Etiket: tasarım

Kentsel Parazit

Hepimiz yaşamsal eylemlerimizi mekan üzerinden kuruyoruz. Evimizde uyuyoruz, ofisimizde çalışıyoruz, restorantta yemek yiyoruz… Bahsedilen programlar genellikle o programa ayrılmış kentsel sınırlar içerisinde yapısal olarak inşa ediliyor. Mesela ofis kendi varlığını kabaca üzerinde bulunduğu arazide belli bir alanı kaplayarak sürdürüyor. Bahsedeceğim ”kentsel parazit” mekanı ise programatik içeriği ne olursa olsun var olma biçimiyle bilindik mekan kurma biçiminden farklılaşıyor. Kabaca kent içersinde bulunan yapıların sağır yüzeylerine eklemlenerek varlığını sürdürüyor. Çeşitli programlarda üretilebilen parazit mekanlar istilacı bir mekansal tavır olarak da kavranabilir. Bir yandan da bu istilacı tavrın geçici veya sürekli olma durumunu mekanın kurgulanma biçimiyle kavramak da mümkün. Varlığıyla, eklemlendiği yapısal programı destekleyen veya ondan ayrı bir içerik sunarak eklemlendiği bağlamla kurduğu ilişkiyi farklılaştırabiliyor.

Bu parazit mekan biçiminin, kentteki yapısal yoğunluğun arttığını ve artacağını gördüğümüzde alternatif bir mekan biçimi olarak potansiyel vadettiğini söyleyebilirim.

Burada görünen ilk parazit yapı Rotterdam’da bir depo yapısına eklemlenmiş konaklama mekanı. İkinci yapı ise kent içinde iki sağır cepheye eklemlenerek, altında kamusal bir boşluk, geçiş mekanı sunan ofis yapısı örneği.

Bu öneriler de sosyal bir mesele üzerine oluşturulmuş basit düzeyde çözümler. Evsizlerin barınabileceği bu mekanlardan ilki Londra’nın bir sokağında herhangi bir yapıya eklemlenmiş, ikincisi ise yanındaki yapının havalandırma borusundan aldığı havayla şişerek geçici bir mekan sunuyor.

Bu tür mekanları kafanızda türetmeniz ve çeşitlendirmeniz mümkün. Günümüzdeki yapılaşma faaliyetleri ve bu bağlamda gerçekleşen yeni küresel talepleri düşündüğümüzde, parazit mekanların yaşantımızda iyi bir alternatif olabileceğini düşünüyorum.

Konuyla ilgilenenler ve merak edenler için ”parazit mekan” üzerine örneklerin sunulduğu linkteki siteyi öneririm.

Üretim ve Çeşitlilik Üzerine

Günümüzde hayatımızı etkileyen çok farklı üretim alanları ve bu alanların ürünleri var. Bir tasarım disiplinine bağlı biri olarak, bu ürünlerin bize sunduklarını ve kullanım olanaklarını düşündükçe, ürünlerdeki farklılaşma ve çeşitlenme üzerine bazı soru işaretlerimin olduğunu söylemeliyim. Bu soru işaretlerini bir tür türdeşleştirme ve tekilleştirme durumu tetikliyor. Türkiye bağlamında birçok disiplinde adeta bir sözleşme varmış gibi formel, işitsel, dokunsal hatta tatsal düzeyde benzer deneyimler sunuluyor. Bu deneyimler alışılagelmiş olmasının yanında sanki bir doğruluğu ve vazgeçilmezi de temsil ediyor.

