Menü Kapat

Etiket: suç ve ceza

Karşılamalar

Duyduğum bütün sesler yerlerini bir bir sessizliğe bıraktığında aklıma düşen tek bir soru vardı. Cevabını verdiler. Duyamadım. Cevapları duymaktan korkanın derdinden, insanlığın önünde eğilen bir tanrının merhametine sığındım. Ahir zaman alametleri gibi kulaklarımıza çalınanlar, zamanı donduran bu sorular. Kimin şarkısında kaybolduk da kimin sesinde bulduk kaybettiklerimizi?  Hakikatin müziğine âşık olan kulaklarımız ne zaman sessizliğin müptelası oldu? Biz ki, ilk sorunun ağırlığındayken çoğu zaman ve başka diğer soruları duymazdan gelirken, sonunu başından bellediğimiz romanların hangi sayfasında terk ettik erdemlerimizi? Yaşattığımız ve öldürdüğümüz bütün canlar adına sorduğumuz ilk soruyla sonunu getirdiğimiz romanlarda, bildiğimdir, en büyük savaşına hazırlar gibiyiz dünyayı ve çiçek dahi açmayan susuz ve tuzsuz topraklarında bu Dünya’nın, yalnızca bir serap görmekteyiz. İnsanlık değil savaş tarihidir zamanımız ve insanı utandıran kendi yaptığı değil, bir başkasının aldığı ve özrünü dahi dileyemediği candır.

Sonya’nın önünde eğilmişti Raskolnikov.

‘Ne yapıyorsunuz?’ diye mırıldanmıştı Sonya.

‘Ben senin önünde değil, insanlığın çektiği acıların önünde eğildim’ demişti.

Birbirine çarpıp duran bu iki kelimelik sorunun yankısı kafamda! Ne yapıyorsunuz? İnsanlığın çektiği acılar önünde eğiliyorum. Ben Sonya, bir başkasıyım ve başka bir başkasının önünde eğiliyorum. Her eğildiğim acının ardından da bir soruyla başlıyorum sözüme: ne zaman son bulacak? Eğilmekten değil özrünü dileyememekten kırılıyorum.  Ben Sonya, tüm insanlığın kaderini zamanı birer birer saydığım ellerimde yitiriyorum. Sakladığımdır, sorduklarımın bir cevabı yok. Koktuğumdur, başıma gelecekler dizlerimin üzerinde.

İlk defa bir kapın olduğunda ve kapını çalan var diye ümitlenip kapıya koştuğunda ‘Kim o’ diye seslenmiştin bütün dikkatinle. Ne üzücü, bir ses bile duyamamıştın, ses vermemişlerdi. Kim o? Kapıları çalıp çalıp kaçanlar, onlar, hayatlarımızdan neler eksilttiler kim bilir? Sormadığındır, tek bir soruya sığmıyor hayatlar.

Umutsuz olma demiştin bana o gün. Hiçbir zaman umutsuz olmadım, râm olunacak bir ses duyarım mutlaka diye dinlerken kapıları, nefesim bana ihanet eder de sesi duymamı engeller diye nefes dahi almadım. Gerçek umudumuz Sonya’yı Raskolnikov ile sarmaş dolaş edip dizleri üzerinden kaldırmaktır. Eğilen ve bükülen, insanlığın peşi sıra giden umudumuz değildir, kadınlığı, erkekliği, hayvanlığı, bitkiliği ve ötekiliği unutturmaya çalışan zamandır. Eskiden unutmaktan korkardım şimdiyse hatırlayamadıklarıma seviniyorum. Kapıları çalıyorlar. Kim… Kim… Soramıyorum.

genç serseriye öğütler

bütün ırmaklar yükselecek ama korkmayın her şey yerli yerinde
okullarda ellerinize cetveller vurulacak ve kurtlar mısırları kemirecek
mitralyözler üç ayaklara monte ediliyor
ve karınlar beyaz ve karınlar siyah ve karınlar karın
insanlar sırf dövülmek adına dövülüyorlar
mahkeme salonlarında karar baştan bellidir
gerisi tiyatrodur
sorgulama sonrası ya yarım-insansın ya da artık değilsin
devrim yanlısı olanlarınız var biliyorum
ama isyan edip yeni hükümetinizi kurunca
bir de bakarsınız sizin hükümetiniz yine eski babanızdır
yüzüne bir maske geçirmiştir sadece
hiçbir yerde değişen fazla birşey yok
prag olayları macaristanı unutan çocukları biraz kıpırdattı
kafalarında che imajı,
boyunlarında castro resimli muskaları,
william burroughs, jean genet ve allen ginsberg’in önderliğinde
parklarda dolaşıp 00000MMMMM çekiyorlar

bu yazarlar yumuşamış, fıttırmış, kocamış, kadınlaşmıştır -homolaşmış değil, kadınlaşmış-
ve ben polis olsam beyinlerini kendi ellerimle dağıtmak isteyebilirim
isterseniz beni asın
sokaktaki yazar birtakım gerizekalılara kıçını yalatıyor
yazmak istiyorsanız yazabileceğiniz bir tek yer var
daktilonuzun başında ve yalnız
sokağa gitmek gereksiniminde olan bir yazar sokağı bilmeyen bir yazardır

