Etiket: sistem

kaya ulusay – zamansız

“yaşadıkları hayatın aslında hiçbir nabız belirtisi göstermeden sürüp gittiğini farkettiklerinde her şey çok geç olacak,” diye düşündü barbaros. ofiste çalışanları göz ucuyla izlerken, “sistemin içinde, sisteme karşı ama sistemden kopamayan bir zavallıyım ben,” dedi kendi kendine. yanlışı gören ama haykıramayan bir korkaktı belki de.

etilen’i tam zamanlı bir proje/iş gibi olduğu gerçeğini düşünen insanlar bizi şaşırtıyor olsa da dönem dönem karşımıza çıkıyor. fakat aksine etilen günlük hayatın koşuşturmacası dışında kalan zaman diliminde yaşamını sürdürüyor gibi bir durum söz konusu. dolayısıyla ne kadar zorlayıcı olduğunu sanıyorum ancak benzer şeyleri tecrübe edenlerin anlayabileceğini düşünüyoruz. bu uzun girişin sebebi elimizdeki kitabın da yine benzer bir şekilde oluşmuş olması. kaya ulusay’ın ilk kitabı zamansız. kendisi özel sektörde çalışıyor.

kitabı bu sınırlamalar ile değerlendirdiğimizde ve ilk kitap olduğunu düşündüğümüzde şans tanımanız gerektiğini düşünüyoruz. biraz fazla depresif ve karamsar gelebilir ama yazarın kendi ağzından sorguladığı konunun “akıp giden zamanda “biz” diye tanımladığımız aslında gerçekten biz miyiz; yoksa belli rollere atanmış, farklı hayatlar yaşadığını düşünen ama benzer sıkıntılarla boğuşan aynı kişiler miyiz?”  olmasının kitap boyunca yeterince soru sorduğunu ve düşündürdüğünü söyleyebiliriz. ayrıca tek oturuşta okunabilecek bir akıcılıkta olduğunu da belirtmek isteriz. kendinizi yalnız hissetmemeniz de bazen güç verebiliriz. umudunuzu kaybetmeyin.

zamansız
kaya ulusay
eks libris yayıncılık
2018, 183 sayfa

matrix?

Matrix bir sistemdir, Neo. Bu sistem bizim düşmanımız ama sistemin içindeyken ne görüyorsun? İş adamları, öğretmenler, avukatlar, marangozlar… Kurtarmaya çalıştığımız insanların zihinleri ama biz başarana kadar, bu insanlar da sistemin bir parçası ve bu da onları düşmanlarımız yapıyor. Şunu anlamalısın: Bu insanların çoğu serbest bırakılmaya hazır değil ve büyük bir kısmı o kadar içine girmişler, sisteme o kadar bağımlı hale gelmişler ki, onu korumak için savaşabilirler…

Morpheus / The Matrix

Son Tüketim Tarihi

Bu faşizmin yükselişe geçtiği, ölümün biz sıradan insanlar için, sıradan olmayanlara göre çok daha normalleştirildiği bu dönemde, çağın insanında psikolojik sorunların yükselişe geçmesini şaşırtıcı bulmuyorum, bu bana, Sanayi Devrimi’nin ilk dönemlerinde işçilere devlet ve burjuvazi tarafından uygulanan politikaların devamı gibi geliyor.

Foucault, Deliliğin Tarihi’nde Viktoryen dönemlerde tımarhanelerin nasıl işgücü yaratmak amacıyla kullanıldığını yazıyordu, tımarhaneler de adeta bir fabrika görevi görebiliyordu, lümpen vatandaşların işgücü malzemesi edildiğine dair bulgularını sıralıyordu.

Bizim çağımız, aşırı hızlı bilgi akışının sağlandığı, bilgi ve iletişim ağının korkunç derecede hızlandığı ve tüm dünyayı kapladığı bir dönem, bu dönemde ne vakit kaybına izin var ne de kişilerin ruh hallerinin bu hızlı makineyi yavaşlatmasına izin var. Bu nedenle, eski dönemlerde uygulanan politikaların modernize edilip, bilimle güçlenip portatif hale getirilmiş versiyonlarının uygulandığını düşünüyorum.

Aşırı yoğun ve bireyin kendisine hiç vakit ayıramadığı bu çağda bireylerin ruhsal sıkıntılar yaşamasının kaçınılmaz olacağının apaçık olduğunu düşünüyorum. İşverenlerin ve yöneticilerin de bunu rahatlıkla sezebileceğini düşünüyorum, ayrıca özellikle psikanalitik yapıyla birlikte bireylerin arzu, haz ve fetişlerin açığa çıkıp, iktidar yapılanmalarının kontrolü altında yayıldığını düşünürsek de bu politikaların planlanmasının pek de zor olacağını sanmıyorum.

Sonuç olarak, antidepresan, uyarıcı ve birçok diğer kimyasalla bireylerin duygudurumlarının, enerjilerinin kontrollü bir şekilde yönetilmesi fikri -tabii her psikiyatrik vaka ve psikolojik sorunun buna dahil olduğunu söylemek aptalca olacaktır- bana aşırı distopik gözükmüyor.

