Etiket: turgut uyar

efendimiz acemilik

Hep bunu düşünüyorum. Zorlamadan, kendiliğinden düşündürüyor beni. Sanıyorum bu, sanatla falan değil doğruca yaşamanın kendisiyle ilgili. Düşünün, on yıl önce bir şiir yazmışsınız; bazı evrimler, gelişmeler geçirmişsiniz ama bugün de aşağı yukarı o eski yapıda, eski durumda başka şiirler yazıyorsunuz. Dünyada ve zaman içinde durduğunuz yer değişmemiş yani. Yahut eteğinizi bir yere çakmışsanız, siz yürüyorsunuz  sözüm ona, ama ardınızdan bir iplik uzuyor. Sizi o çakıldığınız yere bağlıyor. Diyorum ki insan,  nerede ise orada olmalıdır. Hiçbir dükkânda, hiçbir otelde, hiçbir komşuda bir şeyinizi unutmayınız. Bağlarınızı koparın. Derli toplu, hemen gitmeye hazır, köksüz.

Bir de şu var. Çok değil, on yıl önce, yeni diye, güzel diye sevip baş tacı ettiğimiz şiirlerin, bir deneyin, bugün kaçını sevebileceksiniz. Onlar güçsüz şiirler miydi de bugüne kalamadılar. Sanmam. Günlerinde sevilip sayıldıklarına göre iyi şiirlermiş, yeni şiirlermiş. Şiiri eskiten, kendi yapısındaki öğelerdir. Yahut şiirin bazı gerekleridir. Montaigne, “Beni Paris için en çok korkutan Paris’tir” diyor. Şiir için de öyle. Şiir, günlük olmak zorundadır. Gününde olmalıdır. Daha ileri gideceğim, inanır mısınız, bazen bir şiir yazıyorum, hemen yayınlamazsam, aradan bir iki ay geçerse yayımlamak gelmiyor içimden. Hiç değilse benim için eskimiş sayıyorum. Şiiri sadaka gibi düşünüyorum. Zamanında verilmelidir korkusu, kaybolmak korkusu.

Öbürünün bir de macera tarafı var. Orası da çekici. Durmadan yeni uyumlar, yeni alanlar keşfetmek. Uzun zaman romanın, hikâyenin tekelinde kalmış birtakım beşerî davranışları şiire sokmaya çabalamak. Hep yanılmak korkusu, kaybolmak korkusu.

Bilhassa insanla ilgili kalmaya çalışmak, bizi ister istemez uyanık durmaya, değişen çağ ve uygarlık karşısında insanı türlü yönleriyle kavrayabilmek endişesi, insanla uygarlıkla birlikte değişmeye, hiç değilse değişmeye hazırlıklı olmaya zorunlu tutuyor. Bu arada dile alışılmadık mısra yapıları getirmek –benzetmek uygunsa- kulağı arkadan göstermenin de güzel olabileceğini sanmak. Artık kolayca yenileyemeyeceğimiz, eskimiş yaşamımızda yerlerine alıştığımız kelimelere hiç olmazsa yeni düzenler, yeni özler içinde yeni ifade imkânları vermek. Okuyana bildiği kelimeyi birden yadırgatmak daha doğrusu. Kelimeleri tedirgin etmek. Örneğin duvar sözünü on yıl, yirmi yıl, elli yıl sonra başka bir anlamda yeniden bulmak, sevmek. Ama bunun sonucu bir çıkmaza varamaz mı? Elbet varabilir. Şu kadar diyeceğim: güçlü kişilerin bu işin üstesinden geldiği tellim görülmüştür. Bir yığın örnek var. Başaramayan, tuttuğu yolun sapıklığından değil, güçsüzlüğünden başaramamıştır. Yazmazsa kimseler bir şey kaybetmiş olmaz.

(daha&helliip;)

Karşılaşmalar

Sağ ayağım izmaritin yanına gelince durdum. Eğildim; yarısına dek içilmiş izmariti alıp cebime koydum. Kim atmış bunu bitirmeden?

Yusuf Atılgan – Tutku

Yurttan çıkıp yürüyorum, her gün aynı ben, aynı merdivenleri, farklı pantolonlar, farklı ayakkabılar bazen farklı düşünceler ama aklımın bir kenarında hep aynı seninle yürüyorum. Çantamda farklı kitaplar, kim bilir hangisinin iade edilme zamanı yaklaşmakta, bilmiyorum. Kütüphanenin önüne geliyorum. Geçen geceden kalma bir paket sigara çantamda. Sigara içmiyorum aslında ama tek tük de olsa bazen, biliyorsun. Bir sigara yakayım diye düşünüyorum içeriye girmeden. Siz de mi bulduğunuzda içenlerdensiniz yoksa? Evet, diyorum kendi kendime, bu da bir çeşit tiryakilik olsa gerek.