İkisi de birbiriyle dinamik bir ilişkide olduğu için hem üretici hem de tüketici tarafından farklı hissetme, düşünme uygulama talebinin kısırlığına yorduğum bu durum, bir kültürel ruh hali de yaratıyor sanırım. Bu ruh halini de kabullenme, boyun eğme, ‘çatlak seslerden’ hoşlanmama ile ilişkilendiriyoruz. Bu durumu kendi disiplin alanım mimari üretimden, müzik kliplerine oradan lokantalardaki menülere kadar gözlemleme şansımız var. Mesela bazı niş yerler dışında inşai üretimde belli bir inşai sistem (betonarme) kendini tekrar ediyor. Bu gözlemle birlikte yeni niteliklere gebe bir sistem üretim talebi ve bilgisi edinme girişiminin kısırlığından söz edebiliriz. Konut üretimlerinde de belirli bir alan yapılanması konut üretiminin vazgeçilmezi olarak karşımıza sunuluyor. 3+1, 2+1 gibi paketlere özel yaşam alanlarımız sığdırılıyor. Bir diğer türdeşleştirilen yapı tipolojisi örneği ise cami oluyor. Yüzyıllardır cami üzerine farklı biçimsel, atmosferik ve programatik anlamda etkili bir söylemin getirilmeyip aksine alışılagelmiş olanda ısrarcı yaklaşıldığını görüyoruz. Bazı istisnai oluşumlar ve yapılar dışında bir yapı programının üretilmesindeki bu ısrarcı yaklaşım camilerin mekansal sürdürülebilirliğini, alternatif kamusal kimliği potansiyelini görmezden gelmek gibi kısırlaştırıcı bir durum. İbadet gibi toplum bazında önemli eylemlerin gerçekleştirildiği yerler kullanılma biçimi bağlamında zenginleştirilip, belirli ibadet saatleri gözetilerek bunlarla birlikte diğer zamanların da etkili bir biçimde kullanılması o mekanın hem toplumsal ilişkisini güçlendirebilecek hem de süre-kullanım bağlamında bir sürdürülebilirlik kazandıracakken bu mekansal potansiyellerin es geçilmesi ya da oradaki ana eylemin ne olduğuna dair düşünce üretip, mekan-ibadet (din bağlamında) ilişkisini anlamak yerine mekanın ezbere giden bir biçimle ele alınması düşündürücü bir durum. Bu durum dindeki tevazu, israf gibi bazı kavramlarla arasında çelişkisel bir durum da yaratıyor. Ya da bir günlük objeyi tekleştirici obje-kullanım ilişkisiyle sınırlandırmak, objelerin kullanım bağlamında alternatiflerini sunmamak, uygulamamak…

Mekan deneyimi üzerine farklı ve yeni nitelikler üreten oluşumların sıkıntısı, ve bu alanda bu üretimleri arzulayan bireylerin de bir şekilde kendilerini yalnız hissetmesi durumu yukarıda bahsedilenleri destekler nitelikte. Tasarımı sosyolojik bir eylem olarak da ele aldığımız için diğer üretim platformlarında da bu türdeşleşmeye rastlıyoruz. Üretilen müzik klipleri benzer dans ve koreografileri, benzer mekansal ele alışlarla dolu. Yenilikçi sahne şovları, albüm kapakları, şarkı içerikleri pek de rastlayamadığımız şeyler. Tabiki haber olan- haberci ilişkisiyle türemekle birlikte haber bültenlerdeki haberlerin çeşitliliği ya da bir lokantaya gidince menüyü (aynı kebaplar pişer, aynı mezeler hazırlanır) tahmin etmenin zor olmaması gibi örnekler türetilebilir.

Bir tasarım ürününün her ne kadar üretici zihinle ilişkisi olsa da üretimi kamçılayan mekan ve ortamın da etkili olduğunu biliyoruz. Bahsedilen duruma alternatif oluşturacak belli bir potansiyelde entelektüel, üretken beyinlerin bulunduğu tasarım fakültelerinin daha doğrusu üniversitelerin, bulunduğu şehirle kurduğu ilişki, üniversite-şehir (şehirde gerçekleştirilen çeşitli üretim ve gündelik pratikleri) arasındaki etkileşim, birbirlerini ne kadar besler nitelikte? Bu soruyu ve temas ettiği durumu sorulması ve düşünülmesi gereken şeyler olarak görüyorum.

