devam etmek gerekiyor…

(…) belki çok geç, belki çoktan oldu. bunu nasıl bilebilirim? asla bilemeyeceğim. sessizlikte bunu bilmek mümkün değil. belki kapı. belki de kapının önündeyim. şaşırtırdı bu beni. belki benim, bendim, bir yerlerdeyim, yola çıkabilirim. tüm bu süre boyunca yolculuk ediyordum, bunu bilmeden. kapının önünde duran benim. hangi kapının? bu kapının burada işi ne? bunlar son sözcükler,

alain badiou – beckett

beckett’in eserleriyle 50’li yılların ortalarında tanıştım. gerçek bir karşılaşma, derin izler bırakan bir tür kişisel çarpılma hali. öyle ki 40 yıl sonra bile hala ve hep aynı noktada olduğum söylenebilir. işte gençliğin birincil vazifesi: beklenmedik olanla karşılaşmak ve böylece, tüm o uyanıklara rağmen, “hayatın anlamsızlığı, işe yaramazlığı” tezinin sıkıcı ve yanlış olduğuna kendini inandırmak. alain

Sürdürmeniz gerekiyor, sürdüreceğim

Yaşadığımız bir sessizlik zamanıdır. Uçsuz bucaksız uzanan bir ova misali uzanıyor sessizlik ovası. Bir yol bulmaya çalışanlar, evrendeki en bol bulunan iki elementin hidrojen ve helyum olduğunu bilen, aynı anda bunların en hafif iki element olmasını da içine sindirebilen bir anlamsızlık hissi. Sokağa çıkıyor, yürüyor, yürüyor. Kendince bir çabayı sürdürüyor insan. Köşedeki bakkalda bekleyen mahmut amca da