Menü Kapat

Etiket: sel (sayfa 1 / 7)

montaigne’den montaigne’e

daha da ileride ise barbarı ya da barbar insanı “doğa kanunlarına en yakın, onunla en uyumlu kişi” olarak tanımlar:

her şey, der platon, ya doğanın eseridir ya kaderin ya da sanatın, en büyük ve en güzel olanları ya bunlardan ilki yaratmıştır ya da ikincisi, küçük ve kusurlu olanlar ise sonuncunun elinden çıkmadır.
dolayısıyla bana öyle geliyor ki bu milletlerin barbarlığı ilahi vahiy ve düşünceden çok az nasip almış olmalarından ve ortaya çıkışlarındaki saflık ve naiflikten henüz çok uzağa düşmemiş olmalarından ötürü.
doğa kanunları onları bizim kanunlarımıza göre hala daha saf ve temiz tutabiliyor, ama bu öyle bir saflık ki onları bizden daha iyi değerlendirdiğini ileri süren kim insanlardan öğrendiklerim yüzünden canım sıkılabiliyor.

sel yayıncılık’ın red kitaplığı dizisini pek sevdiğimizi sanırım daha önce söylemiştik ama tekrarlamak bizi yormuyor ve bir sakınca görmüyoruz. karşımızda yine bir red kitaplığı güzelliği var – montaigne’den montaigne’e, devrimci bir bilim: etnografya. yazan yapısalcı antropolojinin kurucusu levi-strauss. format olarak da oldukça hoş. kendisinin 55 yıl arayla yaptığı iki konuşmanın metni (kendisi 101 yıl yaşama güzelliğine erişmiş) konuşmaların ilki 1937’de yapılmış, ikincisi 1992’de.

geleneksel topluluklar için kullanılan “ilkel”, “barbar” terimlerinin çözümlenmesi, ortodoks difüzyonizm, pek tabii montaigne ve bu süreçte yerliler ile birlikte geçirdiği süre ve uzun yıllar yaptığı çalışmaların getirmiş olduğu birikim. insanlığın yolculuğunu yeniden düşünmez için yeterli soru işaretlerini size sunuyor. ilaç niyetine tek seferde okumalıktır. zamanında kullanınız.

montaigne’den montaigne’e
claude levi-strauss
türkçesi: alev er
Sel Yayıncılık
2018, 90 sayfa

anarşist banker

anarşist ne ister? özgürlük. kendisi ve başkaları için, tüm insanlık için özgürlük. toplumsal kurguların ya da kısıtlamaların etkisinden kurtulmuş olmak ister; özgür olmak ister, tıpkı dünyaya geldiğinde olduğu gibi, tamamen adil koşullarda olması gerektiği gibi; üstelik bu özgürlüğü hem kendisi hem de diğer herkes için ister. doğa karşısında bütün insanlar elbette eşit olamaz; büyükler ve küçükler, güçlüler ve zayıflar, zekiler ve daha az zekiler vardır… ötekiler de, herkes kendi arasında eşit olabilir; bunu engelleyen şey, toplumsal kurgulardır, dolayısıyla bu kurguları yok etmek gerekir.

daha önce huzurluğun kitabıyla kısaca bahsetmiştik pessoa’dan o da daha ziyade hayatını kaybettikten sonra kıymeti bilinenlerden. kitabımız anarşist banker. kısaca bir bankerin nasıl anarşist olduğu sorusunu yanıtlıyor. sayfa sayısı olarak da kısa bir kitap olmasına rağmen sordurduğu sorular ve düşündürdükleri ile kolay kolay hazmetmek çok mümkün değil. yavaş çiğnemek her noktada bildiğiniz gibi daha sağlıklı.

kapitalizmi ve sosyalizmi eleştirirken savunduğu anarşizmi de sorgulaması ve getirdiği bakış açısı kanımca oldukça değerli. toplumsal kurgulara öyle ya da böyle dahil olan bizlere de net bir ayna tutmuş olması kitabın değerini daha da arttırıyor. bize de antikçağ felsefesine selam çakarak bu tartışmayı açan metni muhakkak okumak kalıyor. kısa bir örnek ile yola çıkıyorsunuz;