Biz bu sistemin içinde, son tüketim tarihi olan, harcanabilir ve yeri kolayca dolacak varlıklarız. Bu nedenle kariyere veya benzerlerine fazla anlam yüklemek bence birey açısından yıkıcı olacaktır.

captain fantastic – 2015

“eğer hiç umut olmadığını farz edersen, hiç umut olmadığını garantilemiş olursun. eğer özgürlük için bir iç güdün olduğunu farz edersen, bir şeyleri değiştirme şansın olur. daha sonra dünyayı daha iyi hale getirmek için katkıda bulunma şansın var.”
– noam chomsky

nicedir film paylaşmayı atlamışız, geri dönelim. milli “eğitim” bakanlığı evrim teorisini müfredattan çıkarmaya çalıştığı ve muhtemelen çıkaracağı, halkın muhtemelen %90’ında evrim’i maymundan gelmekterdir dışında ikinci cümleyi söyleyebilecek kapasitede olmadan yoktur dediği günümüzde az da olsa içimizi ısıtan bir film “captain fantastic”. filmin yönetmeni ve yazarı ise matt rose. alternatifler, sistemin dayattıklarının karşısında durma ve eğitim sistemi gibi bir çok konuyu sorgulatıyor. bernard shaw’un “eğitime okul yüzünden uzunca bir süre ara vermek zorunda kaldım.” sözlerini de hatırlatarak muhakkak izlemelisiniz diyoruz. noam chomsky günleriniz kutlu olsun!

captain fantastic – imdb
captain fantastic – torrent

bir kadınla sevişirken nazik ol ve onu dinle.
onu sevmesen bile ona karşı saygılı ve haysiyetli ol.
her zaman doğruyu söyle.
her zaman hayallerinin peşinden git.
her gününü son gününmüş gibi yaşa.
tadını çıkar.
maceracı ol, cesur ol, fakat tadını çıkar. zaman hızlı akıp gidiyor.
sakın ölme.

amerikalı iş adamı ve meksikalı balıkçı

Amerikalı bir iş adamı deniz kıyısında harika bir manzarası olan ufak Meksika köyünün iskelesinde etrafa bakıyordu. Yalnız bir balıkçı teknesinden bugün için yakaladığı birkaç sarı tuna ile ayrıldı. Amerikalı, Meksikalı balıkçıyı yakaladığı balıkların büyüklüğü yüzünden övdü.

“Bu balıkları yakalaman ne kadar sürdü?” diye sordu Amerikalı turist.

“Sadece kısa bir süre” diye cevap verdi balıkçı.

“Neden biraz daha kalıp daha fazla yakalamadın?” diye sordu Amerikalı.

“Ailemin ihtiyaçlarını karşılayacak kadar balığım var” dedi balıkçı.

“Ama günün geri kalanında ne yapacaksın?”

“Uzun süre uyuyorum, biraz balık tutuyorum, çocuklarımla oynuyorum, eşimle siesta yapıyorum. Akşamları da köyde dolaşıp, şarap içip arkadaşlarımla şarkı söylüyorum”

Amerikalı dalga geçti “Harvard’da MBA yaptım ve McKinsey’de danışman olarak çalışıyorum. Sana yardımcı olabilirim dedi.”

Balıkçı geri adım atarak “Bu nasıl olacak efendim?” dedi.

“Balık tutmak için daha fazla süre ayır. Kazanacağın gelir ile daha büyük bir tekne alabilirsin ve daha büyük bir tekne sayesinde kazanacaklarınla birden fazla tekne sahibi olabilirsin. Sonunda bir filon olabilir. Balıklarını aracılara satmak yerine, doğrudan müşteriye satacak güce erişebilirsin ve kendi konserve fabrikanı açabilirsin. Ürünü, işleme sürecini ve dağıtımı tam olarak kontrol edebilirsin. Bu küçük şehirden taşınıp Mexico City’e taşınabilirsin. Ardından Los Angeles ve en sonunda girişimini daha da büyütebileceğin New York’a gelebilirsin.”

“Bunların hepsi ne kadar sürecek?” diye sordu balıkçı.

“15, bilemedin 20 yıl.”

“Ya sonra?”

“Evet bundan sonrası gerçekten heyecan verici” dedi Harvard’da MBA yapmış danışman. “Doğru zaman geldiğinde, halka arz olacak ve şirketin hisselerini satacaksın. Çok zengin olacaksın ve milyonların olacak.”

“Milyonlar mı efendim? Peki ya sonra?”

“Emekli olacaksın! Uzun süre uyuyabileceğin, biraz balık tutabileceğin, çocuklarınla oynayabileceğin, siesta yapabileceğin ve akşamları içkini içerken köyde dolaşıp arkadaşlarınla şarkı söyleyebileceğin bir köye taşınabilirsin!”

“Şuan bunları zaten yapıyorum efendim.”

Ölüm geldi ya da hiç gitmedi

İş yerinden hışımla çıktı.
cebindeki paketten son bir sigara çıkarıp yaktı.
bu halde çok yürüyemezdi
hissiz ve bitap haldeydi
bu halde çok sürdüremezdi ilgisini;
işsiz, kadınsız ve beş parasız
aksi olabilen hiç bir adama
karşı koyamazdı.

Gün gelmişti, bunu hissetti
intiharın zamanı geldi
sakin adımlarla
bulduğu ilk markete girdi
iki şişe şarap ve bir paket sigara
aldı, en  pahalılarından,
para bekleyen kasiyere
bir yumruk patlattı
alışverişin tüm kurallarını
tam tersine çevirmek istedi

ve kaçmaya başladı
peşine tüm insanlık düşmüşcesine hızlıca
ardına bile bakmadı
içiyordu bir yandan; iki elinde de bir şişe
daha farklı var olamazdı buralarda
o kağıtların arasında ve
aşağılık duygusundan kurtulamayan adamlarla
dayanamazdı bir ömür

sonunu bilmediği bu hayalin
bir kapı gıcırtısıyla ve insan çığlıklarıyla
bölündüğünü gördü yarım yamalak
gözleri aralandı
bir kadın ve bir kaç çocuk
ağlıyordu
saat 8’i geçmiş ve eline şu mektubu tutuşturmuşlardı
“KOVULDUN…”