Etiket: sharp

skinhead

skinhead

alman gençliğinin bir bölümü vakitsiz saç dökülmesinden muzdarip. yaşı on dört ile yirmi dört arasında değişen gençler arasında tuhaf bir kellik sendromu kol geziyor. resmi raporlara bakılırsa sayıları 8-10 bini buluyor dazlakların. kel kafalar her yerde şiddetin simgesi. özellikle türkler, gözlerini onlara karşı dört açıyor. metroya binen, sokakta dolaşan, bir lokale giren yabacı, önce etrafa “dazlak var mı” diye bakıyor artık.

potansiyel düşmanınızın en belirgin özelliği, yaşına uygun olmayan kelliği. ama önce ayaklarına bakarak da tanıyabilirsiniz onu: normal ayakkabı numarasından bir-iki numara büyük, “bebek tabutu” cinsinden dev siyah çizmeler var ayağında. önden bağcıklı, metal uçlu “doc martens” namıyla tanınan bu çizmeler, “skinhead” hareketinin de anavatanı olan ingiltere’den gelme. sırtındaki askeri montuyla “kel rambo” görünümü tamamlanıyor.

türkçeleştirdiğimiz “dazlak” kelimesinin kökeni skinheads. “deri kafalar” son yıllarda ırkçı ve neofaşist bir ideolojiyle ortaya çıkan yeni bir hareket değil; kökeni 1960’lara dayanıyor, öğrenci hareketi kadar eski.

1968’de avrupa’nın her yerinde olduğu gibi londra’da da üniversiteliler “ho-ho-hoşimin” diye bağırarak sokaklara dökülür ve kapitalizmi alaşağı etmeye çabalarken, bazıları bu uzun saçlı gençlere kuşkuyla bakıyordu. parklarda ellerinde esrarlı sigaralarla “savaşma, aşk yap” şiarını hayata geçiren üniversiteliler, londra’nın işçi semtlerinde oturan ve işçi sınıfına dahil olmanın ne anlama geldiğini çok daha iyi bilen gençlerin gözünde birer “salon sosyalisti”ydi. üniversiteliler marx-engels-lenin klasiklerini devirip hangi yolun daha kestirmeden sosyalizme götürdüğünü üzerinde tartışırken, onlar pantolonlarının paçalarını sıvayıp işçi postallarını dünya aleme teşhir etmeye başladılar gururla. gri pantolonlarının askılarını tişörtün üstüne çıkarttılar, saçlarını kısacık kestirdiler. alman skinhead müzik gruplarının en ünlüsü “böse onkelz” / “kötü amcalar”ın ilk plağının adını süsleyen sıfatlar “çirkin, kan dökücü ve şiddet yanlısı” onları tanımlayan üç özellikti.

dazlaklar hakkında bir kitabın yazarı klaus farin‘in dediği gibi “sıfır numaraya vurdurulmuş kafalar yalnız 1960’lardaki üniversitelerin uzun saçlarına tepki değil, aynı zamanda ingiliz işçi sınıfının temizlik idealinin simgesi; bireyselliği ve onuru çiğnenen bir gençliğin düzene karşı tepkisi”ydi. her yerde olduğu gibi ingiltere’de de o zamanlar ıslah evlerinde ve hapishanelerde ilk iş olarak saçlar sıfır numaraya vurduruluyordu. gençler, kafalarını kendileri kazıtarak topluma isyan ettiler.

1950’lerden itibaren ingiltere’ye eski kolonilerden göç başlamıştı. karaib adaları’ndan, hindistan’dan, pakistan’dan gelen eski sömürgeliler Londra’da tahmin edileceği gibi “en alta” yerleştirildiler. temizlikçi, garson, fabrika işçisi olarak en pis ve ağır işler onlara gördürülmeye başlandı. londra’nın içinde konut sorunu da aynı dönemde patlak verdi. arsa ve ev fiyatları göğe tırmanınca spekülasyon da aldı başını gitti. simsarlar şehir içinde kıymetlenen semtlerdeki evleri, yakında yıkıp yenilerini inşa etmek üzere kendi haline bıraktılar. orta sınıf zaten bu yarı virane evlerde oturmak istemiyordu. böylece bu semtler yabancılarla işçi ailelerine kaldı. paylaşım kavgasında toplumun en altındaki iki kesim karşı karşıya getirildi – aynı almanya’da yirmi yıl sonra yaşanacağı gibi.

