Etiket: son

Her Şeyin Sonundayım

Ne istediğimi bilmiyorum artık, kimse bilmiyor. Herkes üstün olmak istiyor, kimden üstün olmak istediğini bilmiyor. Sadece  üstün olmak, birileri tarafından rütbe ile birlikte isminin söylenmesini istiyor insanlar. Artık biz kimiz, kendimiz neyiz bilmiyoruz. Artık sadece ismimizin önündeki sıfatların ne belirttiği önemli. Artık sıfatlarımızın bizi diğer insanlardan ne kadar ayırdığı önemli başka bir şey değil, çünkü ancak biz kendimizi başkaları ile karşılaştırarak önemseyebiliyoruz. Başka bir şekilde değil.

Biz artık ne ise o değiliz, ne olabileceksek O’yuz. Profesör, iş kadını ya da herhangi bir şey mi olabileceğiz, biz işte ancak O’yuz. Biz hangi modern hiyerarşi bizi uygun görürse O’yuz. Bilgilerimize göre değerlendirilmeyiz biz, hangi tarafı tuttuğumuza göre değerlendiririz, çünkü biz bu ülkede doğduk ve biz bu ülkede öleceğiz.

Camus bu ülkede ancak bir alkolik olabilirdi. Proust ancak aşk romanları yazan biri olabilirdi ülkemizde. Sartre ise bir sosyalist olarak Nazım Hikmet kadar ünlü bile olmayarak ölüp giderdi. Kimse ne varlık ile ne de hiçlik ile ilgilenirdi, çünkü zaten insanlar zar zor hayatta kalıyor idi. Neden ilgilenselerdi, ya da  nasıl ilgilenebilirlerdi hayatın üst problemleri ile?

Biz bitemeyiz, çünkü başlayamıyoruz ve başlamaya çalışanlar olarak tıpkı Tezer Özlü’nün Ferit Edgü’ye yazdığı gibi her şeyin sonundayız.

Tanrı bize küstü

Koca bir hikaye kitabıydık biz, sayfaları kirli
kirlendikçe çocukların büyüdüğü
kirlendikçe üzerimizin örtüldüğü karanlık bir kitap
Herkesin satırı sahibinin hevesleriyle süslenmiş bu kitapta
her kelime parlatılıp cilalanmış
herkesin olmasını istedikleri varolanların yerini almış
karanlık unutulmuş yine
–Gözlerim bozuldu artık
göz gezdirirken başlıklara,
kitaptaki yerimi bulmaya çalışırken
tükendi gözümün feri bu karanlıkta
Kaçmak istedim
kaçayım derken tosladım hep uzun cümlelere
İnsanlık sahaflarından kaçan ben
eskitmeyi bilmezken
eski ve yeni farkıyla dillenen yaşlı yazarlara rastladım
İki lafı bir arada tutamayan ben, yine kaçtım
Daha cümleleri bir araya getiremezken
pek çok kez susturuldum
Bu sefer de
her şeyi yiyip bitiren efendilere
baş buyuran aç gözlere kaldım.
–Gezdim sayfa sayfa, atlayamadan korktuğum sayfaları
mecburi kılmıştı herkes hayatını başkalarına.
Herkes karıştı birbirinin sayfasına
duymaya değmezdi kahkahalar
herkes alıştı büyük acılar duymaya
alıştık sona yaklaşmaya, yokoluşa
Sonuna vardığımızda ne olacak biliyor musunuz?
…ben de bilmiyorum, kimse bilmiyor
Tek bildiğim bunca karalamanın hepsi şüphesiz
dönmemiz için yolumuzdan;
Tüketen halkların fırsatçı provakatörleri, liderleri
Otoriter psikoloji bilinçleri ya da zorbaya hak veren konformistleri
Sayfaların gölge altında saklanan tüm iğrençlikleri
Hepsi bu kitabın sonuna varabilmek için.
–Sona yakınız
Hiç soramadan ve hiç sıra alamadan
o devasal kurumlarda öleceğiz.
Yazıyor işte bunların hepsi, bakmayın öyle
Boşa yazılmış demek ki kitaplar
Bizim kitabımız bir, aklımız her daim selim tabi.
Çok gecikmez tepkileriniz, biliyorum
Boşuna yerimi aramamalıyım burada
devlet sinemalarına kaçak girer gibi
Boşuna tüm yazılanlar, boşuna tüm bu çaba
–Çok gecikmez, kadrolu eleştirmenlerimiz yerini almakta,
biliyorum artık öğrendim.
Yasaklı cümlelere adalet(imizi) getirmeli
her konuya değinmeliyiz sayfalarda yalandan da olsa
Şikayetim yine oturduğum koltuklarla götüm arasına
sıkışıp kalacak,sesi çıkmayacak
Pantolonuma yapışan sakız gibi hep küçük düşürecek beni
Göze alsam bile onca ayıbınızı bulmayacak yerini artık
Boka batacağım günden güne her denememde
Nitekim taşlar düştü kafamıza zaten, elmalar değil
–Korkulan ve tereddütlerimiz yerine
unutulan memnuniyetsizliğim değil ölümler oldu yine
Kin hiç uyumazken ölüm alarmlar gibi
Ertelendi hep düşünceler içinden
Acıtmadı ölümler bir anadan bir yardan fazlasını.
Alıştı kanında taşımaya insanlar
anlatamadığı çürümüş duyguların tadını
Ağız birliği yaptık, yaşam mücadelesi oldu katliamların adı
Hükmeden herşeye de düştü süslü bir isim
–Durmadı dünya
döndü döndü ve başımızı döndürdü
Direndi, çokça öldürdü ama ölmedi insanlık
Meleklerin kanatlarına sıçradı kan, kaçıştılar
Tanrı küstü evrenin karanlığına ve bize
Demek istediğiniz eğer bu ise
belki haklısınızdır, insanlık ölmedi
Sadece Tanrı bize sırtını çoktan döndü

there’s no tomorrow

ekonomi için insanların sınırsız tüketim isteklerinin sınırlı kaynaklarla en iyi nasıl tatmin edileceğini inceleyen bilim dalıdır denir. burada önemli olan sınırlı kaynaklar lafıdır. sınırlı kaynakların bulunduğu bir dünyada yaşıyoruz. fakat ironik bir şekilde de bütün ekonomilerin hedefi büyümektir. büyümeye çalışırız. yani çok üretelim, daha çok kaynak kullanalım, daha çok tüketelimdir derdimiz. bu kısa film de bu düşünce yapısının ulaşacağı sonuçları kaynaklar, büyüme ve yiyecek kulvarında derinlemesine ama bir o kadar anneye anlatır gibi anlatarak özetliyor. vardığımız noktayı biliyorsunuz ama hatırlamakta fayda var. insan türünün bu yaşam tarzıyla bu dünyada ömrü çok uzun değildir ve kendi sonunu kendisi hazırlamaktadır.