Etiket: tc

şehir heykelleri

Her gün önlerinden geçiyoruz. Çoğu, kentin en önemli simgesinin yüzlerce kez büyütülmüş hali. O kadar çirkinler ki çoğu zaman görmezden gelmeyi tercih ediyoruz.

görmezden gelmeyi tercih ettiğimiz diye sınıflandırmış arkadaşlar ama üstte gördüğünüz enteresan “şey” olayı farklı bir boyuta taşıdı. kendisiyle “spektaküler” şehir heykelleri için başarılı bir görsel hafıza;

şehir heykelleri

Çok Acı Var

Eski kocası tarafında sokak ortasında öldüreni gördük. Tecavüze uğrayıp yakılanını, bakire olmadığı için telle boğduklarını gördük. Ahlaksız, namussuz olduğunu düşündükleri için odasına kapatıp, yanına fare zehri koydular. “Ya açlıktan ölürsün yada bu zehri iç geber” dediler, bunları da gördük. Oda kısa giymeseymiş diyenini gördük. “Bize yardım ediyordu bende engelli kızıma tecavüz etmesine ses çıkarmadım” diyen babayı da gördük. Daha beteri kendi kocasının, oğlunun kızına tecavüz etmesine ses çıkarmayan anneyi gördük. Haberlerde izledin, kanalı kapattın unuttun. Facebook’ta paylaştın, unuttun. Twitter’da lanet okudun, unuttun. Sözde duyarlı ‘insandın’ ya sonuçta görevimi yaptım dedin. Sokağa çıktın yine göz hapsine aldın kadınları. Bacaklarını aça aça oturdun metroda, otobüste. Sokak ortasında kadın dövdüler dönüp bakmadın. Yan komşun her gece evi yıktı belki de karısını döverken bir kez kapıyı çalmadın. Ne kardeşini korudun, ne anneni korudun babana karşı. Ama zaten sen görevini yapmıştın. Ayıplamış, lanet etmiştin olanlara.

Dicle Koğacıoğlu 2009 Ekim’de intihar ettiğinde tüm bu kadınların acılarına hepimizden daha yakındı. Binlercesini gördü, tanıdı. O ‘mış’ gibi yapamadığı için, riyakarlıkla yüzleşemeyecek, kendini kandıramayacak kadar insan olduğu için gitmişti. Camdan kalbi her gün görüp artık hissizleştiğin şeyleri kaldıramadığı için gitti.

Dünyanın içinde bulunduğu durum ve insanların çektiği korkunç acılardan dolayı acı çekmek, harap olmak, Dicle Koğacıoğlu’nu da yaşamdan koparan işte tam da bu. Çok acı var derken malesef çok haklıydı.

Dayanamayıp yaşamına son verdiği acılar ne yazık ki baki. Gözünün önünde. Sokakta, iş yerinde, okulunda, komşunda belki de evinde. Mücadele ise büyüyor. Umarım.

post-truth

post-truth geçtiğimiz sene oxford sözlüğü tarafından yılın kelimesi seçilmişti. bu yıl da popülerliğini kaptırmayacak gözüküyor. türkçe’de gerçek ötesi / gerçek sonrası diye çevrilmesinde biz sakınca görmüyoruz. post-truth nedir peki diye soranlara kısaca kamuoyunun görüşünü şekillendirmede objektif gerçeklerden ziyade duygu ve kanaatlerin etkinli olduğu durumlar diyoruz. yani bariz yalanlar üzerine kurulu siyaset diyoruz. aa türkiye işte dediğinizi de biliyoruz. en güzel örneklerinden biri mesela sokak röportajlarında “resmi gazetede yayınlandı” denildiğinde “yok öyle bir şey inanma” diyecek hale gelmiş akp seçmenleri. en çok gündeme geldiği zamanlar ise muhtemelen trump tartışmasının etkisiyle miting/gösterilerdeki katılımcı sayısı.