yüz kişiye yüz hayat yetecek kadar fabrika, genelev, mapus, bar ve park hatibi gördüm
kendine bir isim yaptıktan sonra sokağa çıkmak işin kolayına kaçmaktır
thomas ve behan’ı sevgilileriyle öldürdüler
viski ile, aptalca hayranlıkları ile, kolay kadınlar ile,
en az bir ellisi daha öyle gitti ve işte şikago, ve işte prag,
her zaman olduğu gibi,
küçük çocuklar dayak yemeye devam edecekler
ve eğer büyüyebilirlerse onlar da başkalarını marizleyecekler
evimde oturup biramı içen,
yemeğimi yiyen ve yanındaki kadın yüzünden havasından geçilmeyen
şu allahın belası devrimcilerin öğrenmesi gereken şey şu:
değişim içerden dışarıya doğru olmalı
sokaktaki adama yeni bir şapka verir gibi yeni bir rejim veremezsiniz
karnını doyurup gizzy dillespie’nin tüm plaklarını hediye etseniz de
iki paralık alışkanlıklarından kolay kolay vazgeçemeyecektir
ortalıkta devrimin artık kaçınılmaz olduğunu haykıran bir sürü insan var,
ama şahsen bir hiç uğruna insanların ölmesini istemem,
demek istediğim insanların çoğunu öldürseniz de bu işe yaramaz
bir avuç iyi insana da yazık olur
elinize ne geçecek:
yeni bir hükümet,
kuzu postuna bürünmüş yeni bir diktatör,
ideoloji silah satışları üzerine kurulmuş

geçen akşam genç bir adam bana şöyle dedi
(pek hoş ve ruhani bir tavırla halının ortasına oturmuştu)
”kanalizasyonların hepsini tıkayacağım
bu şehir boklar içinde yüzecek!”
tanrı aşkına fikir diye bana sunduğu boklar
tüm los angeles ve pasadena’nın yarısını boka gömmeye yeterdi
sonra da ”bana bir bira versene bukowski” dedi
yanındaki kaltak bacak bacak üstüne atmıştı
kalktım verdim
devrim kelimesi hoş geliyor kulağınıza değil mi?
ama hiç hoş değildir inanın bana
devrim nedir söyleyeyim
kan, bağırsak ve delilik
yolunuza çıktıkları için ölen küçük çocuklar,
olup bitenden habersiz yavrular,
yanınızdaki orospunun,
hatta karınızın gözünüzün önünde önce kasaturalanıp sonra ırzına geçilmesi
bir zamanlar miki fare filmlerine gülebilen erkeklerin birbirlerine işkence etmeleri
böyle bir eyleme girmeden önce bu eylemin ruhu nerdedir
ve eylem bittiğinde nerde olacaktır diye iyice düşünmek lazım
dostoyevskinin suç ve cezasına katılmıyorum
hani kimseyi şartlar ne olursa olsun öldürmemelisin meselesi
ama çok iyi düşünmek lazım

işin gülünç tarafı tek kurşun sıkmadan canımızı alıyorlar
para babalarının şişko oğlanları beverley hills’te 14 yaşında kızların ırzına geçerken
ben de bir yerlerde asgari ücretle belimi kırıyordum
helada 5 dakika fazla kaldığı için kovulan adamlar gördüm
anlatmak istemediğim çok şey gördüm
ama bir şeyi öldürmeden önce yerine daha iyisini koyabileceğinizden emin olun
parklarda nefret palavraları sıkan siyasi fırsatçılardan daha iyi bir şey olsun elinizde
burnunuzdan gelecek bir eylem için
36 aylık bir garanti ile yetinmeyin
devrime duyulan romantik özlemin dışında
olumlu hiçbirşey göremedim henüz
ne gerçek bir lider
ne de devrim sonrası kesin gelen ihanetin önüne geçebilecek sağlam bir platform

eğer birini yokedeceksem
o adamın bir kopyasının aynı yöntemle yerine konduğunu görmek istemem
tarihi, bir bar helasında barbut satan sarhoşlar gibi harcadık
yanında evden kaçmış 16 yaşında bir kız,
midende de başkasının birası varken devrimden söz etmek kolay
beynelmilel ün sahibi kıçı kırık üç yazarın
00000MMMM oyununa kendini kaptırıp dans ederek
devrim diye haykırmak kolay
ama devrimi başlatmak ,
devrimi gerçekleştirmek başka şeydir dostlar
paris 1870-71 sokaklarda 20000 ölü,
sokaklar kan seli ve fareler cesetleri kemiriyor
ve insanlar aç
ve aç insanlar fareleri cesetlerin üzerinden toplayıp yiyor,
ve paris nerdedir bu akşam dostlar?
nedir paris bu akşam?
karşımda oturan bu genç ortalığı boka bulamak istiyor ve gülümsüyor
henüz yirmi yaşında ve genellikle şiir okuyor
şiir lavabonuzdaki bulaşık bezinden başka nedir ki?

charles bukowski

etilen sosyete . 2003 - 2017 . eskişehir

copyleft. hiçbir hakkı saklı değildir.