Eğer bir insan köle olmak için doğmuşsa, onun karakterine aykırı olan özgürlük, onun için bir zorbalık olacaktır.

anarşist banker
fernando pessoa
türkçesi: ışık ergüden
Sel Yayıncılık
2018, 69 sayfa

Enigma – Antoni Casas Ros

Şiddetle köşeye kıstırmış beni, hissediyorum, bu yalnızlık tutkusu, hani şu genç bedenleri tırpanlayan, sonra da onları tek bir demet ekin gibi yakıp kavuran.

PEDER GIMFFERRER
‘’Nisanda Bıçaklar’’ Arde el mar

‘’Artık Ne Erkek Var Ne Kadın; Yalnızca Mutlak Özgürlüğün İçinde Varlık’’  Joaquim
Enigma – Antoni Casas Ros

Türkiye’de Sel Yayıncılık tarafından kitapları Türkçeleştirilen Antoni Casas Ros 1972 yılı Kuzey Katolonya doğumludur. İlk romanı Almodovar Teoremi okurlar tarafından büyük ilgiliyle karşılandı. 2008 yılında İspanya’da en iyi roman ödülüne layık görüldü. İkinci kitabı Enigma ve son kitabı Son Devrimin Güncesi heyecanlı olay örgüsüyle dikkatleri üzerine çekti.

Size Enigma’dan bahsetmek istiyorum.

İnsanların arayışları ve bastırılmış hisleri enteresan bir şekilde, manada vücut buluyor ─mesela bir kitapta ya da bir kitapçıda.
Bir şair aynı zamanda para karşılığı adam öldürüyor, genç bir kız yazarlık hevesiyle kendisini yaşamın içindeki hikâyelere bırakmış, konuşmaktan pek hoşlanmayan Japon bir kız ve kendini Enigma hastalığına yakalanmış olarak tanımlayan bir edebiyat profesörü.
Bu kitapta karakterlerimizin ortak bir derdi var: Gizem.
Profesör Joaquim, hastalığını Enigma olarak adlandırırken Zoe, ilk romanın adını Enigma koymak istiyor, Ricardo ise; ilk şiir derlemesi Enigma Çeşitlemelerine yayıncı bulamıyor ve Naoki ─ on beşinci yaş gününde arkadaşının hediye ettiği Edward Elgar’ın Enigma Çeşitlemelerini bir kutsal müzik gibi dinliyor.

Kitapta sizi kendisine çeken ve kendi müziğini oluşturan bir hava var. Zoe Barselona’da plajdayken arkada dalgaların sesinin yumuşak piyano dokunuşları, Naoki’nin pürüzsüz düşüncelerinde bir kontrbassın derinden ve sağlam adımları, Ricardo’nun içindeki ateşle vurulan davullar ve profesörün cümleleriyle yaylıların insanı ürperten titreşimi. Okurken bunları hissediyordum.

Birinin, beğenmediği kitaplara nefret beslemesi nasıl bir histir diye düşünüyordum ─ kitabevlerine gidip, yazarların kolaya kaçtığını düşünerek veyahut başka sonlar layık gördüğü için her kitabı paramparça etmesinin nasıl bir öfkenin sonucu olduğunu ve bunu yaparken hissettiği adrenali merak ediyordum.  Joaquim, edebiyat profesörümüz ciddi, soğuk ve öğrencilerine sert; lakin aynı zamanda yaramaz bir çocuk gibi sevmediği bu kitapları hiç acımadan yok edebilecek cesareti de mevcut aklının içinde.

Zoe, Joaquim’in üniversiteden öğrencisiydi ve hocasını şöyle tanımlıyordu: ‘’Joaquim’i düşündüğümde, hiç okunmamış olmanın umutsuzluğunu hayal ediyordum.’’  Zoe bir yandan hocasının felç yüzünden kaskatı kesilmiş ayağını tasvir ederken, diğer taraftan onun bu sert mizacının arkasında geçerli bir sebep olduğuna inanıyordu. Şimdilik plajın karşısında bir barda garsonluk yapıyor, kalan zamanını da okuyarak ve yazarak geçiriyordu ve daha Naoki ile karşılaşmamışlardı.