skinheads, yani dazlaklar, işte bu koşullarda ortaya çıktı. ingiliz sosyolog john clarke‘ın yazdığı gibi, “proletarya çocukları baskı ve yoksulluk koşullarında bir gruba dahil olma, bir cemaatin üyeleri olma ihtiyacı hissettiler.” erkeklik, milli kökeniyle övünme, sertlik, şiddet gibi unsurları benimseyen dazlaklar ilk ortaya çıktıkları dönemde de totaliter düşünceye yatkındılar, ama ırkçı özellikler taşımıyorlardı. örneğin dazlakların dinlediği “ska” adıyla anılan müziğin kökü jamaika ve reggae müziğiydi.

skinhead

kendi hayatını anlattığı “skinhead biyografisi” ile tanınan eski ingiliz dazlaklardan george marshall, “saçların kaç santim olacağı bugünkü kadar önemli değildi başta” diyor, “önemli olan, saçların arasından kafa derisinin görünmesiydi. saçlarla çizmeler birlikte dazlağı oluşturuyordu. çizmeler ne kadar ağır olursa o kadar iyiydi. kılık kıyafetin insanları ürkütmesi önemliydi. levi’s 501 blucinler, sanki yıllardır giyiliyormuş izlenimi vermek için önce küvette klorlu sularla beyazlatılırdı. gömlek, kıyafeti tamamlardı. çiçekli desenlere kesinlikle rağbet edilmezdi. revaçta olan, ben sherman marka üniformayı andıran gri ya da haki renkli gömleklerdi. işçi sınıfının son modasına uygun giyinip dünyayı fethetmek için sokağa atıyorduk kendimizi.

dazlak hareketinin anavatanı londra’nın işçi semtleriyse, ana mekanı futbol statlarıydı. futbol o zamanlar olduğu gibi bugün de dazlak hayatının vazgeçilmez bir parçasını oluşturuyor. ama maç ya da ilk iki yarı değil. dazlakların dediği gibi “üçüncü yarı” önemli. yani maçtan sonra karşı takımın taraftarlarıyla verilen meydan kavgaları.

ingiltere’de de 1960’ların sonundan itibaren dazlaklar polisin gözüne ilk kez sokakta değil, stadyumlarda baktılar. rakip takımın taraftarlarının oturduğu tribünlere bira şişesinden tut dart oklarına, jiletten taşa kadar akla ne geliyorsa “uçuruluyordu”. sonunda polis olay çıkmasını baştan önlemek için stada girişlerde herkesin üstünü aramaya başladı. ama adam yaralamak için kullanılan silahların başında, dazlakların giydikleri ucu metal kaplı ağır çizmeler geliyordu. ingiliz polisi, önce çizmelerin bağcıklarını statlara girişte toplamaya başladı. böylece dazlakların hareket kabiliyeti kısıtlanacaktı. ama gençler ceplerine birer yedek bağ koyarak polisin önemlerini boş çıkarttılar. sonunda dazlaklar stadyuma, camiye girer gibi ayakkabılarını, çizmelerini çıkardıktan sonra çorapla alınmaya başladılar. bundan sıkılanlar maça gitmekten vazgeçti. futbol sevdasını her şeyin üstünde tutanlar ise saçlarını uzatıp kıyafetlerini “normalleştirdiler”. böylece “hooligan” dediğimiz her maçta olay çıkartan tip doğdu.

dazlakların bugün olduğu gibi o günlerde de müdavimi oldukları özel barlar, lokaller vardı. içkileri bira, oynadıkları oyunlar dart, langırt ve bilardoydu. ırkçı ve neofaşist düşüncelere henüz yabancı olan dazlaklar, siyah gençlerle birlikte diskoteklerde reggae müziği eşliğinde dans ederlerdi. kısacası dazlak olmak 1970’lere kadar derinin rengiyle değil, sınıfsal kökenle belirleniyordu.

ama olay bu kadar masum değildi tabii. saldırganlık ve her zaman şiddete başvurmaya hazır olmak da dazlak olmanın ön koşuluydu. eski ingiliz skinhead george marshall “kavga çıkmazsa çıkartmak için bahane bulur, hiçbir şey yapamazsak rakip çetelerin mahallesine hücum edip dövüşürdük” diyor. “kafana uygun olmayan herkes düşmanındı. garnizon şehirlerinde askerlere saldırırdık, üniversite civarlarında öğrencilere, şehir içinde homoseksüellere ve gözümüze tekin görünmeyen herkese. hippiler bizce yıkanmayı bilmeye bitli asalaklardı.”

