Menü Kapat

Etiket: seçim (sayfa 1 / 2)

aciz demokrasi

demokrasi “şölenleri” yaşadığımız günümüzde, temel sav demokrasilerin bütün toplumu temsil ettiği, dolayısıyla bütün toplumun uygun bir şekilde temsil edileceği ve günümüzün en mükemmel siyasal sistemi olduğunu ifade eden cümleleri yüzlerce kez okudunuz.

2013 yılında seçimler sonrasında basit bir analiz yapmış ve malum %50 tartışmalarını yorumlamıştık. şimdi benzer bir analizi newyork times yapmış (görüyorsunuz aynı çizgideyiz) ve üstte görebileceğiniz görsel ile basit bir şekilde özetlemiş.

“demokrasinin beşiğinde”, demokrasinin nasıl çalıştığına dair harika bir özet – toplumun %9’u bütün toplumu yönetecek bir karar alıyor ve buna en iyi sistem diyoruz.

  • ABD’nin nüfusu 324 milyon ve görseldeki her bir kare 1 milyon insanı temsil ediyor.
  • Nüfusun 103 milyonunu, çocuklar, ABD vatandaşı olmayanlar ya da oy kullanma hakkı bulunmayanlar oluşturuyor
  • 88 milyon oy kullanabilecek vatandaş, genel seçimler dahil hiçbir seçimde oy kullanmıyor.
  • Ayrıca 73 milyon insan ön seçimlerde oy kullanmadı fakat muhtemelen genel seçimlerde oy kullanacak.
  • Kalan 60 milyon insan ön seçimlerde oy kullandı, Demokrat Parti ve Cumhuriyetçiler için yaklaşık 30’ar milyon oy var.
  • Fakat bu oyların yarısı diğer adaylara verildi.
  • Özetle oy kullanabilen vatandaşların %14’ü – bütün toplumun %9’u – Trump ya da Clinton için oy kullandı.

fazla demokrasisi olan var mı?

evet bir demokrasi serüveninin daha sonuna geldik, hesap vermesi gerekenler sandıktan hesap verdi, milli iradeye saygı duyduk. bunu yaparken oy veren kesimin ne kadarı demokrasi konusunda bilinçliydi kanımca ciddi bir soru işareti. okullarda test sınavlarında sorulması amacıyla bize öğretildiği kadarıyla tanımı gereği demokrasi halkın kendi kendini yönettiği sistem. yani bu ne demek, bütün vatandaşlar birbiriyle eşit, herkes yönetimde söz sahibi olacak. bildiğiniz gibi ilk olarak antik yunan’da uygulanan bir yöntem kendisi. nüfus kalabalık olunca herkesi eşit olarak söz sahibi yapmak mümkün değil, dolayısıyla aramızdan bir temsilci seçiyoruz ve kendisi bizim yerimize haklarımızı savunuyor, taleplerimizi yerine getiriyor. demokrasinin en çok sevilerek vurgulanan taraflarından biri yöneten bir sınıf yok, fakir veya zengin halka dayanıyor her şey.  tabii bu sistemi düşünen adamlar en az bizim kadar düşünebildiğinden demokrasinin oluşması için gerekli amaçları da belirlemişler. nedir bunlar; parlamento, anayasa, siyasi partiler, kolluk kuvvetleri, yargı. bunlardan özellikle yargı kritik bir rol oynuyor ki seçilen temsilciler herhangi bir siyasi görüşten bağımsız yasalara uygun hareket eden adamlar tarafından denetlenebilsin. bu adamlar kendi çıkarları uğruna çakallık yapmasın. hatta biz bunlar kendi aralarında kavga etmesin diye bir de cumhurbaşkanı seçelim ki siyasi partiler arasında denge kursun deniliyor. yani her şey teoride mükemmel.

peki ülkemizde bu olay nasıl işliyor; pek sevdiğimiz ve güvendiğimiz başlangıç noktamız seçim. 76 milyon küsur nüfustan belirli bir yaşın altındakiler sağlıklı düşünemez diye 56 milyon seçmen belirliyoruz. bu seçimde bir rekor kırarak bunların 48 milyonu oy veriyor. bunun üzerine de oyun başlıyor. öncelikle mükemmel anayasa gereği %10 barajı koyuyoruz. yani “4.7 milyon” insanın tercihi – kafanızda canlanması için izmir nüfusundan fazla ankaradan biraz az – toplumumuz için bir şey ifade etmiyor. %45 civarı oy alan bir partide (21-22 milyon) en iyi biz biliriz ve 76 milyonu tek başına yönetebiliriz diyor.

