Etiket: sosyal medya

mike campau – kendisini dijital sanatçı olarak sınıflandırıyor. kendisini tanıtma biçimi hoşumuza gitmese de antisocial adını verdiği seriyi başarılı bulduk. gündelik hayatın bir parçası olmaktan öteye geçen “sosyal medya” servislerinin gerçekliğini ıssız ortamlarda yansıtmış. bakarken bu platformlarda geçirdiğiniz vakti sorgulamanız dileğiyle. bu yazıya sosyal medya servisleri aracılığıyla ulaşanlara da selam olsun.

antisocial

bu “beyaz teknoloji” adamları döner sandalyelerinde bizim neler paylaşabileceğimiz ve platformlarımızı nasıl yönetebileceğimizi dikte ediyor. dışarıdan açık ve kişiselleştirilebilir görünen sistemler aracılıyla bizi sömürüp, bizden aldığı veri ve içerik ile kar elde ediyorlar. biz korunmuyoruz çünkü sosyal-medya özelleştirilmiş durumda. sosyal medya şirketleri devletlerin ajanlarına hizmet ediyorlar… bizim devletimizin doğasında cinsiyet ayrımcılığı var… sosyal medya toplumunda cinsiyet ayrımcılığı hala gelişiyor… şimdi bütün noktaları birleştirelim.

üstteki alıntının sahibi floridalı sanatçı provokatör giulia ve biz kendisine kesinlikle katılıyoruz. zira yakın zamanda facebook üzerinde yaptığımız deneyde kadın memesi açıkta diye paylaşımımız sansürlendi ve silindi. aynı içeriği tayyip erdoğan’ın umre gezisi sırasında benzer bir formda açık olan memesi ile yaptığımızda içeriğin silinmediğini gördük. benzer tecrübeleriniz olmuş olabilir. bu duruma harika bir yanıtı da giulia vermiş, erotik ve porno dergilerinden aldığı imajlar üzerine çeşitli binaları, kilisleri ve yapıları kullanarak üstte bir kısmını gördüğünüz harika kolajları elde etmiş. çalışmaların silinmediğini söylememize gerek yok. seks göründüğü gibi her yerde mevcut ama özellikle de zihinlerimizde.

sonsuz dikkat dağınıklığı

bu sürede iletişim ve enformasyonun yaratıcı kapasitesi yavaşça fakat kesin olarak tükenir. her yeni iletişim ve enformasyon aracından, örneğin elektrikten (“elektrik perisi!”; elektrik artı sovyetler!”), ardından telefon, radyo ve televizyondan mucize beklendi: gündelik hayatın biçimini değiştirmesi. sanki bu değişim bir araçtan ya da aracından kaynaklanablirmiş gibi. bu araç ya da medya, olsa olsa dolayımlayıcı işlemden önce var olanı ya da bu işlemin dışında cereyan edeni aktarabilirler. günümüzde iletişim yansıtıyor, ne daha fazla, ne daha az. bu araçların çoğalmasının ve karmaşıklaşmasının sonucu ne oldu? gündelik hayat başkalaşacağına, tersine, mevcut haliyle gündelik hayat, yani belirli, tek başına bırakılmış, ardından da programlanmış gündelik hayat iyice yerleşti. bunun sonucunda, kamusalla özeli birleştirmeden karıştıran, ayırt etmeden ayıran bitmek bilmez bir mübadele içinde kamusalın özelleştirilmesi ve özelin kamusallaştırılması (reklamı) meydana geldi ve hala da böyle sürmekte.

“gündelik yaşamda sosyal medyaya odaklanmak” kitabın alt başlığı. sosyal medya terimini kendi içimde sosyal olmayan medya mı var diye sorgularken yazar dominic pettman’ın da aynı soruyu sorması şahsen kitap ile yakın ilişki kurmamı sağladı. ardından dikkat dağınıklığı konusunda da sosyal medya öncesinde neye odaklanmıştık da şimdi dikkatimiz dağıldı önermesi ise ayrıca alkış topladı.

konuyu daha fazla dağıtmadan adından da anlaşılabileceği gibi hepimizin içinde bulunduğu durumu tartışıyor kitabımız. muhtemelen siz de bu yazıya sosyal medya aracılığıyla ulaştınız. etilen’in uzun süreler derdi olan televizyonları bile geride bırakan bu mecraların yarattığı yeni ilişki biçimleri üzerine oldukça geniş bir kaynakça ve referanslar ile kısa bir özet geçmiş dominic. sonunda da okuduğunuzda akıllı telefonunuz ve bilgisayarınız aracılığıyla yaptıklarınızı sorgulatan leziz bir eser ortaya çıkarmış.

gezegenin ve ülkenin başı dertte iken pek çoğumuzun kafamızı sosyal medyaya gömmeyi tercih ettiği günümüzde arada da olsa kafanızı kaldırmayı ihmal etmeyin. karanlığın var olmadığı yerde buluşacağız.