“pakistanlı pataklamak”

çok geçmeden dazlaklar, asyalı göçmenleri keşfettiler. bugün almanya’da “türk avına çıkmak” neyse, dazlaklar için ingiltere’de o yıllarda “pakistanlı pataklamak” aynı şey haline geldi. 1969 yılında londra’da yaşayan pakistanlı üniversite öğrencilerinin dörtte biri en azından bir kez dazlak saldırısına uğradığını söylüyordu.

dazlak akımı 1970’lerde söndü. 1976 yılında ingiltere’de birden yeni bir gençlik hareketi salgın gibi yayıldı: punk. rengarenk saçlar, zincirler, kilitli iğneler, pis ve yırtık bir kılık kıyafetle simgelenen punklar kendi müziklerini de yarattılar. ama punk, orta sınıf gençliğinin hareketiydi. amaç, anne babaları ve düzene uygun yaşayan herkesi iğrendirmek, ürkütmekti. birçok genci dazlak olmaya iten arayışlar; erkeklik, sertlik, disiplin, şiddet onların en nefret ettikleri özelliklerdi. bu yüzden punk hareketi daha çok kız taraftar topladı. dazlaklar ise erkek ağırlıklı bir akımdı.

1970’lerin sonlarına gelindiğinde ingiltere’de siyasi ortam sertleşti. asyalı göçmenler, “yabancılar”, 1980’lerde almanya’da olduğu gibi seçim kampanyalarına alet edilmeye başlandılar. ingiltere’de 1967’de “milli cephe”/”national front” adlı ırkçı bir parti kurulmuştu. alttan alta büyüyen parti, 1976’daki yerel seçimlerde birden yüzlerce aday çıkardı. ve “if they’re black, send them back”/”derilerinin rengi siyahsa onları geri yolla” sloganıyla 200 bini aşkın oy topladı.

toplumdaki yabancı düşmanı eğilimi farkeden muhafazakarlar, aynı yöntemi 1977-78 genel seçimlerinde uyguladılar. bu seçimlerde başbakanlığa yükselen margaret thatcher, “eğer göçe dur demezsek ülkemiz yakında farklı kültürden insanlar tarafından istila edilecek” diyordu. evlerde, pub’larda, fabrikalarda artık hep aynı konu konuşulmaya başlandı: asyalı göçmenlerin girişinin önlenmesi, “yabancı istilası”.

ırkçı aşırı sağ “milli cephe” kendine taze kan ararken gençliği, gençlik arasında da “düzen, disiplin, ingilizlik” kavramlarına en yakın olan dazlakları keşfetti. liberal ve hoşgörülü görünmeye özen gösteren orta ve üst sınıfları ürkütmenin en kolay yolunun ırkçılıktan geçtiğini gören dazlaklar da kısa sürede bu propogandaya kapıldılar. bu arada punk akımı başladığı gibi sessiz sedasız sönmüştü. eskiden punk olmayı seçen gençler kafalarını kazıtmaya giriştiler. dazlakların aşırı sağ ideolojisine kaymasında, ülkede kızışan paylaşım kavgaları da önemli rol oynadı. demir leydi’nin türkiye’de de taraftar toplayan ünlü “kemer sıkma” politikası işçi sınıfını iyice yoksullaştırıyor; refah aşağıdan yukarıya doğru akıtılırken en alttakiler birbiriyle acımasız bir rekabet içine sokuluyordu.

hitler hayranı faşist bir parti olan “milli cephe”, dazlakları sistematik olarak kendi saflarına kattı ve “beyaz ırkın önce mücahitleri” olarak göklere çıkarttı. eski skinhead george marshall, “ilk kez siyasi bir parti bize küfretmiyor, bizi aşağılamıyor, tersine ayağımıza kadar gelip bizle konuşuyor, bize ingiliz gençliğinin kahramanları muamelesi yapıyordu” diye anlatıyor o günleri.

