Menü Kapat

Etiket: sokak sanatı (sayfa 1 / 5)

EKMEK, ŞARAP, SEN VE BEN

Türk sinema tarihinin gizli kahramanı İhsan Yüce.

Onu bir çok filmde, mapushane ve mahalle raconcusu, ayyaş mahalle abisi, devrimci fabrika işçisi, avantasına bakan üçkağıtçı, hasis kız babası, kurnaz köy ağası gibi rollerde seyrettik. Genelde yan rollerde gördüğümüz, müthiş bir karakter oyuncusu. Hani ismi geçtiğinde bilinmeyen, fakat resmi gösterildiğinde, haa şu oyuncu denen oyunculardan aslında…

Fakat tesadüfen karşılaştığım ve beni çok etkileyen bir şiirle birkez daha tanıdım İhsan Yüceyi.

Kibar Feyzo, Bedrana, Uyanık Gazeteci, Öğretmen, İnatçı, Fazilet gibi filmlere yazdığı 60’a yakın senaryo ve 150 den fazla film de imzası var..

1968 yılında, Dostoyevski’nin Suç ve Ceza’sı ile Charlie Chaplin’in trajik son dönem filmi Sahne Işıkları’nı tiyatroya uyarlayarak sergiler, İhsan Yüce.

Kibar Feyzo gibi Türk sinemasının mihenk taşların dan biri olan bir filmin senaryosu yine İhsan Yüceye aittir.

“Kibar Feyzo”da Maho Ağa’nın (Şener Şen), duvara ‘Faşo ağa’ yazan Feyzo’ya (Kemal Sunal) sorduğu “Faşo ne demek la?” sorusu ve aldığı yanıt…

Yine bu filmde Maho Ağa’nın “Ula şurda 141-142 başsınız, valla sataram ha köyü!” sözü, Türk Ceza Kanunu’nun o dönem aydın ve sanatçısının hapse girmesine dayanak olan 141. ve 142. maddelerine ustaca yapılan göndermelerdir.

Hatta, Maho Ağa’nın Feyzo’nun köye açtığı ummi helayı yıktırırken söylediği “Ağanın pohu üzerine poh olur mu ülen” sözü yıllar sonra Gezi protestoları sırasında bir duvar yazısına ilham kaynağı olacaktır.

Yani aslında İhsan Yüce, sinema emekçisi olmasından çok daha fazlasıdır…

Dahası, sinemanın dışında resim ve heykelle uğraşmış ve şiirler yazmış. Fakat bu resim ve heykellerin, hiçbirisi gün yüzüne çıkmış değil.

Şiirlerini ise ‘şairlere saygısızlık olur’ diyerek hiç yayınlamadığı söylenir.

Fakat buna rağmen, Mazlum Çimen’in harika müziği ve Mümtaz Sevinç’in sesiyle hafızalara kazanan ‘Ekmek Şarap Sen ve Ben’ şiiri günümüze ulaşmayı başarmış.

İşte bana İhsan Yüceyi tekrardan öğreden şiir;

Ekmek şarap sen ve ben
bir de sabahın dördü
dışarda kar
odamız ılık
gözlerin ılık ılık damlarken boş kadehe
anlattın bana ağzı sarımsak kokan bir oğlanla yattığını
aşkı tattığını, karım dediğini ve aldattığını
kıskandım Gogen’i Tahitilim
terlemiş vücudunu silerken
cüzzam mikrobunu ve yaktığı kulübesini
saçların bağlamıştı ellerimi muz kokulum
güneşi doğurmuştu ölü cisim
martı çığlıklarıyla bir sahil kayalığında
nefesin vücudumu yakıyordu yer yer
sam yelim sahra-i kebirim
kahrettim her şeye o gün
babanın şarap çanağına,
Gogen’e,
kadere,
sana,
bana,
bir de gittiğin arabanın tekerine
ne diyordum arkadaş….
diyordum ki ben bu zıkkımı içmek için içerim
ama içerken düşünmem neden içiyorum diye
daha sonra yaparım hayatın felsefesini
sırayla olurum Fatih, Selim, Kanuni
bazen kadın hamamında tellak….
bazen Christoph Colomb
Napolyon’ken düşünürüm Elbe’de geçen günleri
Timur’ken Beyazıt’ı yenişimi….
bir kere Aristo’nun hocası olmuştum
ona verdiğim dersle gurur duymuştum
bazen Jan Dark’ı kurtarmak için çalışan bir kahraman
bazen odunun ateşleyen bir cellat olurum
eğer daha da içersem
Shakespare halt etmiş derim karşımda
salyalı dudaklarımdan yayık sesimi dinlerim de
işte Mozart’ın aradığı melodi bu diye gülerim
enayiymiş be Platon…
bir içsin de görsün….ne felsefesi varmış bu hayatın
anlasın geçmişi kınalı dünyanın kaç bucak olduğunu
ıslak kaldırımlarda yürürken acırım
önde yalpa vuran sarhoşun zavallı haline
ukalalık işte derim neme lazım senin
kendine bak; sende bir serserin bir sarhoş….
ve yavaş yavaş kaybolur acı kahkalarım
şehrin izbe sokaklarında
yavaş yavaş kaybolur benliğim…

