neden sinemaya gidiyoruz

İnsanlar neden sinemaya gider? Hangi güç onlara karanlık bir odada iki saat boyunca gölgelerin oyununu seyrettirebilir? Eğlence arayışı mı? Bir tür uyuşturucu ihtiyacı mı? Tüm dünyada gerçekten de sinema ve televizyonu sömüren eğlence firmaları ve çeşitli organizasyonlar var. Fakat bizim başlangıç noktamız onlar olmamalı, bizim çıkış noktamız insanoğlunun evrene hükmetme ve onu öğrenme gayesiyle oluşan

Sinema Kuramına Neden Gerek Var?

Sinema üstüne teorik kitapların faydasına kuşkuyla bakılması sıklıkla tekrarlanıyor (özellikle durumun hiç de iyi olmadığı günümüzde). Godard Yeni Dalga’nın gelecekteki sinemacıların, yazdıkları zaman aslında sinema üstüne yazmadıklarını, sinema teorisi filan yapmadıklarını, yazmanın daha o zamandan onların film yapma tarzı olduğunu hatırlatmaktan hoşlanır. Ne olursa olsun, bu hatırlatma teori denen şeyin ne olduğu konusunda pek yüksek

burak çevik

burak çevik, sinema üzerine güzel işler yapan güzel insanlardan. göstermekle yetinmiyor, üretmeye de devam ediyor. 2010’da çektiği kısa filmi beklerken, yurtiçi ve yurtdışında festivallerde gösterildi, ödüller aldı. şimdi ise sinema üzerine okumaya devam ederken fol sinema topluluğu’nu kurdu, film gösterimlerinin programcılığını üstleniyor. fol sinema’nın da istanbul insanları için sinemavar’ı ürettiği düşünüldüğünde birkez daha güzelliklerin güzellik doğurduğuna şahit oluyoruz.

andrey tarkovski – şiirsel sinema

Batı’da bir başyapıtı başyapıt kılan nedir? Bu konuda ne söyleyebiliriz? Daha Rönesans zamanında? Bu hep, insan ruhunun binlerce arzuyu dile getiren çığlığı olmuştur: bakın ne kadar mutluyum, bakın ne kadar mutsuzum, bakın nasıl acı çekiyorum, bakın nasıl seviyorum, bakın ne belalarla çevrelenmişim, bakın kötülüğe karşı nasıl mücadele ediyorum, bakın kötülüğün ağırlığı altında nasıl mahvoluyorum, bakın nasıl galip çıkıyorum. Başka bir deyişle, ben,

the fly short film

kaçış arabası olarak kendi arabamı kullandım, aracı parçalarına böldüm ve yeniden toparladım. the fly – yani sinek. yani yaz günlerinin vazgeçilmezi. yani hepimizin nefret ettiği hayvan. yani o sesi. yani o sinir bozucu hareketleri… bir sineğin banka soygunu esnasında nelere yol açabileceğini anlatan bu harika kısa filmi ingiliz yönetmen olly williams çekmiş. bağımsız ve kar

sinema tarihinin en güzel altı dakikası

Sanço Panço bir taşra kentinin sinema salonuna girer. Don Kişot’u arar ve onu kenarda bir yerde otururken bulur, ekrana kilitlenmiştir. Salonda boş yer yok gibidir,-bir tür loca olan- galeri gürültücü çocuklarla tıka basa doludur. Faydasız birkaç girişimden sonra Don Kişot’a ulaşamayacağını anlayan Sanço isteksizce orta sırada bir kız çocuğunun yanına oturur (Dulcinea mıdır?). Film gösterimi