“faşistleşme” olarak tanımlayabileceğimiz bu sıçrama dazlakların hepsi tarafından benimsenmedi. kendine “league of labaour skins”/”işçi dazlaklar ligi” adını veren bir grup diğerlerinden ayrıldı. ama dazlakların büyük çoğunluğu neofaşist ve ırkçı ideolojiye kapılarak ingiltere’de “milli cephe” gibi partilerin vurucu timlerini, almanya’da ise “cumhuriyetçiler”, “alman halk birliği”, “milli alternatif” gibi parti ve örgütlerin militanlarını oluşturdular. dazlaklar, kısa adıyla sharp (“skinheads against racial prejudice”) olarak tanınan “ırkçı önyargılara karşı dazlaklar” gibi istisnalar hariç, bir zamanlar sa birlikleri hitler için ne ise, bugün neofaşist ve neonazi örgüt ve partilerin timleri haline geldiler. fazla örgütlü ve disiplinli davranmadıkları ve ideolojik açıdan temelsiz oldukları için neofaşist parti ve örgütlerin gözünde “aptal ama faydalı” bir güç oldular.

ateş evirgen / yavşak-%otuz split fanzin

hepimiz tekneyle geldik

bildiğiniz gibi medya maymunu okan bayülgen diskotava programında emenikenin fotoğrafını gördükten sonra şu cümleyi sarfetti; “ne bu ya, tekneyle gelen arkadaşlardan mı?”. üzerine de herhangi bir özür dilemeden saçmalamaya devam etti. tekrarlamaya gerek yok, ziyadesiyle kendi kalitesini ortaya koydu.

ardından ali atıf bir denilen şahıs ilkokul seviyesinde bir yazıyla RTÜK Pascal Nouma’yı engelle… diye yazdı. kimmiş bu adam diye baktığımda sıfatları “prof. dr., şovmen, reklam danışmanı ve köşe yazarı”. okuduğum en trajikomik yazılarından biri. şu tarz cümleler mevcut; “Adam gavurluğuna, zenciliğine bakmadan üç reklamda birden oynuyor, bir de yarışmada para üzerine para kazanıyor.”

basında bu tür örneklere alışığız, vakit zamanında “dingiltere” “bir baba hindi ingilizce bindi” “o. çocukları” manşeti atılabilen bir ülkedeyiz. cnn türk spor müdürü barış kuyucu twitter üzerinden niang ve dia için “beyaz atalarınızı da böyle paketlemiştik” yazabiliyor. ahmet çakar bey efendinin yine nouma üzerine “zenci” saçmalığı tekrarlansa şaşırmayacağımız hareketlerden.

tribünlerin de basından aşağı kalır yanları yok, detaylı araştırmadan ilk fırsatta aklıma gelen örnekler şöyle;
  • trabzonsporlu taraftarlarının, “ayağa kalkmayan ermeni olsun” tezahuratı, kendilerinin ayrıca ogün samast beresi yaklaşımları
  • elazığspor taraftarlarının, hrant dink’in malatyalı olması sebebiyle “ermeni malatya” diye bağırması
  • bursaspor taraftarlarının, diyarbakırspor maçında “pkk dışarı” söylemi
  • dönemin trabzonspor başkanı mehmet ali yılmaz’ın kendi oyuncusu kevin campbell’a “yamyam” demesi
  • galatasaray taraftarlarnın, sivasspor maçında “kahrolsun israil, orospu çocuğu balili” tezahuratı
  • yine bursaspor taraftarlarının alen’in ermeni olmasından dolayı inönü stadında dile getirdikleri “ermeni köpekler, beşiktaş’ı destekler” tezahuratı
    gibi…

işin daha da kötü tarafı bu olaylardan sonra yaşanan tartışmalara bakıldığında vatandaşın büyük çoğunluğunun “büyütülecek bir şey yok canım”, azımsanamayacak bir kısmının da “hakettiler” diyebiliyor olması (ermeni ve kürt meselelerinde). toplumun gözünde ırkçılık denildiğinde hala akla asmak, kesmek, öldürmek geliyor – “ee o kadar nazi filmi izledik”. asıl ırkçılığın gündelik hayatta farklı olana karşı tahammülsüzlük olduğunu ne zaman anlayabileceğiz merak ediyorum.

unutturmadan bu ülkede festus okey öldürüldü. arkadaşlarının topladığı parayla ülkesine gönderilen fotoğrafının üzerinde şöyle yazıyordu;

“festus okey: gidiyoruz. teşekkürler türkiye”

bazı şeyler ingilizce söylenince daha bir önem gösteriliyor ülkemizde artık, bize de o zaman “stay sharp” demek düşüyor.

