesi kişi için zararlı ve gereksizdir.

Biyolojik olarak büyük bir oyunun içinde değilsiniz. Bu hayata gelmenizin özel bir amacı yok.

Bir örnek vermem gerekirse; yaşamın sadece dünyada olması, yaşam için uygun koşulların sadece dünyada var olması yüzündendir.

dada bildirisi – 1918

Ailenin yadsınmasını doğuran her tiksinti ürünü dadadır; yerle bir edici eylemin, var güçle yumruklarda anlatılışı: DADA; incelik ya da uysal bir uzlaşmanın utangaç duygusuyla, günümüze değin yadsınmış tüm yolların tanınması: dada; doğuştan zavallıların dansı olan mantığın yok edilişi: DADA; tüm hiyerarşiler ve uşaklarımızca bir değer olarak ortaya atılan her tür toplumsal eşitsizliğin ortadan kaldırılması: DADA; eşyanın her biri ve tümü, duygular ve karanlıklar, görünüşler ve koşut çizgilerin belirgin çarpışması kavga için birer yoldurlar: DADA; belleğin ortadan kaldırılması: DADA; arkeolojinin ortadan kaldırılması: DADA; peygamberlerin ortadan kaldırılması: DADA; geleceğin ortadan kaldırılması: DADA; saflığın doğrudan ürünü olan her Tanrı’da tartışılmaz salt inanç: DADA; öbür küreye, uyum gözetmeksizin, zarif atlayış; haykırışçasına çınlayan disk gibi fırlatılmış sözün izlediği yol; ciddi, tasalı, utangaç, ateşli, güçlü, kararlı ya da tutkulu olsun, ona bağlı çılgınlıkları içinde tüm kişiliklere saygı; kilisesini, gereksiz, ağır tüm süspüsünden arındırmak, sevimsiz ya da sevdalı düşünceyi parıltılı bir çağlayan gibi tükürmek ya da onu göklere çıkarmak – olması ile olmaması bir büyük doyum duygusuyla- ve çalılıklardakine denk yoğunlukla, meleklerin vücutlarının ve ruhunun soylu ve altın kanı için saf, temiz böcekler. Özgürlük: DADA DADA DADA, kasılmış acıların uluması, çelişkilerin, aykırılıkların, kabalık ve tuhaflıkların, bağdaşmazlıkların sarmaşması: YAŞAM.

Tristan Tzara

albert camus – sisifos söyleni

Uyumsuzluk, anlaşıldığı andan sonra bir tutkudur, tutkuların en can alıcısıdır. Ama tutkularımızla yaşayabilecek miyiz, yaşayamayacak mıyız, yüreğimizi bir yandan coştururken, bir yandan da yakacak olan derin yasalarını benimseyecek miyiz, benimsemeyecek miyiz, işte tüm sorun bu.

albert camus’u anlatmaya gerek yok, doğrudan “sisifos söyleni”ne girelim. kitap II. dünya savaşı sırasında yayımlanıyor. savaşın etkisi ile birlikte intihar, yaşam ve uyumsuzu anlatıyor. sisifos ise bilmeyenler için yunan mitolojisinden. homeros’a göre ölümlülerin en bilgesi. tanrıları kızdırması sonucu kayayı dağın tepesine çıkarmakla cezalandırılan arkadaş ama tam tepeye vardığı anda taş bir şekilde aşağı yuvarlanıyor. camus da bu kısır döngüdeki trajediyi her deneyenişinde tekrar düşeceğini bile bile çıkarma gayreti olarak görüyor. en büyük uyumsuz kahraman sisifos hatrına okunmadan vazgeçilmemesi gereken eserlerden. sizindir.

download – albert camus / sisifos söyleni – .pdf

ferit edgü – giden bir kedinin ardından

burada zaman olmadığı için geçen bir şey yok. geçmeyen bir şey de yok.
pazartesi yok. cuma yok. yok bile yok.

gençliğinde varoluşçulukla ilgilenmiştin. buraya geldiğinde yokoluşçulukla ilgilenebilirsin. şimdiden hazırlan.

bizler için öte dünya, orası, sizlerin yaşadıkları dünya.
orada yiyip içip, okuyup yazıp, sevişip mevişip, yaşayıp gidiyorsunuz.
bizlerse buradan sizleri seyrediyoruz, sessiz kahkahalar atarak.

gene yaşadın: zındıklar burada tümüyle özgür, ne karışanları var, ne görüşenleri.
müminler ise sürekli tartışıp kavga ediyorlar.

burada düşünmek yok. çünkü düşünelecek,
yorumlanabilecek konu yok.
ama düşünceye yakın bir şeyler var. örneğin, yalnızsın, ama yalnızlık duygusu yok.
zaten için de yok, dışın da.

bedensiz de yaşamak oluyormuş.

hepsi yalanmış: ne cennet var burada, ne cehennem.

ferit edgü 1950’lerden beri bireyler ile ilgilenen bir insan. yıllar geçtikçe de bütün bu olgunluğunu ustalıkla anlatmaya devam ediyor desek yeterince klişe edebiyat dergisi yorumu yapmış oluruz ki bilenler bunu hiç sevmediğimizi bilir. giden bir kedinin ardından 3-5 cümle üzerinden pek kısa hikayeler ile felsefecilerin 500-600 sayfada anlattıklarını anlatabilen bir eser kanımızca ki bu da yeterince iyi olduğunu ve okumanız gerektiğini yansıtmaya yetiyor. zira bu kitapta anılar var. öyküler var. denemeler var. eski günler, yeni geceler var. insanlar var. hayvanlar var.
hayvana dönüşmüş insanlar var. doğu var. batı var. kısacası ölüm ve yaşam var.

giden bir kedinin ardından
ferit edgü
Sel Yayıncılık
2015, 120 sayfa
ISBN: 978-975-570-725-9

 

etilen sosyete . 2003 - 2018 . eskişehir

copyleft. hiçbir hakkı saklı değildir.