Etiket: tribün

demirkubuz ve beşiktaş

zeki demirkubuz

– Beşiktaş benim için bir istisna. Her insanın zayıf bir yanı vardır hayatta. Beşiktaş aşk gibi bir şey. Orada nedensiz, sadece sonuçları kabul etme üzerine bir durum var. Pek çok şey öyledir hayatta. Sonuçlarını bilir, ama neden olduğunu bilemeyiz. Yaşam, ölüm, aşk, bunların sadece sonucunu yaşarız. Hiç tanımadığın bir insana tüm benliğini bile verebilirsin. Mantıklı mı diye soramazsın. Beşiktaş da öyle bir şey.

– Genel olarak diğer takımlardaki daha ideolojik, kimlikle ilgili, karşılıklı bir ilişki, alışveriş gibi geliyor. Beşiktaş’ta bu çok az. Kulüp de diğerleri gibi olmak istiyor ama Beşiktaş taraftarı buna izin vermez. Tüylerimi diken diken eden olayları İnönü’de yaşıyorum. Başka hiçbir yerde öyle hissetmiyorum. İnanç üzerine var olduğunu söyleyen topluluklarda bile Beşiktaş seyircisindeki o ateşi, karşılıksız verme duygusunu göremiyorum. Son haftaki maçta gözlerim doldu. Bir taraftar düşün, “şerefinizle oynayın hakkınızla kazanın” diye pankart açıyor. Beşiktaş’lı olmak için işte böyle haklı gerekçelerim de var.

– Sinema kişiliğimin ifadesinin sonuçlarından sadece biri… Günün birinde sinemayla ilgili bir ifade derdim kalmazsa sinemayı rahatlıkla bırakabilirim. Ama Beşiktaş öyle değil. Beşiktaş ile ilişkimde çok akıl da aramıyorum…

– Bir ağır hastalık ya da bir ölüm ihtimalini düşündüğümde aklıma gelen iki şey şu; “kızımı göremeyeceğim” ve “bir daha Beşiktaş maçı seyredemeyeceğim”!.. Yani kendinden menkul, sinemayla ya da kendimi ifade ettiğim diğer meselelerle fazla bağı olmayan, insan olmanın bir gerçeği olarak biraz akıldışı…

– Kimileri bu taraftarlık durumuna “saçmalık” diyebilir ama ben insanın zaten böyle olduğunu düşünürüm. Son filmim Yeraltı’nı da insanın akli değil, akıldışı bir varlık olduğunu ispatlamaya çalışma iddiasıyla çektim. Bu yüzden hem felsefi olarak hem düşünce olarak benim Beşiktaş ile böyle bir bağ kurmam insanı algılamamdan çok öte değil.

onlar;

kelime anlamıyla, biz olmayanlar, bizim gibi olmayanlar. futbol ulemaları, kısıtlı bigli ve dünya görüşleriyle ahkam kesen, kelle kopartan, vezir ve rezil etme mercileri. güzel oyunumuzu her gün televizyonlarda ve gazetelerde acemi bir cerrah misali parça parça eden ama bir türlü bir araya getiremeyenler. yargılayan, ceza veren, kimi kez yalancı kahraman kimi kez sistemin tetikçileri. eminim biz futbolu onlardan çok seviyoruz. ihtirasları ve açgözlülükleriyle kulüp başkan ve yöneticileri. yönetiminde olduğu takımın taraftarı dahi olmayan, daha yüksek mevkiler için futbol kulüplerini basamak olarak kullanan… kimi kez para aklayan, kimi kez maç alan satan; yeri geldiğinde kendi takımının taraftarına ya da futbolcusuna zorbalık etmekten çekinmeyen; bu oyunda belki de en karanlık karakterler. biz kesinlikle futbolu onlardan çok seviyoruz.

anlamı hakkında hiçbir fikri olmamasına rağmen “profesyonel” futbolcular. futbolun tüm manevi değerlerini yıkarak; bir gecede kulüp değiştiren, hatır veya para için maç satan, rakibine kasten faul yapan, sakatlamaya çalışan, hakemi her fırsatta yanıltan, tribüne oynayan, televizyon demeçlerinde iki lafı bir araya getiremeyen, getirdiklerinde de kendilerine ait bir cümle bile edemeyen bu oyunun en önemli ama en cahil aktörleri. büyük ihtimalle biz futbolu onlardan çok seviyoruz.

ve seyirciler. gönül ister ki onlara “futbolsever” densin. hayatlarında bırakın taraftarı oldukları kulübün canlı bir maçını, tribünde herhangi bir maç dahi seyretmemiş olan sözüm ona futbol seyircileri. özellikle “üç büyük” taraftarlığına soyunan, futbol bilgileri de taraftarlık kültürleri gibi az gelişmiş, güdük kalmış, futbol ulemalarının sentetik cümleleriyle doldurulmuş, derinliksiz, sığ, her daim manipülasyona müsait “digitürk taraftarları”. bir kısmı ise tribünlerde olan, ancak sahada oynananı bir oyundan çok kazanılması gereken bir savaş olarak gören; evet savaşan ama nedenine dair bir fikri de olmayan, bir yerlere saldırmaya hazır olanlar ve bu iş için beslenenler. onlar bir komutla yan tribüne taarruza geçenler, statlarına misafir olarak gelenleri taşlayanlar, rakip takımın otobüslerine ellerine geçeni atanlar. biz her halükarda futbolu onlardan çok seviyoruz.