skinhead kısa tarihi ve futbol

Yıl 1962. Jamaika’nın bağımsızlığını ilan ettiği tarih. Bu büyük değişimle beraber gelen yüksek oranda işsizlik Jamaika`da bir alt kültür oluşturur. Rude Boys denilen bu alt kültür, sokaktan geçinen ama ellerindeki tüm parayı jilet gibi takımlara, güzel ayakkabılara harcayan, geneli genç kesimdir. Dinledikleri müzik ise reggae, ska, soul, rock karışımı dans üzerine kurulu bir müzik olup rasta geleneğinden biraz daha farklıydı. Bu alt kültür zamanla ekonomik şartlarin ve iş bulma imkanlarinin daha iyi olduğu Ingiltere ve Amerika`ya göçmeye başlar. 1950li 1960li yıllarda ise İngiltere`de başka bir alt kültür vardır hali hazirda. Orta kesimin oluşturduğu Mod’lar…

Modlar biraz daha bakımlı, modaya düşkün, vespalarına atlayıp parti ve eğlencelere koşan apolitik kesimdir ve bir süre sonra kendi içlerinde ayrımlar başlar. Özellikle işçi sınıfından gelen modlar orta sınıf modların imkanlarından uzaktır. Diğer taraftan jamaikalı rude boys ile daha çok ortak noktaya sahiptirler ve bir süre sonra birleşip orta sınıf modların tüketim kültürüne karşı duruş sergilemeye başlarlar. Müzikleri zamanla ayrılır giderek sosyal ve politik eleştiriye dönüşür. Özellikle Londra`nın doğu kesiminde polisten şiddet görürler ve çatışmalara girerler. Giyim stilleri de yavaş yavaş şartlara uyum gösterir. Polisle çatışırken dezavantaj yaratan uzun saçlar kazıtılır, bol paçalı pantolonlar dar kesim dayanıklı Levi`s modellere bırakır yerini. Fabrikada giydikleri botlarla uniformalar tamamlanır. Görünüşteki bu değişiklik, şiddetle içiçe yaşama, onları hippilerden de keskin çizgilerle ayırmış olur. Bir süre sonra polis şiddeti, basin karşıtlığı onları ölü bir döneme sürükler. Ta ki 1970li yıların sonuna kadar.

1970li yılların sonlarına gelirken skinhead kültürü tekrar canlanır. Ancak bu sefer Jamaikalı kardeşleriyle dansetmek yerine onlarla catışmaya başlarlar. Skinhead geleneği artık adını faşist gruplarla duyurmaya başlar malesef. Özellike antifaşist skinhead gruplarına ve göçmenlere karşı saldırılar da artar bu dönemde. Basının da eline malzeme çıkar ve skinhead kültürüne karşı inanılmaz bir propagandaya girişirler. Bütün bu saldırılara karşı, antifaşist skinhead gruplarının da organize olması surpriz olmaz. Bu amaçla 1987 yılında ilk kez ortak isimler altında birleşirler. Amerika`da SHARP (Skinheads Against Racial Prejudice) ve Avrupa`da RASH (Red and Anarchist Skinheads)? Nazi ürünleri satan dükkanlar, irkçi grupların konserleri ve lokaller hedeflenir. Ve zamanla Nazi skinhead grupları ve diğer ırkçı gruplar sahneyi terk etmeye başlar. Skinhead adını biraz olsun temize cıkarmış olur.

1970lerin sonunda bu müzik canlanırken futbol holiganizmine de sızıyor. Özellikle kaynağını futbol şarkılarından alan Oi müziğin isim babası olan Cockney Rejects grubu, `Following bubbles forever` şarkısıyla West Ham marşını yorumlar örneğin. Sham 69 adını Hersham FC`dan referans alır. Hollandalı grup Discipline PSV ultras, Los Fastidios Virtus Verona, Bootstroke AEK, Ska-P Rayo Vallecano, Bando Bassotti Livorno, The Obssessed Cardiff City için çalıyor. Stage Bottles ise ultras Frankfurt üyeleri? Kısacası skinhead geleneğinin temeli işçi sınıfına dayanıyor ve bugünlerde futbolla hayat buluyor.

@flyingdutchman by mafalda

gayet bilgilendirici bir özet. ve buradan alınan ilhamla punk rock, oi, ska üzerinden  futbol müzikleri konulu derleme yakında burada