bu muhteşem olayın sonrasında seçilen partinin sözde bağımsız araçlara alenen müdahale ettiğini sağlıklı düşünemez diye oy vermeye uygun görmediğimiz kesim bile çok net biliyor. yargı iktidar partisinin bir aracı, kolluk kuvvetleri de halkın güvenliğini sağlamak yerine iktidar partisinin çıkarlarını korumaya odaklanıyor. bunun yanında halk üzerinde ciddi bir etkisi olan medya araçlarının çok büyük bir kısmı iktidar partisinin yayın organı haline geliyor, muhalefet üzerine yayın yapan medya kuruluşları kapatılıyor. cumhurbaşkanını eleştirdiğiniz noktada hakaretten gözaltına alınıyorsunuz. bu esnada iktidarda olanlar devletin kaynaklarını halkın değil kendi çıkarları için kullanmaya başlıyor, bunun yanında bu kaynaklardan toplumun geneline göre daha çok beslenen bir destekçi sınıf yaratıyor. teoride bağımsız olan yasaları kendi çıkarları doğrultusunda halka tekrar sormaya gerek kalmadan değiştirebiliyor.

yani pek sevdiğimiz futbol analojisi üzerinden özetleyecek olursak, muhalefet olarak rakip takım federasyonun açıkça desteklediği kendi takımı. maçlarınıza atanan hakemler bütün kararları rakibiniz lehine alıyor. kendi taraftarlarınız stada alınmazken bazıları stad dışında dövülüyor ve öldürülüyor. sizin takımınız taç atışlarında çok tehlikeli oluyorsa kurallardan taç kavramı çıkarılıyor. fakat rakibiniz serbest vuruşlarda tehlikeli ise herşeyin serbest vuruş olduğu şekilde kurallar değişiyor. bu arada rakip takım taraftarları sürekli kendi takımlarının ve ligin ne kadar mükemmel olduğuna ve sizin takımınızın ligi iptal etmeye yönelik çalıştığına yönelik yayın okuyor. bunlara rağmen muhalefet taraftarları maç öncesi çok heyecanlı, bu sefer kazanacaklarına inanıyor. maç sonucu belli olduğunda da bütün bunlara rakip takım taraflarının sebep olduğunu, bir daha bu ligi değil, başka ligleri izleyeceğini söyleyip bir sonraki maçı beklemeye başlıyor.

lafı uzatmadan sonuca emma goldman’ın yaklaşık 100 yıl önce söylediği oy vermek bir şeyleri değiştirseydi yasadışı ilan edilirdi sözünü kullanabiliriz. ya da şaşırmadığımızı, yaşananların diktatörlük reçetesinin başarılı bir uygulaması olduğunu tekrar ifade edebiliriz. peki alternatifiniz ne diyeceklere de arşive yönebilirsiniz deriz. dilediğiniz milli iradeye saygı duyabilirsiniz. ne de olsa “demokratik” bir ülkede yaşıyoruz.

diktatörlük. reçete.

işte, günümüzde her türden otokratın başarısını sağlayan reçete.

içindekiler:
– çok yoksul milyonlarca yurttaş.
– derin eşitsizlikler.
– müstehcen bir zenginlikle birlikte görülen hayal edilemez bir yoksulluk.
– adaletsizlik, dışlama ve ırk ayrımcılığı.
– her yerde mevcut bir çürüme ve yozlaşma.
– “biz durumu kontrol ediyoruz, burada hiçbir şey olamaz” diyen, ikna olmuş, küstah bir politik ve ekonomik seçkin grubu.
gözden düşmüş politik partiler.
– demokrasiden, politikadan ve politika yapanlardan hayal kırıklığına uğramış, duyarsız bir orta sınıf.
– uyuşukluk, israf ve yozlaşma temelli bir salamura içinde uzun süre marine edildiği için yumuşamış bir parlamento, adalat ve silahlı kuvvetler. bir yargıç, senatör ya da general satın almak kolay olmalı.
– sahiplerince, kendi ekonomik ya da politik çıkarlarını güçlendirmek için kullanılan medya.
– etkisizleştirilmiş, başka önceliklerle oyalanan ya da askeri maceralara fazlasıyla batmış yabancı bir süper-güç.
– uyanık olmakta zorlanan ve diğer ülkelerin nasıl yönetildiğiyle gerçekten ilgilenmeyen uluslararası kamuoyu.
– parmakla gösterilebilecek bir dış güç. CIA ideal örnektir. ama komşu bir ülke de olabilir. ya da deri rengi farklı olan göçmenler. eğer hiçbiri işe yaramıyorsa, yahudileri ve mossad’ı deneyin.
– iyi silahlı, iyi hazırlanmış ve rejime karşı koyanları parçalamaya hazır “halk milisleri.” bu milislerin çok kalabalık olması şart değil. onları oluşturan kaba sapa tiplerin, dayak atarak, öldürerek, kaçırarak ya da diğer şiddet biçimlerini uygulayarak halkı yıldırması yeterli.