çünkü biz oyunu seviyoruz. atılan şahane bir çalımı, doksandan çıkartılan bir şutu, hakemin kötü düşen futbolcuyu koruyuşunu, bayram yerine dönen tribünleri, aynı anda sallanan atkıları seviyoruz. biz renkleri, bayrağı, logoyu, marşları seviyoruz. biz biliyoruz ki rakip takım oyuncuları ve taraftarı da bizim gibidir, bu yüzden onları da seviyoruz. bu güzel oyun hakkında okuyor, yazıyor, tartışıyor ve paylaşıyoruz.

herkese ve her şeye inat, biz bu oyunu çok seviyoruz.

mustava | anavarza zine 

bilet fiyatları

yarın oynanacak hacettepe-beşiktaş maçının bilet fiyatlarını görünce insan önce bir irkiliyor, sonra diğer maç biletlerinin fiyatlarına bakınca taraftar delirip şampiyonluk istiyor. yorumsuz.

hacettepe-beşiktaş
kale arkası: 35,00 TL
kapalı: 66,00 TL
maraton: 45,00 TL

hacettepe-ankaraspor
kale arkası: 1 TL
maraton: 2 TL
kapalı tribün: 3 TL 

hacettepe-ankaragücü
kale arkası: 2 TL
maraton: 3 TL

ankaraspor-gençlerbirliği
kale arkası: 0,50 Kuruş
maraton: 1 TL
kapalı: 2 TL

hacettepespor kombine fiyatları
kale arkası kombinesi: 5 TL
maraton kombinesi: 25 TL 

taşlama

bursaspor – antalyaspor maçını izlemek için 7 otobüsle bursa’ya gelen 280 antalyasporlu taraftar, inegöl yakınlarındaki bir akaryakıt istasyonunda mola vermek için durdukları sırada yoldan geçen araçları taşlamaya başladı. atılan taşlardan biri, bir otomobilin arka koltuğunda oturan 9 yaşındaki otistik ebru kesme’nin sol gözüne geldi. ailesi tarafından hastaneye götürülen küçük kız ameliyata alındı. doktorlar, küçük kızın sol gözünde yüzde 90 görme kaybı oluştuğunu ve kör olma ihtimalinin bulunduğunu belirtti.

olaya sövmek bile anlamsız. tamamiyle grup psikolojisi içinde cesaretlenen, normalde sesi çıkmayan vatandaşın -neyin gazına geliyorlarsa anlamak mümkün değil- yaptığı taşlamalar bunlar ve genelde taşladıkları otobüs indiğinde orada bulunmayan insanlar. geçtiğimiz yıllarda gittiğim konya deplasmanında sapanla taş atan bir tayfa vardı. patlattıkları benzinliklerle övünen taraftar kitleleri var. bunların bir farklı boyutu da işin sanal kısmı 1000 km. ötedeyken maçın oynanacağı şehire rakip taraftar forumuna girip gider yapan insanlar var bu ülkede. bir tek tribün kültürü güzeldi şu endüstriyel futbolda o da yalan olalı çok zaman oldu gibime geliyor.

günah çıkartma

genç fenerbahçeliler (gfb) günah çıkarmış;

itiraf ediyoruz kullanıldık, ancak değiştik, değişmeye devam edeceğiz.

yazının tam metnini gencfb.org‘da bulabilirsiniz. tribünle az çok ilgilenen bir çok insanın bildiği bu durumun resmileştirilmesidir bu yazı. benzer yazının tarihlerini ve isimlerini değiştirerek diğer tribün gruplarına gönderseniz altına direk imza atabilirler kanımca. dönen bu rantın üzerine karşılıksız seviyoruz demek ne kadar inandırıcı?

futboldan zaten soğuduk, birkaç yıl içinde tribünden de tamamen soyutlanacağız gibi gözüküyor.

takımların ve özellikle yönetimlerin gittikçe halktan uzaklaştığı, komik demeçler ve rezil işler yaptığı son dönemde hala güzel şeyler yapmaya çalışan insanları görmek sevindirici. bunlardan bir tanesi de halkın takımı. van’daki bir okula yaptıkları yardımın ardından, dergilerinin 2. sayısı da

Şu yazılı medya çukuruna bir fide de biz dikelim. Bakalım sesimiz nasıl çıkacak hep birlikte görelim.

diyerek raflardaki yerini aldı. ulaşım bilgileri ve ilk sayının içeriğine ulaşmak için burası mevcut. yazar kadrosunda tanıdık isimler de var. durmayınız, tek yol beşiktaş!