Etiket: yalan

Yalan

Hey sen!
İnsan, -oğlu olmaya çalışan yalan. Ya da her kimsen… Seni çağırmama ya da sana seslenmeme gerek yok. Nasılsa sende diğerleri gibisin.
Değil misin? Demek senin hakkında hiç bir şey bilmiyorum.
Gerçi haklısın.
Artık, havanın nasıl olduğunun ya da sokakların kaç hayat barındırdığının bir önemi yok. Betonlar arasına sıkışmış ağaçlardan, şehir trafiğine, modaya ya da gün geçtikçe artan ölüm ve tacizlere karşın bir twit atıp, toplumca duyarlı bir şekilde haberlerin sesini kısıyoruz. Birimiz değil, sen değil, ben değil, biz suçluyuz. Belki demir parmaklıklara hapsedilmedik. Fark etmez. Demir parmaklıkların telefonun, bilgisayarın, televizyonun, tabletin bak liste uzuyor teknolojik safsataların işte…
Günün aydın olsun. Bak bu farkındalığına geç kaldığın köleliğin. Yoksa sen biraz akşamdan kalma mısın? Uyanmayı boşver. O tatlı uykuyu kim bozmak ister?
Biliyor musun? Aslında sen; Unutmak istiyorsun. Beğenilmek istiyorsun. Mühürlendiğin ekranın, verdiği kurgusal dünyada uyuştukça uyuşuyorsun.
Zaten IOS ya da Android sisteminin yanında kaç para ederdi bilincin? Ne işe yarardı ki? Seninde diğer insanlar gibi kendilerini ya da yakınlarını sistemin dışına itecek bir durum olmadığı sürece rahatsız olmama hastalığın var. Zaten kayıtsızlık salgınından nasibini aldın. Artık, ne önemi ne de anlamı var. Değil mi?
Kiminin kimliği, kimininde tek çaresi olmuştu kayıtsızlıktan, suskunluk… Kabul.
Zaten ekranlar vardı. Gittikçe artan ekranlara, sığan hayatlarda anlam, paçavradan farksızdı. Edebiyata ya da felsefe yapmaya gerek yoktu. Boş muhabbetti, bu devirde anlam arayan kaldı mı ki? Zamanında Gılgamış’ın elinden kayıp giden ölümsüzlüğün sırrı gibi, kayboluyordu anlam. Hepimiz fabrika ayarı yaşıyorduk, yaşayacaktık. Daha ne istenilebilirdi? Düzen vardı. Belirsizliklere yer yok! Hepimiz aynı fabrikadan çıksak ne fark eder?
Haklısın, hakkında hiç bir şey bilmiyorum.
Ben de kendimden belki sosyal medya saçmalıklarından biliyorum, diyemem. Hayır!
Ben, ben sadece -bizden- biliyorum.
Solipsist ama birbirine bağımlı toplumlardan kurgusal safsatalara kadar yiten kültürlerden,
İnsan ve -oğlu olmaya çalışan yalan.
Kim olduğunu merak etmiyorum.
zannımca kayıtsızlıktan ibaretsin.

teyit.org

teyit.org yaygın bilinen yanlışlardan, sosyal medyanın gündemine oturan şüpheli bilgilere, medyanın gündeme getirdiği iddialardan, şehir efsanelerine birçok alanda doğrulama yaparak internet kullanıcılarının doğru bilgiye ulaşmasını sağlamak için çalışıyor.

teyit.org böylece birincil haber kaynağı olarak interneti kullanan yurttaşların ve sivil toplum örgütlerinin çevrimiçi platformlarda hangi bilginin doğru, hangisinin yanlış olduğunu öğrenmesini sağlıyor. teyit.org eleştirel düşünme alışkanlığını kazandırmayı ve yeni medya okuryazarlığını artırmayı amaçlıyor.

bildiğiniz ve yaşadığınız gibi “post-truth” diye adlandırılan bir yalanlar çağında yaşıyoruz. başta siyasiler olmak üzere, medya denilen kurumların ülkede herhangi bir güvenilirliği kalmadığı ortada. bunun yanında manipülasyona oldukça açık sosyal medya kanallarında çok fazla “şakacı” ve “troll” bulunması sebebiyle gerçek ve doğru bilgiye ulaşma konusunda ülkenin ciddi derecede bir problemi var.

bu probleme çözüm amaçlı hareket eden kaynaklardan biri ise “teyit.org”. üstte kendi yazdıklarından kendilerini nasıl sınıflandırdıklarını görebilirsiniz. özellikle popüler olan konularda bizce oldukça faydalı. yalanlara cevap verirken kullanmanız ve paylaşmanız dileğiyle.

teyit.org

hannah arendt – siyasette yalan

Siyasi emellere ulaşmak için meşru araçlar olarak kullanılan gizlilik ve kandırma, yani kasıtlı sahtekârlık ve açık yalan, yazılı tarihin en başından itibaren yaşamımızda olmuştur. (Diplomasi dilinde  “tedbir” adı verilen gizlilik, aynı zamanda arcana imperii, yani devlet sırları olarak da ifade edilir.) Doğruculuk hiçbir zaman siyasi erdemler arasında sayılmamış, yalanlarsa her zaman siyasi meselelerde kullanımı savunulabilir araçlar olarak görülmüştür. Bu konular hakkında düşünen herkes, meselenin felsefi ve siyasi düşünce geleneğimizde ne denli az yer tuttuğuna şaşırabilir, halbuki bu konular,  hem eylem dediğimiz şeyin doğasını hem de düşünce ve sözü kullanarak her türlü olguyu inkâr edebilme becerimizin doğasını anlamak bakımından hayli önemlidir. Bu aktif ve agresif inkâr becerisi, pasif olarak açık olduğumuz hata ve yanılsamalardan, belleğimizin çarpıtmalarından, duyusal ve zihinsel işlevlerimizin eksikliklerine atfedilebilecek diğer her şeyden açıkça farklıdır.