Ricardo, para kazanabilmek için kiralık katil olmuştu. Aslında yaşamın ona çok fazla tercih sunmadığından yakınıyor; fakat işini yaptıktan sonra geriye kalan vakitlerini istediği gibi değerlendirebildiği için bundan da fazla şikâyet etmiyordu ve Ricardo bir şairdi.  Naoki’ye garip bir ilgi beslemekteydi. Takiplerinin sonu gelmek üzereydi.

Naoki, sessiz ve kabullenici görüntüsüyle canlanıyor gözümde, evindeki her şeyin tek renkten oluştuğu ─ varlığını müzikle gösteren ve her bedeni cinsiyetsiz bir şekilde kendisiyle özdeşleştiren Naoki bu kitapta çok öfkelendiğim tek karakterdi; ancak kitap bittikten sonra yanımda olmasını istediğim bir dost gibi olmuştu, onun gibi birini bulabilir miyim? Bilmiyorum; lakin bir şekilde olduğumu sandığım kişi değilmişim bana bunu gösterdi.

Melek sembolü kitapta küçük bir kızda gösterilmekte, saflık ve bilgelik onda vücut buluyor ve verdiği cezalar kutsal kitaplardaki İlahın cezalarıyla benzerlik gösteriyor.

Kitabı okurken hepsinin çektiği acıyı düşününce aklıma şu söz geldi: “Izdırap her daim hayatın sıradan bir parçası olmaya devam edecektir.”

Bu dört kişinin yolları bir şekilde kesişecek ve türlü düşüncelerle, olaylarla garip bir yolda yürümeye devam edeceksiniz. Kendilerine ‘’Yatak Odası Filozofları’’ diyen bu dörtlünün hikâyesi Işık Ergüden çevirisiyle Sel Yayıncılık tarafından 2010 yılında satışa sunulmuş ve şu an 3. Baskısında.
Kitaplığınızın içinde kaybolup, sonunu bilemeyeceğiniz bir kitap: Enigma.

marguerite duras – moderato cantabile

çocuk, omzunda hafifçe sallanan küçük okul çantasıyla demir kapıyı itti, sonra parkın girişinde durdu. çevresindeki çimenleri dikkatle inceledi; ayak uçlarına basarak, dikkatle, yavaşça yürüdü, yürürken korkutup kaçırabileceği kuşları asla bilemezdi insan. gerçekten de, bir kuş havalandı. çocuk gözleriyle kuşu bir süre takip etti, kuş bu sürede gidip yandaki parkta bulunan bir ağaca kondu; sonra çocuk gürgen ağacının arkasında kalan bir pencereye kadar yoluna devam etti. başını kaldırdı. bu pencerede, günün o saatinde, hep gülümserlerdi ona. gülümsediler.

marguerite duras’ı tanıyor olduğunuzu düşünüyoruz. tanımıyorsanız da çok şey kaybettiğinizi. fransızlar “nouveau roman” yani yeni roman edebiyat akımıyla anmışlar. biz kendisini kelimeleri fazlasıyla yaşatıp sizin de o yaşama dahil etmesiyle anıyor olacağız. yani fazla değerli. yani her kelimesi özenle seçilmiş. yani kısa, yani basit, yani olması gerektiği gibi ve bundan sonrası da belirli övgü kelimeleri ve cümleleri…

minimalizm bizim için fazlasıyla önemli ve değerli. moderato cantabile, hafif ve ezgili demek. aynı bu kitap gibi. moderato cantabile ritminde umarım bir oturuşta okuyacağınız harika bir yapıt. eser sizin ve fikir vermesi için dinleyerek başlayabilirsiniz;

moderato cantabile
marguerite duras
türkçesi: alper turan
Sel Yayıncılık
2018, 90 sayfa

modernizmin siyaseti

bir zamanlar “modern”, hatta “avangard” olan bugün için oldukça eskidir. modernist dilin ve yapıtların ifşa ettiği şey, en kuvvetli ifadelerinde bile, tespit edilebilir bir tarihsel dönemdir – gerçi bu dönemden tamamen çıkmış da sayılmayız. dönemin en faal ve yaratıcı yıllarında bugünden tespit edebileceğimiz şey, birçok yapıtın zeminini teşkil eden, hızla değişen çeşitli bir sanatsal yöntem ve pratikler yelpazesidir; aynı zamanda da görece sabit, kalıcı tutumlar ve bir dizi inanç söz konusudur.