havuz medyası dışındaki iletişim kaynaklarına açıksanız duymuş olabileceğiniz gibi popüler tartışma konusu dün yapılan adalet mitingi üzerinde dönen katılımcı sayısı tartışmaları. i. melih gökçek’in miting öncesi alan dolarsa 87.500 kişi olur  diye hesap yaptığı, dilipak soyadlı enteresan 603bin takipçisi olduğunu gördüğüm enteresan şahısın 55.000×4=110.000 matematiğiyle olayı geliştirdiği, ardından istanbul valiliğinin 175.000 olarak açıkladığı rakamlar geldi iktidar cephesinden. muhalefet tarafı da 2 milyon ile 3 milyon arasında gidip gelenler olmak ile birlikte 1.6 milyon civarında resmi açıklama yaptılar kendi tercihleriyle. güvenilir görünen kaynak “harita ve kadastro mühendisleri odası” en az 1.5 milyon dedi. öte yandan aynı alanda yapılan mitinglerde yandaş basının ve iktidarın 2.5-3 milyon gibi rakamlar kullandığı da belgeleriyle ortada. objektif yorumlara ve mantıklı bulduğum hesaplamalara bakıldığında ise 750.000 civarında bir katılım vardı.

bu kadar gereksiz detaydan sonra varmak istediğimiz nokta neden bu rakamları tartışıyoruz. neden bu rakamlar bu kadar önemli hala geliyor. neden bu kadar fazla yalan var. soru işaretlerini kendinize saklayın. bu yalanların yeni bir durum olduğuna inanmıyorum. geçmişte iletişim kanalları sınırlıyken gazete/radyo/tv aracılığıyla bir şekilde kontrol edilen yalanların toplumsal düzlemde doğrulanması oldukça zordu. günümüzde ise sosyal medya ve getirileri ile yalanları gizlemek artık o kadar kolay değil. fakat iktidarlar alışkanlıklarını sürdürüyor ve yalanlar ne kadar tekrarlanırsa gerçek olur düsturundan hareketle bildiğiniz troller aracılığıyla en azından sorgulamayan zihinleri ikna etmeye çalışıyorlar. peşlerinden gelen kitle ile başarısız olduklarını söyleyemeyiz. dikkati dağıtmanın en kolay yolu bu, herkes adalet mitinginin anlam ve öneminden ziyade sayılara odaklanmaya devam ediyor. kimse adalet’i ve yapılan yanlışları konuşmuyor.

bunlar muhtemelen sizin de farkında olduğunuz şeyler ve odaklanılması gereken nokta bu durum ile nasıl başa çıkılacağı. teyit.org gibi oluşumlar bunu biraz aşmaya çalışıyor fakat yeterli olduğunu düşünmüyorum. özellikle paralı trol ordularıyla başa çıkma imkanları yok. kendileriyle aynı yapıda bu işe mesai ayırmayan insanlar olmadığı sürece benzer durum önümüzdeki dönemde de devam edecek gibi gözüküyor. özellikle twitter’ın bu oluşumları engelleme çabalarının ne kadar başarısız olduğu ortada. yaratıcı çözümlere ihtiyaç var. belki bu yazının yorumlarında bir şeyler üretebiliriz. siz ne dersiniz?

1453 kamyon

İstanbul’un fethinin 564’üncü yıl dönümünde, İstanbul Yeni Havalimanı ve çalışanları 1453 kamyonla İstanbul’u selamladı. Toplamda 1453 kamyonun katıldığı kortej, İstanbul Yeni Havalimanı’ndaki 1 numaralı pistte gerçekleşti. Devasa bir alanı kaplayan ve toplamda 3 bine yakın kişinin görev aldığı kamyonların geçidi 1 saat 47 dakika, hazırlıkları ise tam 7 saat sürdü. 3 bin 22 adet son teknoloji aracın yer aldığı makine ekipman parkına sahip İstanbul Yeni Havalimanı’nda geçit töreni için 2.200 adet kamyon makine parkında hazır olarak bekletildi.

öncelikle distopyalara benzer yolumuz dedik, sonra hoşgeldin 1984 ile devam ettik. ardından bütün distopyaları birleştirerek ancak hayal edilebilecek olaylar yaşadık ve üstte kendisine yer ayırdığımız örnek için söyleyebileceğimiz söz yok. “post-truth” dünyasında dadacıların, sürrealistlerin kıskandığı bir örnek. bizim gerçekliğimiz.

guy martin, tt isle of man yarışçısı olan değil fotoğrafçı olanı. 2011’de libya’da bir saldırıda yanındaki 2 arkadaşı hayatını kaybederken kendisi ağır yaralı olarak kurtulmuş. uzun süre yürüyememiş ve fotoğraftan uzak kalmış. akabinde 2012’de istanbul’a yerleşmiş. an itibariyle nerede yaşıyor bir fikrim yok.