hazırlık:

  1. bazı kesimleri diğerleriyle karşı karşıya getiren bir kampanya sayesinde en yoksul nüfusu iyice sarsın. kin, seçim hıncı ve ekonomik popülizm serpin. toplumsal tencereyi kaynatarak bütün uyumu buhar edip uçurun.
  2. demokratik seçimler sırasında iktidarı ele geçirin. rakipleriniz yozlaşmış ve gözden düşmüşse ve oy satın almayı biliyorsanız bunu kolayca başarırsınız. kampanya sırasında yozlaşmaya karşı mücadele ve yoksullardan çaldıklarını zenginlerden alma iradenizi ilan edin.
  3. seçimleri kazandıktan sonra başka seçimler örgütleyin ama sakın onları kaybetmeyin. seçimler demokrasiyi savunmaya değil, tabağınızı süslemeye yarar.
  4. başkana sadık subaylar atayarak üst düzey askeri komutayı tazeleyin. onlara her türden hediye vererek ödüllendirin, coşkusunu yitirmiş olanları cezalandırın. onları sürekli ispiyonlayın.
  5. yargıçlara karşı da aynı şekilde davranın.
  6. referandum yoluyla anayasa değişikliği elde etmeyi hedefleyen bir kampanya başlatın. kamu hizmetinde çalışanları oy kullanmaya mecbur edin ve bazı muhalefet üyelerinin bu inisiyatife karşı olduğundan emin olun. muhalefetin geri kalanını, oylarının hiçbir ağırlığı olmadığı konusunda ikna edin.
  7. yeni anayasa yurttaşların bütün haklarını garanti etmelidir, özellikle de en yoksulların. aynı zamanda da onların görev ve yükümlülüklerini asgariye indirgemelidir. yoksulluğu azaltacağınıza ve eşitsizlikleri ortadan kaldıracağınıza dair söz verin. anayasa metnine geçici maddeler ekleyin. bunlar sokaktaki insan için anlaşılamaz bir dilde kaleme alınmış olsun, güçler ayrılığını zayıflatsın ya da ortadan kaldırsın, otoriyeti başkanın ellerinde toplasın ve onun kendini sonsuzca temsil etmesini sağlasın.
  8. muhalefeti gözden düşürün, alçaltın, içlerinden adam seçin, satın alın ve ezin.
  9. medyayı kontrol edin. kimsenin dinlemediği birkaç eleştirel sese hoşgörü gösterin. bu sizi basını susturmakla suçlayanları susturmanızı sağlayacaktır.
  10. üçüncü maddeyi sonsuza dek tekrarlayın.

afiyet olsun!

seks cumhuriyetten bahseder

allah aşkına bizim dışımızda 81 vilayete giden oldu mu? oldu mu? cehape genel başkanı cumhuriyetçilikten bahsetti. yuhalamayın. konya edep diyarıdır. biz onlara edebi öğreticez. ama seks cumhuriyetten bahseder. cumhuriyetin her vilayetine gitti mi? gidebildi mi? – ahmet davutoğlu

seks ve devlet işlerinin birbirinden ayrılmasına milli irade denir.

Zapatistlerin 7 Haziran Mesajı

Aşağıdaki pasajlar, Zapatist hareketin liderlerinden Komutan Yardımcısı Moisés’in, Meksika’da 7 Haziran’da yapılacak seçimleri konu alan Seçimler Üzerine: Örgütlenin başlıklı metninden alınmıştır.

Subcomandante Moisés “Direniş ve İsyan” oturumunda konuşurken

Bugünlerde, ne zaman “seçim süreci” denen şeye girilse, birileri çıkıp ortalığa yalan yanlış haberler yayıyor: Zapatista Ulusal Kurtuluş Ordusu (EZLN) boykot çağrısında bulunuyormuş, EZLN insanların oy kullanmaması gerektiğini savunuyormuş… Ne tarihten haberi olan ne de bir şeyleri anlamak gibi bir dert taşıyan bu ‘ben bilirimciler’ tayfası, bu ve buna benzer saçmalıkları ortalığa saçıyor. Yetmezmiş gibi, bu saçmalıkları para karşılığı sattıkları tarih kitaplarına ve biyografilere geçiriyorlar. Yani, yalanları karşılığında para alıyorlar. Tıpkı politikacıların yaptığı gibi…

Tepedekilerin, aşağıdakileri, onları düşündüklerine ikna etmek için uydurdukları bu tür zırvaların bizi alakadar etmediğini biliyorsunuz elbette.