Yazımı Uğur Tanyeli’nin ‘Rüya İnşa İtiraz Mimari Eleştiri Metinleri’ adlı kitabından bir alıntıyla noktalayabilirim:

”Çeşitlilik üretmek için, önce farklı düşünme, hissetme ve yapma yollarını, hem bireysel tercihler, hem de grup davranışı bazında meşru sayan bir toplumsal ruh hali yaratmak gerekiyor. O ruh halini yaratmak içinse, farklılık ürete ürete ortamı farklılığa alıştırmak… Ama, tek bir doğruluk rejimi tesis edip herkesi ona itaat ettirmeye çalışmanın egemen tavır olduğu bir yerde çeşitlilik kolay kolay üretilemiyor.”

french printmaking

daha önce çok sayıda paylaştığımız müze güzellikleri listesine amsterdam “van gogh museum” ile devam ediyoruz. kendileri 1890-1905 yılları arasında yapılmış özgün baskı çalışmalarını bir araya getirmiş ve dijital erişime sunmuş. 1800 nadide baskı içeriyor. albümlerden kitaplara, posterlerden biletlere, davetiyelerden sergi kataloglarına çok temiz bir sınıflandırma da yapmışlar. yüksek çözünürlükte indirebilmemiz de bayram hediyesi olmuş. buyrun kendinizi kaybedebilirsiniz.

french printmaking – 1890-1905 

yeni albüm yapıyoruz

herhangi bir dergiyi elinize alın
20141019_195813
herhangi bir sayfasını açın ve yeralan görsel albüm görseliniz olsun20141019_195909
herhangi bir sayfayı daha açın ve buradaki başlıklar grup ve albüm ismi olsun 20141019_200018
albümünüz hazırdır. şimdi müziğinizi yapabilirsiniz. 20141019_200851

not: albüm kapağını kırmak zorunda değilsiniz, bizde kırılmışı vardı.

justseeds

justseeds 1998 yılında kurulmuş, merkezi bir yönetimi olmayan “artiz” kooperatifi. 24 sanatçının radikal, sosyal, çevresel ve politik kulvarda yaptığı baskı ve tasarım işlerini kapsıyor. ekip abd, kanada ve meksikada toplanmış ve kafa olarak aynı, çalışma tarzı ve iş yapış şekli farklı yaratıcı abi ve ablalardan oluşuyor. yaptıkları bu kolektif hareketin bir şeyleri değiştireceğine inanıyorlar. iş bu sebeple çeşitli işler üretip, adalet için yapılan mücadeleye destek atalım diyorlar. sanatçılar yaptıkları işleri satabiliyor. dükkanları ise oldukça geniş kapsamda albümlerden video çalışmalarına, kitap ve zine’lerden t-shirtlere, stencil baskılardan serigrafik baskıya kadar bir çok çalışma mevcut. kapsadıkları alanlar; ise anarşizm, ulaşım, insanlık tarihi, tasarım, çevre, hayvanlar, cinsiyet, eğitim, göç, işçi sınıfı, kapitalizm, media, kültür, hapishaneler, polis, sosyal hareketler, sokak sanatı, grafiti, savaş, militarizm. dükkandaki rakamlar biraz uçuk gelebilir. bu rakamın %50’si sanatçıya, %20-30’u organizasyon masrafları için kooperatife, kalanlar da projelere harcanıyor. bir para kazanalım hocam mevzusu yok. lafı fazla uzatmadan siteyi size bırakıyorum. tr’deki “artiz”lerimize ilham versin diyorum. inceleyin.

tasarım yarışması: medyada yasaklar ve sansür

doğum gününü çılgılar gibi kutlayan <art href= yememiş içmemiş behance network kişilerini örgütlemiş bir de sansür ve yasaklar üzerine yarışma organize etmeye kalkmış. ne güzel de iş yapmış. ödül, ıvır ve zıvır kaygısı olmadan destekleyiniz. tasarım kaygısı olmadan da üretiniz derim. başarısızlıklar. şimdi söz onlarda;

medyada yasaklar ve sansür

Tüm dünyadan ilham almalık en güncel işleri ve başta Türkiye’den farkedilmemiş yetenekleri tanıtabilmek amacıyla kurulan <art href=’in 1. yaşını kutlarken; hem <art href= ‘i sadece bir blog olmaktan bir adım öteye taşımak, hem de Türkiye temsilciliğini yaptığım Behance Network’ün amaçladığı gibi “fikirleri gerçeğe dönüştürmek” adına bir tasarım yarışması için kolları sıvadık…