Sonsuz Dikkat Dağınıklığı – Gündelik Yaşamda Sosyal Medyaya Odaklanmak
Dominic Pettman
Türkçesi: Yunus Çetin
Sel Yayıncılık
2017, 126 sayfa
ISBN 978-975-570-874-4

takipçi sayısı önemli değil mi? bir insanın hatta ne kadar pöpüler ve önemli biri olduğuna takipçi sayısına göre karar veriyorsunuz. takipçi sayısına bu kadar önem verirken onların kim olduğuyla ilgilenen kesim ise neredeyse yok denecek kadar az. muhtemelen siz de o grupta değilsiniz. followers serisi ile marco onofri insanların özel fotoğraflarını ve anlarını kimin takip ettiğini bilmeden paylaşanlar için bir hatırlatmada bulunuyor. hatta hatırlatma kalmıyor, tokat gibi çarpıyor. kendisinin diğer işlerine bakmayı da ihmal etmeyin.

marco onofri

 

sosyal filtre balonu

sosyal medya dedikten sonra faydalarından, basına etkilerinden, son yıllarda yaşam tarzlarını nasıl etkilediğinden, arap baharından, gezi olaylarından da bahsedeceğimizi düşünmüyorsunuz herhalde. biz de düşünmüyoruz. sosyal medyanın çok sık gözardı edilen bir özelliği var – ayna etkisi. bizim zaten bildiğimiz şeyleri bize yansıtıyor. kendi “like”larımız dışında ne yer alıyorsa hepsinden uzak duruyoruz, bir filtre balonunun içinde yaşıyoruz – gerçeğin ufak bir bölümüne tekabül ediyor bu. mevcut düşüncelerimize uymayan, mevcut kimliğimizi pohpohlamayan her şeyden izole bir sosyal medya yaşantası. bu filtre balonu insan düşüncesinin doğasında yer alan ve psikolojide “teyid önyargısı” diye adlandırılan şeyi yansıtıyor – sadece mevcut düşünceleri onaylayan şeyleri algılama eğilimi. ekranlara bakıyoruz ve sadece kendi yansımamızı görüyoruz… sonra da gerçeklik bu diye düşünüyoruz.

bu doğal bir şey bunda ne sıkıntı var ki diyebilirsiniz, kanımca etkisi görünenden daha fazla. en popüler örneği yüzde 50’ye yakın çıkan oy sonuçları sonrası sen oy vermiyorsun, ben oy vermiyorum ee kim oy veriyor karşı tarafa tepkisi. bunun yanında kafanı o ekranlardan kaldırınca toplumda yaşadığın yabancılaşma. bu durumun siyasilerin oldukça istediği kutuplaştırmaya da faydası olduğunu söyleyebiliriz. her iki kesimde kendi yarattıkları gerçeklik üzerinden kendilerini kandırmaya devam ediyor. bir takım komiklik, şaka ve dalga malzemesi arayan kitle dışında kimse karşı tarafın düşüncelerini anlamaya çalışmıyor. sokaktaki gruplar birbirine uzaylı gibi bakıyor. kafası yeterince çalışmayanı şiddet kullanarak dahi tepkisini gösterebiliyor.

muhtemelen bizimle benzer düşüncede olduğunuzdan bu yazıyı okuyorsunuz sizde. sıkıntı yok. yapmanız gereken mümkün olduğu kadar “like” edip, paylaşmak. ama sonrasında kafanızı o ekrandan kaldırdığınızda gözlerinizi de açın, sürekli o tepki gösterdiğiniz kesimin iletişim kanallarına da bakın. neye tepki gösterdiğinizi bilmeden ve anlamadan yaptığınız kendinizi kandırmaktan başka bir şey değil. en kötü ufkunuz açılır, “ay inanmıyorum” – “bunlarla aynı ülkede mi yaşıyorum” tivitlerinizi daha az atarsınız.

 

just delete me

i hate thinking

gözlemlediğimiz kadarıyla web sitesi algısı toplumumuzda oldukça farklı boyutlarda. özellikle pek popüler sosyal medya sitelerinin kar amacı güden bir şirket olduğu gerçeği pek bilinmek istenmiyor. bu sitelerin en büyük varlığının “data” yani içerik olduğu ise gözardı ediliyor. bu sebeple varlıklarını kaybetmek istemeyen bu şirketler kişisel bilgilerinizi silmiyor, saklıyor, istenildiğinde devlet kurumlarıyla paylaşıyor. kişiselleştirilmiş içerik ve reklam başlığı altında bütün kişisel verileriniz analiz ediliyor, özgürlük, kişisel gizlilik yok sayılıyor.

sosyete olarak önerimiz bu tarz siteler ile minimum bilgi paylaşmanız, mümkünse anonim kimlik ile kullanmanızdır. benim için artık çok geç diyenlere de just delete me sitesini öneriyoruz. kaçış yolları net bir şekilde ifade ediliyor. zor ve imkansız kategorisinde olan sitelere özellikle dikkat ediniz diyoruz.

just delete me