Menü Kapat

Etiket: şiir (sayfa 1 / 14)

Bir Taş Devri Hikayesi

Korkmadan bakabilmeyi sana
Ve dinozorları düşlemeyi istiyorum.
Aynı anda.
Zaman oluyor ki yeter diyorum
Ama sadece 1 dakika.
Nedenlere özlemle bakılmış ikinci el
Gözlükler satılıyor işportada.
Onlara bakarken
Dalıp kalıyorum.
Gitmeyi beceremem ben, beceremiyorum.
Tırnakları uzun kadınlar geçiyor penceremden.
Bir bebeğe dokunacaklar diye içimi saran korku
Bu geceki uykusuzluğumun sebebi.
Kafamı toparlayıp, tüm düşünceleri
Beynimin oyuklarına gömebilmek
Bu seneden tek beklentim.

……………………………

Hiçbir şey bitmeyecek sanmaktan
Trafik kazaları oluyor
Radyodan sesleniyor bir adam:
Dişlerini fırçalarken suyu açık bırakanları ve
Poşet hışırtısına sebep olanları
İhbar ediniz.
Aylardan Eylül. (Nem çok nem!)
Ve adımların bir yokluğu taşıyor vuruşlarında
Ben yokluğundan görüyorum seni.
Bakmadan, korkmadan.
Sesindeki gök kuşağı tınısı
Bayram olmayan bir gün
Sokaktaki çocuklara
Şeker dağıtmak gibi.
Gözlerindeki çiçekli perdeleri
Bir ben görüyorum.
Bilme sen, bilmenden korkuyorum.

……………………………

Korkmadan bakabilmeyi sana
Ve dinozorları düşlemeyi istiyorum.
Aynı anda.
Dilim oluyor elim, ayağım.
Dilim oluyor gözlerim.
Gel hadi dinozorları kucaklayalım.

SİT ALANI ORGANLAR

Boş bir sayfaya bakar gibi yüzüne takılı kalan

Gözlerimin bir anlamı olmalı.

Sana cümlede anlam soruları çözdürmüyorum, bilesin.

Anlamlardan cümleler kurmak sana kalmış.

Kırmızı kar yağmadan kesişmeyecek yollarımızda

Karayolları asfalt çalışması başlatmış.

Her bahar şenlenen yüreğime AVM yapılmadan gel.

Kayyumlara teslim edilmesin

Baharı senle gelen bahçelerim.

Akla ziyan sorular cevabını arıyor.

Gece saat bir(1).

Gece bekçileri ve sorularım voltada.

İstanbul artık eskisi gibi değil.

Yüzü solmuş bir fotoğraf

Taşlanmış bir pantolon kadar sevimsiz.

Ağzındaki sakızın devir sayısını

Hayal gücüme bırakman büyük nezaket

Ve tipik bir mühendislik yaklaşımı.

Yoksa gözlerimin dudaklarına olan hasreti

Zincirleme sıfat tamlamaları

Kadar uzun ve sıkıcı olacaktı.

………………………………………………

Gece saat iki(2)

Gece bekçileri ve sorularım voltada.

Uykusuzluk moda olduğundan beri

Bahsini açmıyorum

Seni düşündüğüm gecelerin.

Uzak bir akraba sıcaklığı kaç dereceyse

Odam öyle.

Sabaha karşı gelen serinlik ürpertisi

Gözlerinin rengi.

Beraber bir iş makinesi seyredemeden geçti günler.

Yürüyen merdiven romantizmi çok uzağımızda.

Yeni bir şey izledim bugün televizyonda.

Görünmezlik diye bir şey var

Yoksa ben yokum.

