Etiket: Ulrike Marie Meinhof

Kitap fuarı ya da düzenin yedi ceddi

Biraz sormak istiyorum, çok sordum hep dayak yedim. Bu kez de kitap endüstrisi hakkında sormak istiyorum. Ben biliyorum ki beni haklı bulanlar bile sorularım karşılığında bir fiskeyi benden esirgemeyecek ama ben hiçbir zaman diğer yüzümü dönmeyeceğim. İnsan hayatını kendi amprizminden türettikleriyle anlamlandırıyor. Ben bu sene İstanbul’daki kitap fuarı deneyimimle bir şeyler söylemek istiyorum. Bundan tam 10  sene öncesinde başladı kitaplarla aramdaki ilişki. O zamanlar ben her zaman kitap standının dışında duran kişiydim ve hep çaldım alamadığım ne varsa çaldım. O zamanlar sadece kitap çalmakta kararlı olan romantik bir anarşist olarak kitap fuarı benim için çok önemliydi. Bir kere yakalandım. Aynı kitabı iki kere çalmadım. Sonra pdf kitaplara bulaştım bilen çok azdır ama eskiden friendfeed diye çok tatlı bir paylaşım ağı vardı insanların pdf kitap paylaştığı çok güzel bir yerdi facebook’un satın almasıyla kapandı. Üniversiteye başladım okuldan atıldım sokaklarda kitap sattım. Sonra malum etilen sosyete’ ye geldik dört yıldır buradayız. Kitaplarla bağım hiç kopmadı ama yıllarca yazar-yayınevi-kitap-para ilişkisini hiçbir zaman diğer insanlar gibi anlayamadım. Bu sene ilk defa fuarda kitap standının arkasında durdum üstelik çalıştığım yer bir banka sermayesin kurduğu yayıneviydi. Ve durduğum yerden fuarın alışveriş merkezlerinden farkı yoktu. Müthiş bir tüketim çılgınlığı vardı domates gibi  kürk mantolu madonna  satılıyordu. Bu kadar kitap nereye gidiyordu peki herkes kitap okuyorsa dışarıdaki toplum neydi. Aydınlanmacı bir insan değilim ama Sabahattin Ali yi okuyan bir insan hiç mi onun hayatını dikkate almaz diye düşünüyordum. Sorularım gittikçe çoğalıyordu kitap bir meta mıdır, ne zaman metadır ne zaman değildir, matbaada işçi kanı bulaşırsa bir kitaba cümlelerin anlamı değişir mi? İlk çalışma günümde kendimi alçalmış hissetmiştim. Kitabın bende kutsal bir yanı yoktu ama onun bu kadar ayakaltı edilmesi ve bu kadar pazara açılıp üzerinde binlerce liranın dönmesi beni rahatsız etmişti. Ve sömürü, basım dağıtım işçileri, bunca kalabalığın çöplerini temizlemeye çalışan temizlik işçileri etrafında dönen entellektüel muhabbetler. Anlamlı bir şey bulmaya çalışıyorum ama hiç bir şey elime gelmiyor. Kitap listeleri hazırlayanları 5 kitaptan fazla almaması için ikna etmeye çalışıyorum. Olmuyor ikna olmuyorlar. Çok aç gönüllüydüler. Fazla insan tanıdım, orada tesadüfi olarak bulunan yani kitap çalmak için gelen parasız insanlar da gördüm. Günlerce kendime sordum bu kadar kitabın, cümlenin olduğu yerde güzel kalabilen bir şiir bile yok mu? Yok dedim ben galiba, gerçekliğin acısı beni bırakmıyor. They Live filminde gerçekleri insanlar taktıkları gözlükle görebiliyorlardı, bizim dünyamızda ise gerçeğin görünümü devrimci bir bakış açısıyla mümkün ancak ve aklıma Ulrike’nin bu sözleri geldi.

Dünyayı, bu acımasız ayrımı izleyerek algılayan biri için, artık normal, masum, doğal olan hiçbir şey yoktur… her küçük ayrıntı ‘yanlış hayat’a dayandırıldığından , kuşkuludur… kişi, hoşuna giden, beğendiği şeyler konusunda, iki kat dikkatli olmak ve daha fazla kuşkulanmak zorundadır… adorno, sakatlanmış yaşamdan yansımalar’ında şunları yazar: artık zararsız olan hiçbir şey yoktur… çiçeklerin üzerine düşen şiddet gölgesi görülmediği anda, bahar dalı bile yalana dönüşür; ‘ne kadar hoş’ gibi masum bir ünlem bile mide bulandıracak kadar nahoş bir varoluşun mazereti olur… artık güzellik ve avuntu yoktur – korkunç olanı gören, ona dayanabilen ve olumsuzluğun avuntusuz bilinci içinde yine de daha iyi bir dünya olasılığına bağlı kalan bakıştan başka…

Akademiye Sövgü

Artık akademide argümanların savaşı dilin savaşıdır. Var olan gerçeklikten ve onun sorunlarını çözmekten uzak, onu açıklarken mistik kafalara ulaşıp, iktidar -ol dedi oldu  tipinde övgüler düzdükleri çözümsüzlükleri üretip, bu çözümsüzlükleri yarıştırdıkları entellektüel pazarın çığırtkanlarıdır onlar. Liberal kesimin tuzağına düştükleri, Sovyetlerin çöküş buhranı zamanından beri kendilerini bu tuzaktan çıkarmak yerine dipsiz kuyuya eşelemekten başka bir şey yapmamışlardır. post- lar dillerden dile dolanırken herkes kendi argüman koleksiyonunu cüzdanları gibi taşıyor. Bunlara karşı çıkan bir çok kişi vardır elbette ancak onlar bu pazarın dışından seslenebildiler. Akademi artık aristokrasiden başka bir şey değildir. Kendileri söyleyip kendilerinin dinledikleri bir salon müziği. Tarihsel değişimin zorunlu olmadığı, devrim istencinin, herkes için özgürlük  fikrinin dayatmacı olduğunu bile iddia ettiler. hatta bu fikirleri iddia bile edemediler ortalığa saldılar. Devletin her yerde kendi propagandasını yapması hakkında tarafsız olan  bu kişiler, devletin varlığını isteyen veya değişim istemeyen kişinin diğerlerine devletin varlığını sadece susarak bile dayattığını göremediler mi? Derin iktidar analizleri yapan kişiler apolitizmin imkansızlığı hakkında neden konuşamazlar. Mıknatıs tutulmuş bir pusula olduklarını görmüyorlar. Yanlış anlaşılmasın, onları yol gösterici olarak görmüyorum yön değiştirmelerini daha anlaşılır bir metaforla göstermek istedim. Gerçeklik onların göremedikleri kadar uzak ve onların betimleyemeyecekleri kadar karanlık ve karışıktır sokaklar.

Bir yandan anti-otoriter politika yapıp, öte yandan evde çocuklarınızı dövemezsiniz. Ama politika yapmadan da evde çocuklarınızı dövmemeye uzun süre devam etmeniz mümkün değil. Yani rekabet koşullarını, aile dışında da ortadan kaldırmak için mücadele etmeden, aile içindeki rekabet koşullarını ortadan kaldıramazsınız, ki bu koşullarla aileyi bırakmaya başlayan herkes karşılaşır.

Ulrike Marie Meinhof