İçerken bir yandan bakıyorum kütüphane önündeki insanlara. Herkesin beklediği bir sen varsın sanırım… Yoksa neden kapı önünde, biz burada, ellerimizde sigaralar, hiç alışamadığımız, aslında bizim bile olmayan, başkasından aldığımız, bu iğreti, kötü kokulu ama içtiğimiz ama ciğerimizde dumanlar, sen, ben, bekleyenler, sana sarılanlar, senden ayrılanlar, kafasında seni büyütenler, hayal üstüne hayal kuranlar, kurduklarını yıkanlar, düşündükçe var edenler olmayanları, her şeyde anlam bulanlar ya da aradığını bulamayanlar derken bir sürü düşünceler uzayıp gidiyor. Sigaraya bakıyorum, filtrenin dibine gelmişim, son bir nefes kalmış fark ediyorum. Onu da çekip söndüreceğim derken elimden düşüveriyor sigara. Yerden alıp söndürüyorum fakat içimde bir garip his. Beklenmeyen bir bitişin verdiği huzursuzluk, ben böyle olsun istememiştim. O son nefesi de çekip yavaşça söndürürken kafamdakileri de sonlandıracaktım. Şimdi her şey havada asılı kaldı. Bir tane daha yakmaya karar verip bir sigara daha çıkarıyorum paketten. Her şey sil baştan tekrar etmekte, çakmak sesi, yakarken çıkan ateşe bakışım sonra kütüphane önünde bekleyenleri izlemem, seni beklediklerini düşünmem derken tıkanıyorum. Hayır, ikinci sigara fazla geliyor. Söndürmeliyim diye düşünüyorum. Bu daha yarım bir bitiriş olacak, emin miyim? Canım sıkılıyor, zaten sigara da söndürürken yamuluyor, kırılıyor, içindeki tütünler her yere dağılıyor, aynı kafamdaki düşünceler gibi.

Ani bir kararla parçalanmış sigarayla birlikte bütün paketi de atıyorum çöpe. Attıktan sonra da atmak yerine birine mi verseydim diye geçiriyorum aklımdan ama hayır, seni kimseyle paylaşamıyorum… Bu şey! Yalan. Koca bir yalan bu içtiğimiz, bu her gün yaşadığımız aynı merdivenlerde, farklı kot pantolonlarla. Üzerine ölü toprağı atamadığımız. Bir arkadaşın verdiği örnektir kafamda. Kadınlar diyordu, savaşa giden eşleri dönmeyince ama aylar ama yıllar, ama seneler gibi yıllar geçtikçe –geçsinler- ve gelmedikçe ölü bedenleri eş bildiklerinin, yani bir parça toprak atmadıkça ruhsuz bedenlerin üzerine, bitmeyen bir bekleyişin başrolleri… Onlar, onlar, onlar yani onlar basmadıkça sigarayı taşa toprağa, hep bir duman tütecek gibi mezarlarından.

En aşık olunan

Belki de en güzel aşık olunan insandı yeryüzündeki. Ne kadar mutlu oldu bilinmez, gerçi aşık olunan biri olmak veya aşık olmak insanı mutlu eder mi tartışma konusudur, ama geriye öyle şeyler bıraktı ki… Hem kendi ürettikleri ile, hem diğerlerine verdiği ilham ve aşk ile. İlk olarak, ikinci kocası olan, ve tabii ki şiirle az çok ilgilenen herkesin hayran olduğu o adamla başlayacağım, Tomris’e yazılanlara. Turgut Uyar, Tomris için bu dizeleri döküyor Türk edebiyatına :

Herkes seni sen zanneder.
Senin sen olmadığını bile bilmeden,
Sen bile
Seni ben geçerken
Derim ki,
Saati sorduklarında;
Onu ”O” geçiyordur
Kimse anlam veremez.
Tamir ettirmedin gitti derler şu saati.
Ettirmek istiyor musun demezler.
Bir bozuk saattir yüreğim, hep sende durur.
Zamanı durdururum yüreğimde,
Sensiz geçtiği için,
Akrep yelkovana küskündür.
Şu bozuk saat çalışsa benim için ölümdür.
Bil ki akrep yelkovanı geçerse,
Atan bu yüreğim durur.
Bırak bozuk kalsın, hiç değilse
Bir bozuk saattir yüreğim, hep sende durur.

Tomris Hanım, Turgut Uyar için, kendini elinden kaçıracakmış telaşına kapıldığını söylüyor. Kim inanmaz ki buna? Gayet doğaldır tabii. Ve şimdi gelelim bütün sevda sözlerini anlatabilen adama. Cemal Süreya, iki dizesi ile Tomris’e kendini anlatabiliyor. Diyor ki:

Daha nen olayım isterdin
Onursuzunum senin!

Daha bir şey demeye gerek yok diye düşünüyorum Süreya’nın aşkına…
Tomris’e platonik aşık olan Edip Cansever de şöyle bahsediyor aşkından:

Seni görünce dünyayı dolaşıyor insan sanki
Hani Etiler’den Hisar’a insek bile
Bir küçük yaşındasın, boyanmış taranmışsın
Çok yaşında her zamanki çocuksun gene
Ben seni uzun bir yolda yürürken görmedim ki hiç.