Zapatistler olarak bizler, insanlara ne oy verme ne de oy vermeme çağrısında bulunuyoruz. Bizim, Zapatistler olarak yaptığımız tek şey, her fırsatta insanlara direnmek için örgütlenmelerini ve ihtiyaçları uğruna mücadele etmelerini söylemek.

Bu toprakların yerli halklarının çoğu gibi bizler de epeydir politik partilerin nasıl işlediğini biliyoruz. Bu partilerin tarihi, kötü insanların kötü tarihinden ibaret.

Ve biz Zapatistler için çoktan geride kalmış bir tarih bu.

Sanırım merhum Tata Juan Chavez Alonso’ydu, politik partilerin, aynı ailenin mensuplarını bile karşı karşıya getirerek ve aralarına nifak sokarak insanları ayrı düşürdüğünü ve böldüğünü söyleyen.

Ve bizler tekrar tekrar aynı şeyin olduğuna şahit oluyoruz.

Zapatistler olarak bizim dediğimiz şudur: Bir insanın bir partide politika yapabilmesi için, her şeyden önce ya yüzsüz, ya aptal, ya suçlu ya da hepsi birden olması gerekir.

Bir aday belirlemenin ya da seçim yapmanın ne anlama geldiğini bilmiyor değiliz. Biz Zapatistler, isyan topraklarında, direniş koşullarında, bambaşka bir takvimi ve coğrafyayı temel alarak seçim yapıyoruz.

Tonlarca plastik çöp yaratmadan, döneklerin ve suçluların fotoğraflarının basılı olduğu pankartlar üretmeden, milyonlar harcamadan insanların gerçek anlamla seçim yapmalarını mümkün kılmak için kendimize göre yöntemlerimiz var.

Doğrudur, gerçek bir demokrasi işleterek özerk yetkililerimizi seçmeye başlayalı topu topu 20 sene oldu. Bunca zaman hep beraber böyle yürüdük: Kendi mücadelemizle kazandığımız Özgürlükle, ve örgütlü bir halkın “öteki” Adaletiyle – binlerce kadının ve erkeğin katıldığı seçim süreciyle. İnsanların, yetkililerin üstlenecekleri görevleri belirlemek için örgütlendikleri bir yerde yaşıyoruz biz.

Bir başka deyişle, burada halk hükümeti yönetiyor.

Pek çok hata yaptığımız ve nice yenilgimiz olduğu doğru. Daha nicelerinin yolda olduğu da…

Ama, her şeye rağmen bunlar bizim yenilgilerimiz.

Hatayı yapan da ceremesini çeken de biziz.

Hataları yapıp bir de üzerine para alan, bedelini de aşağıdakilere ödeten politik partilere benzemeyiz.

İşte bu yüzden Haziran ayında gerçekleşecek seçimlerin bizim için iyi ya da kötü, hiçbir anlamı yok.

İnsanlara ne oy verin diyoruz, ne de oy vermeyin diyoruz. Seçimler bizi ilgilendirmiyor.

Dahası, endişelendirmiyor da.

Zapatistler olarak bizi ilgilendiren tek şey, bizi sömüren, baskı altında tutan, kaybeden[1] ve bizden çalan çokbaşlı kapitalist sisteme nasıl direneceğimizi ve karşı koyacağımızı öğrenmek.

Dolayısıyla insanları oy vermeye teşvik etmek gibi bir amacımız yok.

Ne de insanları boş oy kullanmaya ya da seçimi boykot etmeye teşvik etmek gibi bir amacımız var.

İnsanlara kapitalizme karşı koymanın yollarını gösteren reçeteler sunma iddiasında değiliz.

Görüşlerimizi başkalarına dayatmak gibi bir derdimiz de yok.

Farklı düşünme biçimleriyle ilgileniyorsak, bu, tüm dünyayı bekleyen şeyler konusundaki öngörülerimizde haklı olup olmadığımızı görmek içindir: Biz, diğer korkunç gelişmelerle birleşip, dünyada yaşayan herkese muazzam zarar verecek çok büyük bir ekonomik krizin yolda olduğunu düşünüyoruz.

