Umut çürür mü?

Bu yok(sun)luk,Gökyüzünden gelen birAlametle bildirilmişti bize.Ağaç dallarına kurdelelerBağlamamız,Taş duvarlar önünde ağlamamızFaydasız.Gözleri umutla bağlı bir ordununİlk hedefi neresi olabilirdi ki?Umuda bağlanmakHayattan kopmanın ilk adımıydı belki… … Taşlar oynadı.Yerden göğe bir yağmur.Yerin de sorulacak hesabı vardır gökten.Görmeyi reddettiğim anlarınYarattığı geçici körlüklerO kadar uzun sürdü kiDöndüğüm köşelerin haritasıKazılı bedenimde.Tanımadığım insanlar varEvimin içinde.Ve benim sorulacakTüm sorularım tükenmiş.Yurdum başka, dilim

Devlet, korkusuz ve umutsuz yapamaz…

İnsanlar, kendilerine boyun eğdirebilecek kesin ve belirli yasalar bulunmadığında, böyle bir yasal düzeni kendileri de üretmiş olmadıklarında, umutla korku arasında salınıp dururlar. Önünde sonunda tarihe şöyle kabaca bir göz atmak bile, siyasal rejimlerin çoğunun bu iki duygunun kitleselleşmesine dayandığını gösterecektir: Tebalara verilen umut ya da yüreklere salınan korku… Umut taşıyan günlerinde insanlar mümkün olduğunca küstahtırlar;

ortadoğu

yarın yine yapraklar canım oy yarın yine yağmurlar canım oy ardından yine soğuk ardından yine tipi yine palto, yine gocuk, yine odun, yine kömür, yine sövgü kara kışa yine bahara selam. ederler yine tombul tombul canım oy gelirler yine cılız canım oy kiralar yine azgın kuyruklar yine dilsiz yine mız mız sıkıntı, yine hep vıdı