En hatırlanabilir örneği olarak YouTube yasağı ile başlayıp birbirinden farklı binlerce sitenin bazen politik, bazen usulsüzlük sebebiyle bazen de sebep bile belirtilmeden yasaklanmasıyla devam eden ve en son Blogspot sitelerini de kurban verdiğimiz sansür; geleneksel medyada da etkisini giderek artırmakta. Alkol ürünlerine gelen reklam düzenlemelerin yanı sıra, son dönemlerde bir çok yayın “toplum düzenini bozucu”, “örf ve adetlere aykırı” ya da “provoke edici/aşağılayıcı” bulunarak ya yayından kaldırıldı ya da baskı uygulandı, cezalar geldi. Öyle ki, neyin iyi neyin kötü, neyin uygun neyin aykırı olduğuna karar verme hakkını kendisinde görenler sadece kurumlar değil kişilerdi, sergiler basıldı, sanatçılar ve sanat severlere saldırıldı.

Yarın kapatılacak başka bir siteyi, yazısı kırpılacak bir gazeteciyi veya gelecek yeni bir kısıtlamayı düşününce, bir çok kez yapılmış olsa da bu konudan vazgeçemezdik…

YARIŞMANIN KONUSU
Medyada Yasaklar ve Sansür

YARIŞMANIN DALI
Poster Tasarımı

BRIEF
12 Haziran’daki Genel Seçimleri’in iddialı partilerinden <art href=’in en büyük kampanyalarından birisi, Türkiye’de oluşan bu kısıtlayıcı anlayışı düzeltmek vaadini taşımaktadır. Parti yönetimi, tasarımcılardan klasik/sıkıcı seçim afişi şablonları unutmalarını ve vaatlerini en iyi anlatabilecek şekilde kendi tarzlarını ortaya koymalarını istemektedir.

Logoyu indirmek için.

ÇALIŞMALARIN TESLİMİ
A3 boyutlarında ve 300dpi çözünürlükle hazırladığınız çalışmanızı, uzun kenarı 2000px olacak şekilde boyutlandırırak 15 Mayıs 2011 Pazar saat 23:59‘a kadar ad-soyad, adres ve telefon bilgilerinizle birlikte arthref@gmail.com adresine ulaştırmanız gerekmektedir.

Yarışmanın tüm kurallarını okumak için PDF dosyasını indirip, her türlü soru ve düşünceleriniz için iletişime geçebilirsiniz.

JÜRİ
Bigumigu kurucusu Aygül Pembecioğlu, OgilvyOne Worldwide İstanbul Yaratıcı Yönetmeni David Kalvo, Anadolu Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Grafik Tasarım Bölümü Öğretim Görevlisi Dr. Ebru Baranseli, Yıldız Teknik Üniversitesi İnteraktif Medya Tasarımı Bölüm Başkan Yardımcısı Dr. Asım Evren Yantaç ve McCann Erickson İstanbul Sanat Yönetmeni ve Elmaaltshift.com kurucusu Fırat Yıldız‘dan oluşan 5 kişilik jürinin oyları yarışmanın kazananlarını belirleyecek.

PUANLAMA
2 aşamadan oluşan puanlamanın ilk aşamasında jüriden en çok kabul oyu alan 50 çalışma ikinci tura kalarak 1 ile 10 arasında puanlandıktan sonra, toplam puanlarına göre sıralanacaklar. Aynı puanı alan çalışmalar, kendi aralarında tekrar oylanır.

ÖDÜLLER
Jüri oylaması sonunda birinci olan çalışmanın sahibi 1 yıllık ComputerArts üyeliği, ikinci çalışmanın sahibi Behance’ten “Making Ideas Happen” kitabıyla birlikte Action Method’dan Action Book ve IdeaPaint‘in, üçüncü çalışmanın sahibi ise TASCHEN’den “Andy Warhol Treasures”ın sahibi olacak. Ayrıca ilk 10′a giren çalışmalar, yarışma sonunda Milk Gallery & Design Store‘da sergilenmeye hak kazanacaklar.

TEŞEKKÜRLER
Enerji ve tecrübeleriyle ilham veren ve yardımlarını esirgemeyen jüri ekibine, Milk Gallery & Design Store’a, sansüre karşı bir bilinç oluşturmak adına tüm emekleri için SansüreSansür ekibine, tüm katılımcılara ve yarışmanın yayılmasında katkıda bulunacak olan herkese bir kez daha teşekkürler…