Etiket: yalnızlık

Yalnız olana öğütler

Yalnız olan yalnızca yalnızlığını
Bilmesi yetmez
Bilmeli ki yalnız olan yalnızdır
Kendine iyi bakmalı ki hasta olmamalı
Onun bir yerlerden gelecek
Parası yoktur
Geç kalmamalı işine
Mobbing ve yorgunluk
Değecek tenine
Ama yalnız olan
Sadece kendine yalnız değil
Tüm dünyadan sıyırmıştır kendini
Ama bunlardan yakınmamalı kimseye
Yalnız olan yalnızdır kendi bedeninde
Çok gece sarhoş olacaksa da
Bulmalı evin yolunu
Bilmeli ki yalnızlık geçecek bir hastalık değildir
Bir tavırdır bazen
Ya da bir kader
Yalnız olan kaptırmamalı hiç bir şeye
Hiç kimseye
Kendi en büyük hazinesidir
En büyük çöplüğü
Yalnızlık onun en büyük vasfıdır
Hep hayal kurmalı
Yoksa ölecektir
Yine de hayalllerin hayal olduğunu bilmeli
Yalnız olan özgürlüğünün sınırlarını bilmeli
Yalnız olan yazmalı
Ama bunlardan bir beklentisi olmamalı
Yalnız olan
Unutmamalı kendini
Ne kadar yakın görünse de
Başka bir hayat
Ama yalnız olan yalnızdır
Herkesten  özgürdür görünse bile
Hapishanesi kendisidir
Sınırlarını kendi belirlediği

elias canetti – sinek azabı

adlandırmak, insanın büyük ve ciddi tesellisidir.

yağmur beni mutlu ediyor, sanki dünyaya kolay ve acısız gelmişim gibi.

haklarında hiçbir şey bilmediği insanları çaresizce arayıp duruyor.

yalnızca bir kuyrukluyıldızın altında kıyafet değiştiren kız.

bir insanı yok eden bir renk.

güneşte kötü ve çirkin hale gelen insanlar.
soğuğun ve karanlığın iyi geldiği insanlar.

tekrarlayarak değersizleştirme. tekrarlayarak heyecanlandırma?

hayvanlarda ulaşılamaz olan şey: onların insanı nasıl gördüğü.

aradaki her şeyi bilen filozoflar

esaslı bir not defterine sahip olmanın önemini sadece düzenli not alanlar bileceğine inananlardanım. kişinin notlarını okumak, kendisini tanımak adına kullanabilecek en muhim araçlardan biri olabilir. dolayısıyla not alınız ve not defterlerinin kıymetini biliniz hatırlatmamızı bir kere daha yapmak isteriz.

not defteri demiş iken takdir ettiğimiz insanlar listesinde yer alan elias canetti’nin not defterine de oldukça saygı duyacağımızı tahmin etmeniz zor olmayacak. sinek azabı ya da canetti’nin yıllardır aldığı notlar, daha önce yayınlanmamış aforizmalar, hatıralar, alıntılar ve düşünceler kendisin tanımaya, kendisini daha iyi anlamaya fırsat veren harika bir özet olmuş.

9 bölümlük bu eserde işlenen konuların başında dil, iktidar, ölüm ve yalnızlık geliyor. bizim her bir bölümden aldığımız notların bir kısmını yukarıda siz okudunuz. bakalım siz hangi notları alacak ve paylaşacaksınız?

sinek azabı
elias canetti
türkçesi: necati aça
Sel Yayıncılık
2017, 131 sayfa
ISBN: 978-975-570-903-1