Eğer bizi bekleyen, ya da halihazırda yaşanan gerçekten buysa, şimdiye kadar yapılagelmiş şeyleri aynı şekilde yapmaya devam etmenin işe yarayıp yaramayacağını düşünmenin vakti gelmiş demektir.

Kafa yormakla, çözümlemekle, düşünmekle, eleştirmekle, yaşadığımız yerlerde ve zamanlarda kendi ritmimizi ve yolumuzu bulmakla yükümlü olduğumuzu düşünüyoruz.

Seçimlerde oy kullanarak sistemi değiştirmenin mümkün olduğuna inanan insanlar olduğunun farkındayız.

Bize sorarsanız burada bir açmaz söz konusu çünkü seçimleri düzenleyen; adayları belirleyen; nerede, nasıl, ne zaman oy vereceğinizi söyleyen; kazananı açıklayan ve seçimlerin geçerli olup olmadığına karar veren, tek ve aynı Yönetici.

Yine de seçimlerin bir işe yarayabileceğini düşünen insanlar var. Tamam. Hayır demiyoruz, ama evet de demiyoruz.

İsterseniz bir renge ya da çoktan solmuş renklerden birine oy verin, isterseniz hiç oy vermeyin; biz tek bir şey söylüyoruz: Örgütlenmemiz, bizi kimin yöneteceği kararını başkalarına bırakmamamız ve seçtiğimiz kişinin halka itaat etmesini sağlamamız gerek.

Gidip oy vermemekte çoktan karar kılmış olabilirsiniz. İyi yapmışsınız da demeyiz kötü yapmışsınız da… Yalnızca bunun yeterli olmadığını, örgütlenmeniz gerektiğini söylüyoruz. Tabii kendinizi hazırlamayı da unutmayın, çünkü emin olun ki soldaki kurumsal partilerin içinde bulunduğu sefaletten sizi mesul tutacaklar.

Yok eğer çoktan gidip oy kullanmaya karar verdiyseniz, kime oy vereceğinizi de biliyorsanız, bizim diyeceğimiz şey yine aynı. Bize göre ne iyi ediyorsunuz ne de kötü. Açıktan söylediğimiz tek bir şey var: Hazırlıklı olun, çünkü dönecek dolaplar ve hileler gerçekten asabınızı bozacak. Zira İktidardakiler hile yapmakta ustalar. Ve tepedekiler zaten sonucun ne olacağına çoktan karar vermiş durumda.

Her şeyden önce, onların derdi sistemi değiştirmek ya da iktidarı ele geçirmek değil; tek dertleri yönetime gelmek. Bu ikisi aynı şey değil. Hükümete geldiklerinde iyi işler yapacaklarını söylüyorlar, ama sistemi değiştirmeyecekleri, yalnızca ufak tefek nahoşlukları ortadan kaldıracakları konusunda açıkça teminat vermeyi de ihmal etmiyorlar.

Fakat anlamadıkları bir şey var: Nahoş ve kötü taraflarından arındırılmış bir kapitalizm, zaten artık kapitalizm olmayacaktır.

Çeviri: Ayşe Boren, Derya Yılmaz

%50

Bizim evlerinde zorla tuttuğumuz yüzde 50 var. ‘Aman sakin olun’ diyoruz.

son günlerde çoğunluğun yönetim şekli olduğu iddaa edilen demokraside bir %50’nin çoğunluk oluşturabildiğini öğrendik. bunun yanında kim bu %50 arayışları sürerken, nasıl ya %50 sorusu da ayrı merak konusu oldu. kullanılan oy içerisinde %50 olduğunu bilmek ile birlikte oy kullanmayan 31 milyon kişinin siyasetçilerimiz tarafından pek sallanmadığını gördük. Bu 31 milyon kişi içerisinde pek tabii ak partiye oy verecek kesim olacaktır ama matematik hesabı ile arkadaşların %40’ı geçme ihtimallerinin pek olmadığını belirtmek isteriz, penguenler dahil.

  • Türkiye’nin toplam nüfusu 2012 yılı sonu itibariyle: 75 milyon 627 bin 384
  • 2011 seçimlerinde toplam seçmen: 52 milyon 806 bin 322
  • 2011 seçimlerinde toplam kullanılan oy: 43 milyon 914 bin 948
  • 2011 seçimlerinde ak partinin aldığı oy: 21 milyon 399 bin 082
  • 2011 ak partinin aldığı oy / toplam seçmen: %40.5
  • 2011 ak partinin aldığı oy / toplam nüfus: %28.5

 

etilen sosyete . 2003 - 2017 . eskişehir

copyleft. hiçbir hakkı saklı değildir.