Menü Kapat

Etiket: şiddet (sayfa 1 / 3)

jeremy profit

Çizimlerimi yaparken içine günlük yaşamdan resimler koyuyorum, özellikle şiddet barındıran savaş konulu fotoğraf gazeteciliğinden, kapitalizmin dünyanın dört bir yanında neden olduğu yıkımdan. Çizimlerim bunların dışında bizim toplumumuzun depresyonu hakkında konuşur. Emekçi sınıfın yıkımı gerçekleşti, tüketildi. İnsanlar, böylesine şiddet barındıran bir toplumda, kolektif değişim umudundan yoksun bir şekilde, bireysel var oluş savaşı veriyorlar.

jeremy profit enteresan bir arkadaş. kendisini erman akçay’ın futuristika’da yayınlanan söyleşisi sayesinde tanımıştık – siz de tanıyın istedik. çizimlerinde ciddi anlamda şiddete odaklanmış vaziyette. şiddeti gündelik hayatın içerisine konumlandırması da güzel sorular sorduruyor. buyrun çizimler sizin;

jeremy profit
jeremy profit – tumblr

anıt sayaç

‘Anıt Sayaç’, Türkiye’de kadına yönelik şiddetten ölen kadınların anısını yaşatmak için internet üzerinden kurulmuş bir anıt ve her gün güncellenen bir sayaçtır.

Kadına yönelik şiddet olaylarında 2012 yılının Ocak ve Eylül ayları arasında 125 kadının hayatını kaybettiği açıklandı. Anıt Sayaç kadın cinayetlerinin artarak devam ettiği böyle bir ortamda farkındalık yaratmak ve bilinmeyen verileri açığa kavuşturmak için düşünüldü. Ölen kadınlarımızın isimleriyle anılacağı bu web sitesi, kadına karşı şiddet konusunda toplumun duyarlılığını geliştirme projesi olmanının ötesinde ölen kadınlara adanmış bir anıttır.

Artış tehdidi tabiatında gizli bu sayaç, şiddetin sürekliliğinin de habercisidir. Kaygı veren bir artış, ağırlaşan bir birikim yanında, aciliyete davet eden bir geri sayım da var ‘Anıt Sayaç’ta. Sayaç attıkça umut eksilmekte; tane tane tükenmektedir.

anıt sayaç

the tribe – 2014

herhangi bir diyaloğa ihtiyacımız yoktu, yüzlerimiz vardı.

daha önce benzerini izlemediğinize emin olduğumuz bir film the tribe. miroslav slaboshpitsky çekmiş. altyazı yok, seslendirme yok. sadece işaret dili var. aşk ve nefreti anlatmak için sese ihtiyaç var mı sorusunu sormanız da mümkün. ukrayna’dasınız, sağır ve dilsiz okulunda yatılı okuyan bir arkadaşın hikayesini izliyor ve 2 saat boyunca kendinizi başka bir dünyaya bırakıyorsunuz. 

p.s.: şiddet içeren, rahatsız edici filmlerden uzak duruyorsanız bu filmde sizin için aynı sınıfta.

download . the tribe – torrent

şiddet ve şiddetsizlik

‘Şiddet’ ve ‘şiddetsizlik’ arasındaki fark sorgulanırken, sınıfsal çıkarlar ve tetiklediği duygusal tepkilerden dolayı soru, genelde yanlış bir biçimde ortaya atılır.

Devlet şiddeti ve patronların terörizmi, hiçbir sınır veya hiçbir ahlaki engel tanımaz. Devrimciler ve özel­likle anarşistlerin, bu şiddete devrimci şiddetle karşılık vermeleri tama­men haklıdır.

Şiddetsizliği savunanların pozi­syonunu incelediğimizde çeşitli sorunlar ortaya çıkar. Ayrı tutularak bakıldığında, şiddetsiz olan ve görünüşte barışçıl metotları seçer­ler, yani düşmana fiziksel olarak saldırmazlar. Mücadelenin genel yapısı içerisinde görüldüğünde, müdahaleleri (her şeyi olduğu gibi bırakmaya bir mazeret olarak şiddetsizliği kullanan örgüt­lerin dışında) ‘şiddet’ taraftarları tarafından gerçekleştirilenler kadar şiddetli olduğu anlaşılır.

‘Pasifist’ eylemcilerin bir yürüyüşü, sömürü düzenini bizzat bozan şiddetli bir eylemdir. Bu bir direnç eylemi, güç gösterisidir. Bu en azından amaç seçiminde ‘şiddetli’ bir gösteriden farklı değildir. Stratejik ve devrimci bir bakış açısından, askeri bir zafer kazanmaya ve gerçekleştirmeye muktedir şiddetli bir eylem fikri bugün akla gelmez. Böyle söyleyerek, devrimci şiddeti reddetmemiz gerektiğini ima et­miyoruz. Sadece bir elde makineli silahı kutsamaktan ve diğerinin onun polisine dönüşmesinden kaçınmak için açık olmak zorunda olduğumuzu anlatmaya çalışıyoruz.