Ayıptır Söylemesi: Rimbaud

AHMET SOYSAL: Yani tam çarptığı yıl Rimbaud’nun, 52…
ECE AYHAN: 1952. Siyah kaplı bir kitap*. Güzel bir antoloji. Parçalar olduğu gibi alınmış. Güzel yorumlar da var.
A.S.: Özellikle de galiba Illuminations ilginizi çekti, düzyazı şiirler…
E.A.: Her zaman düzyazıları çok sevdim. Yahya Kemal’in lafı doğru: “Esas edebiyat nesirdir”. Şiir, fazladan bir şey. (Erkek de, fazladan varlıktır. Erkek fantezilere düşkün varlıktır.)
A.S.: Ama siz düzyazı şiire ilk, Kınar Hanımın Denizlerinden sonra başladınız. Ya da önceden yazmış mıydınız bazılarını?
E.A.: Daha önce düzyazı deneylerim de var. Hikâyeler.
A.Ş.: Birkaç hikâyeniz yayınlanmış galiba, bazı dergilerde?
E.A.: Beş!
A.S.: Ama asıl düzyazı şiir döneminiz Kınar Hanımın Denizleri sonrası başlıyor.-
E.A.: Bakışsız Bir Kedi Kara’da Rimbaud’nun etkisinde kalmışım denebilir, istenirse. Illuminations’u okuduktan sonra yazmıştım.
A.S.: Une saison en Enfer’i de o yıllarda okudunuz.
E.A.: Onu önce okudum.
A.S.: Önce onu… Ama sizi daha çok Illuminations çekti.
E.A.: Evet.
A.S.: Niçin acaba? Bunu açıklayabilir misiniz?
E.A.: insanın kendi hayatıyla örtüşen şeylerle ilintili herhalde...
A.S.: Oysa Une saison en Enfer daha otobiyografik bir yapıt. Yani birtakım deneylerine daha çok değindiği bir yapıt.
E.A.: Öyle.
A.S.: Yaşadığı şeylere… Hatta şiir anlayışına da…
E.A.: Onlarda metin var. Biz zaten, metin getirdik… yani ikinci Yeni ya da benim Sivil Şiir dediğim şey… Yani Cemal Süreya, Sezai Karakoç. İlk oluyor.
A.S.: Yani bir çeşit kurgu olarak yazı… kurgu.
E.A.: ‘Kurgu’ tabii.
A.S.: Kurgu, tam anlamıyla.
E.A.: Ama ‘montaj’ anlamında değil.
A.S.: Fiction anlamında da değil.
E.A.: Fiction da değil.
A.S.: Agencement belki, yani bir araya getirme, belirli bir düzene göre bir araya getirme… agencement…
E.A.: Evet… Benim bildiğim kadarıyla bu Türk şiirinde ilk oluyor galiba…
A.S.: Bir çeşit örgü de… sıkı örgü…
E.A.: Hah… şimdi bulduk: Sıkı ‘örgü’. Tezgâhta çalıştık aslında. Sözgelimi kendimizi hiç katmamaya çalıştık. Olabildiği kadarıyla. İnsanın kendisini tamamiyle katmaması olanaksızdır.
A.S.: Bu şey anlamına da geliyor… yani bir metnin üstünde çok çalışılıyor… örülüyor…
E.A.: Evet. Hatırlıyorum… 100 kadar kopya olur. 99’unu yırtıp atarsın. Sonuncu metni koyarsın.
A.S.: Bakışsız Bir Kedi Kara döneminde…
E.A.: Onu söylüyorum.
A.S.: Rimbaud için de çok hızlı yazdığı söyleniyordu bir zamanlar. “Büyük dâhi çocuk, bir seferde çıkmış bunlar!” diyorlardı. Halbuki çok
çalışmış Rimbaud. O, sonradan düzyazıları incelediğinde çıkıyor… Karalamalar var… yeniden dönmüş, yeniden yazmış… yani uzun bir çalışma sürecinde çıkmış o metinler.
E.A.: Görünüşteki hız düşüncesi doğru değil aslında… o da yanlış biliniyor.
A.S.: Ya da: hızın üstünde bir çalışma oluyor…. Mesela bu hız konusuna Rene Char değiniyor…
E.A.: Şairlerin hız hikâyesi başka bir şey. İnsan yılı, ışık yılı gibi, şair yılı da olması gerekir, şair saati de. Bir şairin bir saliselik düşü, belki 50 yıllık yaşama karşılıktır.
A.S.: Mesela Rene Char, “buluşu, Rimbaud’nun, hız’dır” diyor.
E.A.: Hız dediğim gündelik’hayat, garsonun bir şeyi hızlı getirmesi, bir kızın hızlı yürümesi filan değil… Başka bir kavram bulmak gerekir. Aklıma yine Yahya Kemal geliyor… Zaten bu uslu coğrafyada Rimbaud’yla kimsenin ilgisi olmamış. Ne Rimbaud’yla ne Lautreamontla. Şuna parmak basan Şerif Mardin’dir: ‘Uslu resimler’, Türkiye’de dikkat edin, bütün resimler uslu resimlerdir. Hiçbirinin ‘satanique’, ‘demoniaque’ yanı yoktur.
A.S.: Acıya fazla değmiyorlar. Sıkıntıya, deliliğe. îçeri’ye. İç derinliğe değmiyorlar.
E.A.: Evet, hiç girmezler.
A.S.: Bir yerde duruyorlar, demek istiyorsunuz.
E.A.: Biraz da kendi hayatlarıyla ilgili.
A.S.: Bir çeşit ‘nostalji’, ‘melankoli’, hüzün’… Hüzün sözü, biliyorsunuz, çok geçerli bir söz.
E. A.: Evet, öyle bakarlar. Çok yaygın. Sözgelimi, hüzünlü bir kızsa sevilir. Rudolf Valentino’yu çok severlerdi, hep böyle süzgün baktığı için. Oysa adam miyopmuş.
A.S.: Ayrıca hüzün denilen şey de kapsanan bir şey. Yani akıl, bilinç, onu kapsıyor…
Devam

