albert caraco – post-mortem

bu açıklamalardan dolayı beni bağışlayın, ama acının çaresi aşkınlıktır, hiçbir acı aşkınlığa direnemez, yol uzun değil, bizim erdemlerimiz de bu yolu kısaltır, erdemin ödülü alışkanlıklarımıza damgasını vuran düzendedir, çoğu zaman alışkanlıklar sayesinde varlığımızı sürdürdüğümüzden, sonunda alışkanlıklarımız en az doğal erdemleri bile doğallaştırır, biz de dönüşürüz ve sonuçta bizi dönüştüren hareketin elimizden kaçtığını fark ederiz, nihayet

beyaz zambaklar ülkesinde

ülkelerin gücü veya zayıflığı, halkların gönenci veya düşüşü sadece yöneticelerin salahıyla veya manevi hayatlarının kofluğuyla ilişkilendirilemez. her nasıl olurlarsa olsun, iyi kalpli de olsalar kötü kalpli de, kahraman da olsalar gaddar da, her daim kendi halklarının kanındandır yöneticiler. halkın ruhunun yansımalarıdır. kendi halklarının evlatlarıdır. halk nasılsa, onlar da her daim öyledir. bu yüzden, halkların hak

kutu adam

“bakmakta” sevgi vardır, “bakılmakta” ise nefret. insan bakılmanın sancısına dayanabilmek için sırıtır. fakat hiç kimse sürekli “bakan” olarak kalamaz. “bakılan” kendisine bakmakta olana dönüp bakarsa, “bakan” “bakılanın tarafına geçmiş olur. kobo abe. arka sayfada japon edebiyatının en sıradışı yazarlarından biri olarak tanımlanmış. o kadar hakim değiliz, dolayısıyla yorum yapamayacağız. ayrıca görülmek ve görülme arzusundan bahsetmiş.

michel del castillo – gitar

çünkü aşmak zorunda kaldığı güçlükleri yalnızca yazarın kendisi bilir; yapıtın ortaya çıkmaya başladığı ilk haliyle bitmişi arasında katetmesi gereken mesafeyi yalnızca o ölçebilir. bu yapıtı, başka yapıtlardan daha çok ve kutsallıkla ilgili olmayan başka nedenlerden dolayı sevebilir: tıpkı bir annenin kendisine en çok üzüntü veren ve onu kaygılandıran çocuğunu yeğlemesi gibi. yazarın önsöz yazdığı ve

kristal dünya

insan türünün doğuştan gelen iyimserliği, her tufanı ya da afeti atlatabileceğimize dair inancımız o boyutta ki, çoğumuz kriz baş gösterdiğinde onu önleyecek araçların bulunacağından gayet emin, florida’da yaşananları bir omuz silkmeyle geçiştiriyor. james graham ballard, daha ziyade “çarpışma” ve “gökdelen” gibi eserleriyle biliniyor. okumadıysanız bile izlemiş olma ihtimaliniz yüksek. çarpışma yani crash 1996 yapımı david

montaigne’den montaigne’e

daha da ileride ise barbarı ya da barbar insanı “doğa kanunlarına en yakın, onunla en uyumlu kişi” olarak tanımlar: her şey, der platon, ya doğanın eseridir ya kaderin ya da sanatın, en büyük ve en güzel olanları ya bunlardan ilki yaratmıştır ya da ikincisi, küçük ve kusurlu olanlar ise sonuncunun elinden çıkmadır. dolayısıyla bana öyle