Tam olarak neler yaşanmış bilinmez. Kim daha çok sevmiş gibi sapkın düşüncelere de kapılmaya gerek yok. Günümüz dünyasında güzel olan her şeyin bittiği veya öyle bir şey olmadığı bizlere dikte edilmeye çalışılıyor. Sonunda üzüntü olan her durumun, her ilişkinin ve her duygunun bizden uzaklaştırılmaya çalışıldığı bu dönemlerde, üzüntünün, hüznün, en samimi insani duygu olduğunu size hatırlatmak isterim. Ve Tomris Hanım’ın bu konuda söylediği bir söz:  “Acaba bizler, yara almadığımıza, güçlü olduğumuza bu kadar inanan çocuklarımızın bir gün biz yok olduğumuzda duyacakları boşluğu nasıl hafifletebiliriz? şimdiden başlamalı, ama nerden”

Tam buradan başlamalı! Sevin!

büyük ev ablukada

……(ekmek vardı tereyağı vardı utanılacak bir şey yoktu
……bir şey daha yoktu ama kavrıyamıyordum)
işte böyle olmak en iyisidir olmakların
bir küçük çocuğu tuttum otobüsten indirdim
……(indirmiştim
……yok olan önemli bir şeydi allah kahretsin)
tüm kavgasız tüm duruk tüm başıboş
üç sayı kötü bir sayı iyi şiir dinledim
çıkıp okudular durup dinledim
bitmeseydi daha dinlerdim kötü mötü
saat kaç diye sordular birisi beş yani dedi
……(ha kavgada ha aşkta
……bu gök bomboş ha kavgada ha aşkta)
göğe baktım yerli yerinde
haydutlar dalavereciler yerli yerinde
vurguncular hayınlar vurdumduymazlar öyle
iyi dedim içim rahatladı
düzen bozulmamış dedim sevindim
tenhaca bir bölgelerinden şehre girdim
……(ben herkese varım
……başka türlü olmuyor inanmayın)

bakın bu şehri ben kurdum ben büyüttüm ama sevemedim
……(ekmek vardı tereyağı vardı söylemiştim önemlidir
……utanılacak bir şey yoktu kime anlatmalıyım)
ben sevemezsem sevmek kimselerin elinden gelemez
bizi tutkulara çağırdı otobüse sosise buzdolabına
telefona sinemalara radyolara bir sürü kancık sevdalara
sürü sürü mutsuz alışkanlıklara
yalana dolana itliklere keten elbiselere
……(sonra karısı öldü o çocuğun
……yalnızdı güçsüzdü herkesler gibiydi
……kirlendi kötülendi sarhoşladı pis karılara dadandı
……anladık onu ölenden başkası kurtaramaz
……ölen de kurtarmamıştı)

bak ben seni nerenden kurtaracağım şaşacaksın
şimdi bu taşları biz çektik değil mi ocaklardan
bu asfaltı biz döktük biz onardık değil mi
bu yapıları oniki kat yapmak bizim aklımızdı
biz kurduk istersek umursamayız ya
……(abluka burada başlıyordu çünkü)
ekmek yiyelim tereyağı yiyelim çocuk büyütelim
sen beraber yatacağımız yatakları hazırla
sen bir onu yap yeter bak göreceksin

turgut uyar

mutsuzluk.

Ve oturuldu bir takım şeyler söylendi… İmla kurallarıyla mutsuzluk üstüne.

turgut uyar.

turgut uyar’ı duy!

bira yağ.
duvar uzaklaş.
kafa sakinleş.
geçmiş gelecekle.
life in mono bağır.
istanbulmak fethedil.
mide bulan.
gözler kanlan.
burun kana.
eller titre.
köprü uzak dur.
daimi ergenlik bit.
duygu salma.
duygu sellenme.
bardak icat ol.
bardak dol.
tırnaklar kesil.
beyin susul.
gitar sokul.
camlar kırıl.
kırıklar dağıl.
çarşaflar kok.
sevgili git.
koku kal.
sevgisiz dön.
perdeler kapan.
bilinç ak.
sen bil.
ben bulama.
pazar öğleni ağlaklama.
hayat dur.
kimse yap.
herkes bana ne.
solucanlar daha değil.
balıklar belki.
çilli bir kadın nerele.
telefon susma.
allahlamak yapma.
evrim teorilenme.
kağıt kalemlen.
burun sürtül.
yazmaklar boşa git.
silmekler boşal.
hatalar tekrarlan.
kafa uslanma.
çığlayanlar çağla.
oda yalnızlaş.
yastık artık kokma.
karanlık başla.
alkol dağıl.
damarlar ak.
her şey unutul.
herkes kaybol.
her şey bit.
herkes git.
hey sen sus.
hey ben pus.
her şey ve herkes geç.
saygı duruşa başla.
sevgisizlik susuşa duy!

turgut uyar