Kanarak Ormanın Gözleri Kapanıyor


..
.

k a n a ra kbu hep eksik bir sürgün. paçasız ve yakasız. ağaçların arasından dalgaların kalbine ;
bir suskuyu oluşturamıyorsun. bir suskuyu konuşturamıyorsun.
güneşin dediğinden yoksun.
güneşin deliliğinden yeksin.
bayrakların yoksul şarkısı içinde varlık kemiren gölge kahraman gece açıyor.
gördün.
direklerini boyamayacaktın ve mahalleleri boğmayacaktın.
denizle konuşmayacaktın ve saçların hiç uçuşmayacaktı.
kırmızı biletleri yırtacaktın.
her sabah güvercinleri kargalardan ve insanlardan koruyacaktın.
kedileri geçiyorsun denge için,
gözleri kuyu köpekleri seçiyor için.
kuşları içiyorsun oyunsuz bir masal için.
muma döndün ve yüzün soyundu.
evdeki karanlıkları buldun ve sayıldın.
bir parmağını kaybettin ısındığın duvarda.
elden ele yüzyirmibir çocuktu avucunda, kazıdığın kendinden.
çiçekler durmaz ki.
çiçekler ne aradı kalbinde.
çiçekler duymaz ki.duraksıyorsun.
elinde sazı haykırıyor bir sokak velisi;
tanrı ona yeni bir el verdi.
tanrı bana oniki koridor verdi.
tanrı sana esmer betondan bir kedi verdi.
tanrı ona filizlenen bir deli verdi.
ve ekliyor; birlikte sustuğun biri var mı?
yürürken sesini duyuyorsun, adımladıkça tanışıyorsun.
kafan punk. ayakların söndü.
baş kaldırıyorsun çakılı bir hüzün içinde.
buğuyu tekrarlıyorsun.
gerilla tekneyi kıyıda yüzdürüyorsun.
zırhını çıkarıp teyyare oluyorsun.
kör duraklar öpüyorsun gözlerinden.
yanındaki ihtiyarı soyuyorsun, bir balık çıkıyor pipiden.
suskun ve bungun bir meyhane geçiyor östakiden.
geceler çekiyorsun göz kırpan ninniden.
sarkan narsız yapraklar yüzsüz heykellerden.
durulan avareleri ameliyat ediyorsun.
yok yazıyorsun sessizliği duvarlara.ara yürüyor gözlerin ara.

konuşmuyorlar, konuşmamış mı oluyorsun.

geçiyor nefesin parmaklarından.
yüzün ağaçlarda sözleri uyutuyor.
ahtapotlar gecikecek ve ellerin afiş bekliyorsun.

ışık çeteleri arasında köz merdivende inliyorsun.

sana gün saymamayı öğretmeli fare.
sana sayı saymamayı öğretmeli güvercin.
bir davulun üstünde yürüyorsun.
duman sek sek oynuyor.
göz durmuyor bulutlar arasında.
şapka altında dudaklar dikişliyor kendini.
kuşlar var içlerin.
kuşlar var içlerin.
elleri mızraklı tüm delillerin.
renklerden taşları topluyorsun.
herkesi arıyorsun, iyi ki bulamıyorsun.
kendi kendini mutlu edemeyen bir monitörün sağdıcısın.
dört elin de kelepçeli bir yarasa sinyali.
ve sustun.
atından hiç inmeyeceksin, hiç atından. susmanın ölçülerini biçeceksin, hiç ekinden.
dalgalana dalgalana bir bayrak serpeceksin, hiç havadan.
tünelin dibinde seni beklemeyecek kelimeler, hiç sesten.
bir tuşla yeniden başlatacaksın, bir tuşla sonlandırmayacaksın, hiç tuştan.
gölge asılacak boğazına. hiç hevessiz içine dalacaksın, yakacaksın onu, hiç ateşten.cebinden çiçekler çıkardın, bir esrime odası.
suskun jetonların mezarlarına yürüdün.
sönük bir şeyler var hala, eksik.
bir ölümün daha vardı.
cebinden oraları çıkardın.
gözün deniz.
gözün gök.
bir ölümün daha olmalı.
yoklamış kulağı.
hiçlemiş aynası.