İhsan Yüce

bordalo II

bordalo segundo. yani ikinci bordalo, arthur bordalo olarak da biliniyor. dedesi “real bordalo” lizbon sokaklarını boyarken kendisi büyümüş, muhtemelen bu sebeple ikinci olmuş.bu gereksiz bilgilerden sonra 87 doğumlu lizbon’lu bu güzel arkadaşların işlerine geçelim.

diğer sokak sanatçılarından farklı olarak çöplerden topladığı objeleri kolajladıktan sonra boyadığı tahta üzerine ne var ne yok tarzı işleri mevcut. geri dönüşüm için bir yol olmasının yanında içinde yaşadığımız dünyayı da bu şekilde eleştirdiğiniz ve farkına varmadan çöpe attığımız nesnelerin aslında pek güzel şeyler olabileceğini göstermeye çalışıyor. iyi ki de çalışıyor. siz de ayrıntılı inceliyor ve çöpünüzü karıştırmaya başlıyorsunuz;

bordalo II

kidult

kidult kelimesi, ingilizce kid ve adult kelimelerinin birleşiminden oluşmuş ve yaşı kemale erse de hala çocuk kalan yetişkinler için kullanılıyor. konuyla hiçbir ilgisi yok ama mevzuyu araştırırken öğendiğime göre, evden ayrıldıktan sonra geri dönmek zorunda kalan 22-35 yaş genç irileri de sosyolojik açıdan böyle adlandırılır olmuşlar.

neyse mevzuya dönelim. kidult bir graffiti hareketi. tam olarak emin olmamakla birlikte, new york ve paris şehirleri en aktif oldukları lokasyonlar olarak gözüküyor. Kendi tabirleriyle; “Graffiti sadece sanatsal bir ifade değil, graffiti bir protesto, bir çığlık ve öfke…” Yine de ben en çok, ekşi sözlükte gorso adlı yazarın “…banksy türk gibi birşey ise kidult kürt gibi birşeydir.” tabirini beğendim. 

Chanell, Mc Donalds, Coca Cola gibi küresel firmaların billboardlarına yaptıkları işlerle son dönemde dikkat çeken kidult, bu işleri de şu şekilde açıklıyor; “Onların ününü kullanın. Aynı ortamı kullanarak, bu sistemi ortadan kaldırmak için kendi aracını kullanın.” 

siz de öyle yapın arkadaşlar, lütfen!

kidultone

dan witz

dan witz abimiz sokak sanatının takdir ettiğimiz insanlarındandı. mosh pit yağlıboya çalışmalarıyla olayı bir boy öteye de taşımış. biz anlatmayalım, siz bakın;

dan witz

mark jenkins

mark jenkins. 1970 doğumlu amerikalı sanatçı. doğum tarihinin ne önemi varsa. neyse kendisi 2003 yılından bu yana gerçekleştirdiği enstalasyonlar için kent mekanlarını özellikle sokağı kullanması ile biliniyor. çalışmalarında nesnelerin ya da canlı varlıkların kendi geliştirdiği bir yöntemle koli bandından kopyalarını yarattıktan sonra onları şaşırtıcı, eğlenceli ya da rahatsız edici olabilen kompozisyonlar oluşturacak biçimde uygun mekanlara izinsiz olarak yerleştiriyor.

“sanat galerileri birer akvaryumdur, çünkü bütün sanatlar sokakta yüzebilir ya da sanata dışarıda yaşayamayacak küçük egzotik bir balık gibi davranılmaktadır.”

mark jenkins

SpY – urbanart

SpY – ispanyol sokak sanatçısı. 80’lerde grafitti ile başladı, şimdi her şey ile devam ediyor.

SpY – urbanart

etilen sosyete . 2003 - 2018 . eskişehir

copyleft. hiçbir hakkı saklı değildir.