sanal zamanın duygu yüklü çocukları

Çok yalnızız, hem de çok…

Hepimiz yalnızlığımıza sanal çözümler bulmaya çalışıyoruz. Sinemaya gitmiyoruz, çekilen en yeni filmi bile izbe bir vcd’cide bulabiliyor, bikaç liraya edinebiliyoruz. Sonra iki değişik film izleyince kendimizi en ala sinema eleştirmeni sanıyoruz. Kitap almıyoruz, onun yerine Wikipedi’den filozofların önemli sözlerini okuyoruz. Bu yetiyor. Böylece hem paramızı hem de “çok değerli” vaktimizi harcamamış oluyoruz. Birbirimizin müzik zevklerine tecavüz ediyoruz, sonra onları da Limewire’dan indirip klasörlere taşıyoruz. Böylece 60ları,70leri ya da 80leri yaşamış olmamız gerekmiyor. Müzisyenlerin en popüler şarkıları neymiş buluyor, yalnız onları dinliyoruz. Zaten diğer şarkıları albümde boşluk kaldığı için yapmıştır diye umursamıyoruz. Doğumgünlerimizi Facebook’tan kutluyoruz. Sağdaki kutucuğa günde bir kere baksak kimsenin doğumgününü unutmuyoruz. Çok iyi dostlar oluyoruz böylece ve hediye masrafını ortadan kaldırıyoruz. Ama aslında hiç gerçek arkadaşımız kalmıyor gitgide, biz de buna inat sanal arkadaş listelerimizi kabarttıkça kabartıyoruz. Ne halde olduğumuzu smiley’lerle ya da durum bilgileriyle gösteriyoruz. Hal hatır sormuyor, birbirimizi aramıyoruz. İlkokul arkadaşlarımızın ne kadar değiştiğine bakıyor; bulunca sevinmiyoruz. Sadece bulmak istediğimizin adını soyadını yazıyor ve enter’a basıyoruz. Yemeği,çiçeği,şarabı internetten sipariş ediyoruz, sanal rakı sofraları kuruyor, sanal mezeler yolluyoruz masalara(!) Toplumun, ülkenin, dünyanın haline bakıp hayıflanıyoruz; “bu iş böyle gitmez”ler çekiyoruz oturduğumuz yerden. Aklı biraz çalışanımız heryerde devam eden savaşlara ya da zulme karşıtlık gösteriyoruz; internetten… İki farklı filmle, bi tane özlü söz öğrensek kendimize muhteşem bir “ilerilik” atfediyoruz. İnsanların çoğu ne kadar aptal oluveriyor birdenbire. En akıllı biziz zannediyoruz. Televizyon izlemeyi sevmiyoruz, aptal aptal programlar olduğu için, onun yerine sanal dünyada paylaştığımız bağlantılara gülüyoruz, “kotamızı” dolduruyoruz. Aynı zamanda çok da duyarlıyız. Bir “tıklamayla” aç çocukları doyuruyor, sokak köpeklerine bakıyoruz. Sonra aynı “tıklamayla” kendi “açlığımızı” doyuruyor, sonra profilimize bakanları paranoyakça öğrenmeye çalışıyoruz. Sıcak koltuğumuzda osura osura anlamsızca siteler arasında “koşturuyor”, sonra 100 metreyi 10 saniyede koşmuş gibi yoruluyoruz. Ama hayatında hiç osurmayan, geğirmeyen, kültürlü, duygu yüklü profiller hazırlıyoruz kendimize. Sonuçta bu sanal zamanda aslolan oluşturduğun profil, gerçekte kim olduğun değil. Eli kalem tutanımız, birkaç Nazım, Süreya okumuşumuz en ala edebi eserleri döktürüveriyor. Hiç acı çekmeden, hiç yokluk görmeden, hiç gerçek sevgiyi yaşamadan dünyanın en çok acı çekmiş en çok üzülmüş en çok ağlamış profilini oluşturuyoruz. Nasılsa kimse kıçımızı kaşıya kaşıya “bu mısraya ne tür bir kelime koysam” dediğimizi bilmiyor. Sızılardan, yürek yakan terkedilişlere kadar herşeyi seriveriyoruz insanların yorumlarına, puanlarına. Gerçek dünyadaki önemsenmeyişimizi unutuyor, bir anda “emeğine sağlık” ların insanı olup çıkıyoruz. Bizi sırılsıklam eden yağmurların, içimize işleyen rüzgarların bir önemi kalmıyor. Kötü havalarda evimizden çıkmıyor, sanal dünyadaki “profilimizi” besliyor, büyütüyoruz. Yolda yürürken birbirimizin suratına bakmıyoruz. Çünkü artık yolda yarattığımız profil yürümüyor, gerçek biz yürüyoruz ve bunun özgüvensizliğiyle hep yere bakıyoruz. Başka bir yerde sosyalleşemiyoruz. Alakalı alakasız yapıştırdığımız etiketlere denk insanlar bulup “burdan zor oluyor ekle istersen ….” diyiveriyoruz. Medeni cesaretimize sanal tavanlar yaptırıyoruz. Sanal köyler kurup, oralarda yaşıyoruz. Birilerini geçmek, bir puana erişmek hayatın anlamı olup çıkıyor. Bilmiyorum belki de hiç görmeyeceğimiz 230 arkadaşla mutluyuz ama bu sanal ve ruhsuz zamanın duygu yüklü çocukları olmayı başarıyoruz.

Mutlu cumartesiler….

bütün bir nesil benzin pompalıyor, garsonluk yapıyor, ya da beyaz yakalı köle olmuş. reklamlar yüzünden araba ve kıyafet peşinde… nefret ettiğimiz işlerde çalışıp, gereksiz şeyler alıyoruz. bizler tarihin ortanca çocuklarıyız. bir amacımız ya da yerimiz yok. ne büyük savaşı yaşadık, ne de büyük buhranı. bizim savaşımız ruhani bir savaş. en büyük buhranımız hayatlarımız. televizyonla büyürken milyoner film yıldızı ya da rock yıldızı olacağımıza inandık, ama olmayacağız. bunu yavaş yavaş öğreniyoruz. ve bu yüzden çok ama çok kızgınız.”

Tyler Durden – Fight Club