ülkedeyken boş durmamış, patlama yapan dizi sektörünü incelemeye almış. dizilerde gösterilen ve pazarlanan türkiye ile sokakta yaşanan gerçekleri yanyana koyup son yılların en çok duyulan kelimelerinden “paralel devlet” isimli bir seri hazırlamış. doğal olarak en büyük ilham kaynağı gezi ve sonrasında yaşanan olaylar olmuş. beyaz toroslar, berkin elvan ve hepimizin bildiği diğerleri. çarpıcı bir inceleme. son dönemde de boş durmamış “erdoğan’s revenge” adı altında can dündar ve cumhuriyet gazetesini fotoğraflamış.

bizi ilgilendiren kısımlarıyla kalmayın, kendisinin diğer işlerine de bakmadan geçmeyin diyoruz. dışarıdan bir göz çoğu zaman daha iyi algılamanızı sağlıyor.

distraction

distraction kelimesinin türkçe karşılıkları bana yeterli değil gibi geliyor. “dikkatin dağılması” en yakını olmak ile birlikte “oyalama” bence anlatılmak istenileni ifade edemiyor. fakat bu problemi dil bilimcilere bırakıyorum zira konumuz bu değil.

ülkenin gündemi mağlum, son 3-4 yıldır genelde olumsuz haberler gündemi meşgul etmekteyken son 1 yıldır ise olumlu diyebileceğimiz gündem oluşturan konular bir elin parmaklarını geçmiyor. havuz medyasının buradaki rolünü tartışmaya gerek yok, sosyal medyada ise aktrollerin yarattığı suni gündemlerin, yalan haberlerin varlığını ise herkes benimsemiş vaziyette. bu noktada benim gördüğüm temel sorun ise bunlara verilen yanıtlar ve ülke gündeminin kısır döngü içerisinde karanlık çukurlarda yuvarlanması. sıklıkla “akit” denilen saçmalığın haberleri paylaşılıyor. erdem şener gibi karakter ülke gündemini meşgul edebiliyor. orwell’in hayal gücüne meydan okuyan ve neredeyse 7/24 ekranlarda olan malum partili siyasilerin saçmalamaları tartışılmaya devam ediyor. detayları ve diğer örneklere muhtemelen benden daha çok hakimsinizdir.

bu konu sadece bu talihsiz coğrafyaya da özel değil bu arada. çin gibi bir örnek var mesela yanımızda. harvard araştırmacılarının yayınladıkları bir makaleye göre çin hükümeti yılda 448 milyon ısmarlama haber ve yorum salıyor sosyal medya kanallarına. bizde de izlenilen model bilinçli ya da bilinçsiz çin modeli. hükümete potansiyel ve kitlesel tepki oluşturabilecek bütün olaylarda bu ekip devreye girip insanların zamanlarını ve mental enerjilerini tüketip organize olabilme isteklerini öldürüyor. devamlı bir hayal kırıklığı ve bıkkınlık yaratıyor. ardından bu ülkeden gitme çağrıları sosyal medya hesaplarında yayılmaya devam ediyor ve hikayaye kaldığımız yerden devam edip sokağa çıktığımızda neşeli 1-2 insan gördüğümüzde şaşırıyor hale geliyoruz.

bu problemin çözümsüz olduğuna ya da bu durumun değiştirilemeyeceğine inanmıyorum. aldırmamak gibi bir eylememiz var elimizde ya da görmemezlikten gelmek. bu durum kayıtsızlık ya da yapılanlara sessiz kalmak değil kesinlikle. aksine ulaşmak istediklerine karşı en etkili eylem olabilir. dolayısıyla filtrelerinizi açık tutun, gerçek olan haberlere odaklanın ve saçmalıklara yanıt vermek için enerjinizi harcamayın. siyasetin saçmalıklarının hayatınızın içerisinde bu kadar ciddi bir yer edinmesine izin vermeyin. kendi gündeminizi yaratın, zira kötülük ve karanlık kendi dahil her şeyi yutarak yok etme eğilimindeyken. cesaretin ve bütün güzel şeylerin bulaşıcı etkisi vardır. ve bu hafta sonu biraz daha sanata, müziğe, kitaplara, doğaya, çevrenize ve sevdiklerinize vakit ayırın. dinlenmeyi de ihmal etmeyin.

kurtulmak ve arınmak için belki de bilmemiz gereken tek şey yaşıyor olduğumuzun farkına varmak.