yazara gelmeden başlığa odaklandığınızda ee zaten bu bizim en iyi bildiğimiz şey diyeceksiniz. çağ biraz fiyakalı isim verme çağı. “post-truth” diye adlandırılan bir dönemdeyiz. politik gerçeklik yani politik yalan diyebiliriz. ülkemizde yalan söylenmeyen gün olmadığını biliyoruz. hem de yalan söyleyenler kendini o kadar inandırmışlar ki her durumda üste çıkmayı başarabiliyorlar. özellikle rakamlarla oynama konusundaki başarıyı eminim diğer ülke siyasileri kıskanıyordur. daha geçenlerde 16 yılda 4 milyar 39 milyon fidan dikildiğini açıkladı bir şahıs, inanmayan saysın dedi. kimse nerede bu fidanlar demedi. bu rakama ulaşmak için her gün kesintisiz 691 bin 609 fidan dikilmesi gerektiğini kimse sorgulamadı ama ilgili şahıs hala inanmayanlar gitsin saysın dedi.

hannah arendt, geçen yirminci yüzyılın en etkili düşünürlerinden olduğunu biliyorsunuz. siyaset bilimci, 18 kitabı, sayısız makalesi ve özellikle totaliter rejimler üzerine çalışmaları oldukça önemli. siyasette yalan adlı çalışması ise 1971’de pentagon belgeleri’nin ifşa edilmesinden sonra yazılmış. amerikan hükümeti ve politikaları üzerinden günümüzde yaşananların çok da çağa özel olmadığını hatırlatırken, baskılara boyun eğmeden mücadele eden insanların önemini de unutturmuyor.

bütün bu sansüre ve çabalara rağmen gerçeği paylaşmaktan çekinmeyen o güzel insanlarla okuyalım.

siyasette yalan
hannah arendt
türkçesi: imge oranlı, berfu şeker
Sel Yayıncılık
2018, 99 sayfa
ISBN: 978-975-570-920-8

Hayır

İfademin fakirliğini giderecek

Kelimelerimiz yoktu

ama ben de öfkeliydim

ve nefret ediyordum bir şeylerden,

Sonrası olan herkes uzaklara…

Diker gözünü

toplu konutlardan açlık 
Görünmez mi
Yıkılırsa da Sur
Akşam yemeği bir dakika gecikmezmiş
Şaşman gerekmez mi
Milliyetçiliğin ranta dönüş hızına
Ve yalanın insan ruhundaki yerine

 peki

Bu neyin ısrarı çürümüş vicdanların

Ayağı kırılan at bile bilirken sonunu

Sen insan tüm doğruların yıkılmışken

Neden ayaktasın hala

Terk etmek zamanı geldi

Sökün tutunan tüm parmaklarını kerpetenle

Dirileri de gömün ölülerin yanına,

olmaz yakın çünkü

Zaman artık dün ve şimdi değil

Şimdi hiç değil

Zaman sadece yarın, yarın ve yarın

Hayııır

Gerçek

gerçeği acı çekmekle yargılayan bir çağ bu.
dünya’nın ruhunu övdü bir nesil.
bir sonraki, yoksaydı bu ruhu.
ve şimdinin nesli, bilmiyor varlığını dahi.
venüs adına!
oysa,
iki göze sahipler
ve iki kulağa,
saygı duymuyorlar
ne doğaya
ne de antik olana.
gerçeği acı çekmekle yargılayan bir çağ bu.
lucifer’ın parlayışını övdü bir nesil.
bir sonraki, reddetti ışıltılı bilgiyi.
ve şimdinin nesli, cehalete ait

.
lucifer adına!
oysa,
antik mısır var geçmişte
ve babil,
saygı duymuyorlar
ne güneşe
ne de aya.
yalanı kutsamanın çağı bu.
yılanı kutsamanın yerine.

yalan

Totaliter ya da başka türden bir diktatörlüğün hüküm sürmesini olanaklı kılan şey, insanların bilgilendirilmemesidir. Bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olabilir misiniz? Herkes size mütemadiyen yalan söylüyorsa, bunun sonucu, yalanlara inanmanız değil, artık hiç kimsenin hiçbir şeye inanmaması olur. Çünkü yalanlar, doğaları gereği, değiştirilmek zorundadır; yalan söyleyen bir hükümetin de kendi tarihini durmadan yeniden yazması gerekir. Bunun muhatabı olarak, sonuçta önünüze hayatınızın sonuna kadar inanabileceğiniz tek bir yalan konmaz, siyaset rüzgârı nereden eserse ona göre değişen sayısız yalan konur. Artık hiçbir şeye inanamaz hale gelmiş bir halk da hiçbir konuda karar veremez. Sadece eylemde bulunma kabiliyetinden değil, düşünme ve muhakeme etme kabiliyetinden de mahrum kalır. Ve bu hale gelmiş bir halka dilediğiniz her şeyi yaptırabilirsiniz…

Hannah Arendt

via / e-skop