Şiddet ve şiddetsizlik arasında sadece sözlü ayrım yapmak yanlıştır. İyi beslenmiş bir burjuva, burjuva sınıfına karşı şiddeti rahatça ‘teor­ize’ edebilir, ama sadece devrimci göreve tamamen adanmışlık ge­rektiren koşullarda uygulamaya koyacağı bir açmazlıkla. Çoğu zaman şiddeti sözlüdür. Pratikte, ateşli retoriğini tatbik etmeye devam etmesini sağlayan diğer şeyler arasında, durumun olduğu gibi kalmasını tercih eder.

Aynı şekilde başka iyi beslenmiş bir burjuva kendisini şiddetsizliğin yüceltilmesine nakleder, gene de mücadelenin negatif ‘içgüdü’lerini kınayan, barışın ve kardeşliğin pozitif ‘içgüdü’lerini kutsayan, teorik bir şey olarak. Bata çıka da olsa, bu burjuva sosyal mücadele­deki bütün gündelik varoluşunda ‘şiddetsizlik’ ilkelerini pratiğe döke­cektir. Barış ve kardeşlik hayallerini sürdürebileceği durumun rahatlığını olduğu gibi tercih edecektir.

Şiddet ve şiddetsizlikten bahset­meden önce, sorgunun gerçek bir duruma uygulanıp uygulanmadığına veya bunun adeta soyut bir teori olup olmadığı ve bunu bilfiil uygu­lama niyetinin olup olmadığına dair bir ayrım yapılmalıdır. Sadece ilk bahsedilen durumda, şiddetsiz metotları daha az etkili ve iktidar tarafından daha kolay alt edilebilir kılan stratejik ve askeri koşulları tartışmak mümkündür. Ancak bu tartışma daha sonra gelen, aslında bir metot sorunu olan ve asla soyut olmayan bir tartışmadır.

Bizler türlerin vs. kalıtsal biyolojik şiddetin ilahiyat ko­kan teorizasyonlarına yol açacak felsefi tartışmalarla ilgilen­miyoruz. Önemli olan mücadeleye kendi gerçekliğinde yaklaşmaktır. Gerisi; araçları ve bu araçları uygulamaya koymanın en iyi yolunu seçme meselesidir.

Şahsen şiddetsiz metotların so­syal mücadelede bugün uygunsuz olduğuna ikna olduğumuz için kendi mücadele biçimini şiddetsiz metot­larda gören yoldaşlara karşı değiliz. Önemli olan, mücadeleye ciddi bir şekilde iştigal etmek ve ‘şiddetsiz mücadele’nin polisin bizi rahat bırakacağının mazereti olduğunu savunmakla sınırlamamaktır.

Şiddet üzerine soyut tartışmalar (neredeyse çoğu zaman ateşli ve kanlı), tıpkı şiddetsizlik üzerine soyut tartışmalar gibi (neredeyse çoğu zaman ahmakça ve cennete dair) aynı ölçüde iğrençtir. Bizler mücadelede herhangi bir aracı seçerek sömürü, terörizm ve kurum­sal şiddetin tarihsel suçuna etkili bir şekilde yanıt olabiliriz ancak. Kelimelerin ve konuşmaların şiddeti (veya şiddetsizliği) hiçbir şeyi değiştirmeyecektir.

Alfredo M. Bonanno

frantz fanon – yeryüzünün lanetlileri

bu, afrikalı zencinin yazdığı bir kitap değil, imal ettiği bir bombadır. ben bu bombayı sermaye orospularının burjuva yuvası olan paris’te bugünkü çağdaş medeniyetin kin ve çirkef dolu bu başkentinde, batı düzenine karşı afrika’nın bu kin bombasını patlatmak istiyorum. çünkü batının çürümüş olan insanı ve kokuşmuş düzeni temizlenmek için bu bombaya muhtaçtır. – jean-paul sartre

jean paul sartre’ın kendisini oldukça heyecanlandıran ve muhakkak okunması gereken önsözüyle birlikte atlanmaması gereken bir anti-emperyalist manifesto. işgal, barbarlık, şiddet, devrim, milliyetçilik, emperyalizm, özgürleşme ve sömürgecilik gibi konuları derinlemesine ele alan bir eylem kılavuzu. kitabın bir dönem black panther taraftarlarından filistin ulusal kurtuluş mücadelesi militanlarına kadar elden ele dolaştığını da hatırlatıyor olalım. sizindir.

download . pdf
 frantz fanon – yeryüzünün lanetlileri

luis quiles

ispanyol artist luis quiles’i, muhtemelen seks ile sosyal medya ağlarını eşleştirdiği çalışmalarını gördünüz ama görmediyseniz de birazdan göreceksiniz. toplumun “çirkin” yüzünü en sevilesi biçimde yansıtmayı başaranlardan ve seksizm, sömürü, şiddet, homofobi, kapitalizm, din gibi konularda çekinmeden tokadı vuran güzel insanlardan. takip etmekle yükümlü olabilirsiniz.

luis quiles – artwork

 

etilen sosyete . 2003 - 2017 . eskişehir

copyleft. hiçbir hakkı saklı değildir.