insan robotun iskeleti.
rüyasında ne varsa toprağı.
olmasa da doldurur kan.

cebinden aksini çıkardın,
bir adım atsan dönüp gelecek.
cebinden bıçak çıkardın, bir hoşçakal bayrağı.
ölemeyen bir aşkın kanı, ruhunu çıkarmıştın orada.
uyanmıştın bir yankıda, içinde uçuşmuştu sokak köpekleri.
çarkında kimsesiz bir seda var zamanın.dünün kanına ihtiyacım yok.
bugünün kanına ihtiyacın yok.
yarının kanına ihtiyacı yok.

ardında çaresiz bir eda var zamanın.

gölgelerin kanına ihtiyacım yok.
duvarların kanına ihtiyacın yok.
yolların kanına ihtiyacı yok.

denize düşersin, böyleyim.
rüzgara bakarsın, öylesin.
topraktan gizlenirsin, şöyle.

sözlerin kanına ihtiyacın yok.

serkeş bir aşkın içine gireceksin, sarhoş odaların renginde.

ormanın gözleri kapanıyor.
.
..

çirozname

beyaz kocaman bir duvar – çıplak mı çıplak
üzerinde bir merdiven – yüksek mi yüksek
duvar dibinde bir çiroz – kuru mu kuru

bir herif geldi elleri – kirli mi kirli
tutmuş bir çekiç bir çivi – sivri mi sivri
bir büyük yumak da sicim – zorlu mu zorlu

çıktı merdivene derken – yüksek mi yüksek
mıhladı sivri çiviyi – tak tak da tak tak
duvarın taa tepesine – çıplak mı çıplak

attı çekici elinden – düş allahım düş
taktı çiviye sicimi – uzun mu uzun
astı ucuna çirozu – kuru mu kuru

indi mervidenden tekrar – tıkır da tıkır
sırtında çekiç merdiven – ağır mı ağır
çekti gitti başka yere – uzak mı uzak

o gün bugündür çirozcuk -kuru mu kuru
mezkur cismin ucunda – uzun mu uzun
nazikçe sallanır durur – durur mu durur

ben bu hikayeyi düzdüm – basit mi basit
kudursun bazı adamlar – ciddi mi ciddi
ve gülsün diye çocuklar – küçük mü küçük.

charles cros
fransa, 1842-1888
çeviren: orhan veli kanık

Kırık Zaman Masalı

Kırık zamanlardı,
Kum saati yorgun düşmüş,
Akrep yelkovana küsmüş.
Gece yarıları öksüz…
Yokluk eksiklikle karışmış.
Sokaktan insan sesleri.
Pastahanelerin önlerinde muhallebi kuyrukları.
Sabah saat beş.
Sığmıyor içime,
Öfkem kaygım ve tüm endişelerim…
Duvarları tırnaklarla çizilmiş,
Kan revan içinde
Bir oda içerim.
Duvarda isli bir ayna.
Çoğalalım istiyorum sevgili !
İçerimdeki o oda yıkılsın !
Bir olmayalım, çoğalalım!

Yollar hep gider benden.
Dünya da yuvarlak değil,
Bir tepsi gibi.
Kara delikler pusuda,
Gidersen düşersin,
Belli olmayan bir zamana.
Kırık zamanlardı…
Evren toz bulutundan doğduğunda,
Annem çamaşır suyu döktüğü
için bulutlar vardı.
Bulutlar temizdi, gökyüzü kirliydi.
Su başlarında kadınlar.
Döve döve temizlenen çamaşırlar sırada.
Saat 12’yi vurmaya niyetli.
Maksat küsler barışsın,
Akrebin zehri aksın,
Kirliyle beyaz karışsın.
Çoğalalım istiyorum sevgili !
İçerimdeki o oda yıkılsın !
Bir olmayalım, çoğalalım!

Kırık zamanlardı
Bir orman, bir ağaç, bir ben vardı.
Toprak kabul etmez olmuş
Hiçbir canlıyı.
Toprak ağaca,
Ağaç dalına,
Dal yaprağına küsmüş.
Bir tufan kopsa
Bütün küsler el ele.
O gün,
O saatte,
O saniye…
Çoğalalım istiyorum sevgili
İçerimdeki o oda yıkılsın
Bir olmayalım, çoğalalım!

etilen sosyete . 2003 - 2018 . eskişehir

copyleft. hiçbir hakkı saklı değildir.