bu haftanın okumasında raymond williams ile birlikteyiz. kendisini şahsen “gerçek radikallik, umutsuzluğu ikna edici bir şekilde açıklamakla değil, umudu mümkün kılmakla olur” sözü ile tanıyıp sevmiştik. şimdi kendisinin en çok söz söylediği alanlardan olan kültürel teori üzerine bir eser ile baş başayız. modernizm ve kültürel teori ile başlayıp, metropol algıları ve modernizmin doğuşu, dil ve avangard, siyasal forum olarak tiyatro, sinema ve sosyalizm, kültür ve teknoloji, kültürel incelemenin geleceği gibi birbirinden değerli bir çok başlık mevcut. bu başlıkların raymond tarafından değil, kendisinin aramızdan ayrılışının ardından tony pinkney isimli akademisyenin taslak metinleri düzenleyerek oluşturulduğunu belirtmek de gerekiyor.

bütün bu metinlerin, herhangi bir yolculukta ya da ayaküstü okunacak şeyler olmadığını belirtmek gerekiyor. sindire sindire, üzerinde düşünerek okunması gereken eserlerden. sabrettiğiniz ve gerekli özeni gösterdiğiniz takdirde ek olarak keyifli bir edward said söyleşisi de karşına çıkacak. kolay gelsin.

modernizmin siyaseti
raymond williams
türkçesi: barış sannan
Sel Yayıncılık
2018, 248 sayfa
ISBN: 978-975-570-916-1

salâh birsel – hacivat günlüğü

19 Nisan
öyle çeviriler okuyorum ki, hiçbir şey anlamıyorum.
oysa, anlam her şeyin temelidir.
anlamı olmayan şiirler bile, kimseye yutturamaz kendini.
yalnız okurların da şiirin gizine varabilmek için, çaba göstermesi gerekir. dümbeleğin biri bir şiiri çakmadı diye, o şiirin anlamsız olduğuna varamayız.
soyut şiirlerde bile az çok bir anlam vardır. daha doğrusu, ozan şiirini öyle kurar ki, okuyan onda hemen bir anlam bulur.

salâh birsel’in kim olduğunu anlatmaya gerek yok diye düşünüyoruz. bildiğiniz ya da bilmeniz gerektiği varsayımındayız. karşımızda günlükleri var, hacivat günlüğü şeklinde isimlendirilen. sıradan bir günlük değil öncelikle, deneme ustasının ciddi gayreti ve titizliği olduğu ortada. tarih olarak 1949-1956 ve 1972-1975 yıllarını kapsıyor. çoğu zaman kısa, az ama öz ve anlatmak istediklerini net bir şekilde anlatan içten yazılar. özellikle edebiyat severler için harika bir kaynak ve biz de bir yazımızda “edebiyat severler” sözcük grubunu kullandığımız için gururluyuz.

fransa’da kapıcılara varınca, herkes anılarını yazmıştır diyor birsel. günümüzde fransa için ne kadar geçerli bilemem ama bizim için twitter’ın ötesine geçmiyor çoğu insan için anılar. biz yine de tavsiyemizi yineleyelim, birsel’in günlüğü gibi günlüklerden ilhamınızı alıp siz de yazmaya başlayın. eminim bir noktada ne kadar doğru bir karar verdiğinizin farkına varacaksınız.

şimdi yıl 1949.

hacivar günlüğü
salâh birsel
Sel Yayıncılık
2018, 286 sayfa
ISBN: 978-975-570-912-3

etilen sosyete . 2003 - 2018 . eskişehir

copyleft. hiçbir hakkı saklı değildir.