İran Sineması ve Kadın

İran sinemasında yalnızca kadının varlığı konusunda değil, İslam’da aslında yasak olan “imajın” varlığını tartışmanız gerekir önce. Yoksa hiçbir kültür kadınlara “dayanamaz” –muhakkak çekicilikleri ve birtakım güzellikleri, işveleri vesaire vardır onların. İşte Mahmalbaf’ın Kandahar filmine bakın –ne diyordu? İmajları olmayan ülke. Niçin? Çünkü kadınlarını burkalara kapatmış. Bu sosyo-politik gerçeklik yine de filme bir paradoks olarak yansımış

türk sinema tarihi

Türk Sinema Tarihi kitabı fotoğraflı ve büyük boy. Sayfa konumu da iyi. (Bana baka, pırıl pırıl yeni bir ‘bisiklet’ gibi!) Yazarı Giovanni Scognamillo. Yıllardan beri, Galatasaray’dan Tünel’e giderken solda, Tomtom Kaptan Mahallesi’nde oturur. Siz kendisinin öyle İtalyan asıllı oluşuna filan bakmayın. İstanbul’da doğmuş bir ‘İstanbul çocuğudur. Ve (Naki Turan Tekinsav gibi) (açık ya da gizli)

Kötülük Dehası

Netflix’de izlediğim Evil Genius – Kötülük Dehası başlığı itibariyle de ilginç bir konu – sıradan bir pizza kuryesinin bankayı soymasıyla başlayan hikaye devamında soyguncunun boynundaki bombanın patlamasıyla sonlanıyor. Brian Wells Erie’de yaşayan bir pizza kuryesi ve neden bir bankayı boynundaki bombayla soymayı tercih ediyor?  Aslında izledikten sonra oturup üstüne düşünmenizi sağlayan bir yapım – bir

EKMEK, ŞARAP, SEN VE BEN

Türk sinema tarihinin gizli kahramanı İhsan Yüce. Onu bir çok filmde, mapushane ve mahalle raconcusu, ayyaş mahalle abisi, devrimci fabrika işçisi, avantasına bakan üçkağıtçı, hasis kız babası, kurnaz köy ağası gibi rollerde seyrettik. Genelde yan rollerde gördüğümüz, müthiş bir karakter oyuncusu. Hani ismi geçtiğinde bilinmeyen, fakat resmi gösterildiğinde, haa şu oyuncu denen oyunculardan aslında… Fakat

Arıza İmajı Olarak Sinema

Bugün gerçekten Rus sanatçıları hep bir arıza imajı kotarıyorlar –bir performans mı düzenlediniz, mutlaka bir kaza çıkacaktır… ama kaza ve arıza hayata en az düzenli işleyen rasyonel bir düzenek kadar dahil olmak zorunda değil mi? O halde, bir Batılının hemen girişeceği –çoğu zaman da aslında beyhude olmayan–o “tedbir alma” çabasını bir kenara bırakın… Bırakın arıza

Guy Debord’un Sineması

Burada amacım Guy Debord’un sinema alanındaki poetikasının, ya da daha doğrusu kompozisyon tekniğinin bazı yönlerini tanımlamak. “Sinematografik eser” teriminden bilhassa kaçınıyorum, çünkü bizzat Debord bu sözcüğün kendi durumuna uygulanamayacağı konusunda bizi uyarıyor. In girum imus nocte et consumimur igni’de (1978) “hayat hikayeme bakılırsa, sinematografik bir eser yaratamayacağım apaçık belli olur” diye yazıyor. Zaten yalnızca sanat