Etiket: ruj lekesi

ruj lekesi – soundtrack

o dönem bir kuşku, kaos, öfke, tedirginlik, çelişki ve son olarak neşe dönemiydi – evet neşe. tarihiniz paramparça yerde duruyordu ve onun parçalarını yerden almak veya onları öylece bırakıp çekip gitme tercihine sahiptiniz. hiçbir şey önemsiz değildi. her şey bir bütüne aitti ve bütün, nasıl yaşamak istediğinizle bağlantılıydı: tarihin bir öznesi mi yoksa nesnesi mi olmak istediğinizle ilgiliydi.

greil marcus’un ruj lekesi kitabına olan saygımızı biliyorusunz. daha önce güzellik yapıp kitabın yeni baskısı bulunmazken .pdf versiyonunu paylaşmıştık. şimdi bir diğer ruj lekesi güzelliği ile devam edelim. karşımızda soundtrack mevcut. 1993 yılında toparlanmış. discogs üzerinden içeriği inceleyip ubuweb üzerinden dinliyoruz. zira nefis.

ruj lekesi . yirminci yüzyılın gizli tarihi indir (.pdf)

ruj lekesi hakkında uzun uzadıya bir yazımız olmuştu hatırlarsanız – hatırlayın. kitabın bulunmasının imkansızlığı dolayısıyla ismini vermek istemeyen bir izleyeceğimiz üşenmedi kitabı buldu, tarattı ve biz de sizlere ulaşmasına vesile oluyoruz. karşılık beklemeden paylaşmaya devam. siz de paylaşmak isterseniz, her daim iletişebilirsiniz!

ruj lekesi . yirminci yüzyılın gizli tarihi indir (.pdf)

ruj lekesi . yirminci yüzyılın gizli tarihi

ruj lekesi greil marcus‘un ismi gibi gizli kalmış bir kitap ve bir şekilde piyasada bulunmamaya devam ediyor. ayrıntı neden tekrar basmıyor soru işaretlerim hala sürse de, vakti zamanında kütüphaneden alıp okuyabildiğim bu kitabı sevabına hediye edebilir ya da bulunduğu lokasyonu bildirebilirsiniz. elinde olanlar, bir şekilde eline alabilen şanslı talihlilerin iyicene sindirmesi dileğiyle – unutmayın, yer altının kutsal bir kitabı varsa bu kesinlikle ruj lekesidir.

İyi punk 45’liklerinde söylenmesi gereken bir şeyin çabucak söylenmesi gerektiği, çünkü söylenecek şeyi söylemek için gerekli enerjinin ve onu söyleme isteğinin sürekli olmadığı gibi bir duygu kendisini hissetirir. Hızlı olunmadığında fikir yerin dibini boylar. Punk’ın ritmi gibi sesi de doğal-dışılığını hep korumuştur. Can yakıcıdır, basittir, yapaydır. Ortalama pop hümanizmini ona karşı duyduğu öfke ve korku karışımı bir duyguyla reddeder.

“Saçmalık bu!” Bilgi dediğiniz, yükseklerden bakan düzenbaz miyopların “sorumsuzca çöplenelim, yedikçe şişinelim ve sonuçta karşımıza çıkan bilgi heveslisi gençler üzerinden ego’larımızı tatmin edelim” diye önümüze sürdükleri leziz tatlarla dolu bir mönüden başka nedir ki? Dadacılar avangart sanat tarihinden, Sex Pistols rock tarihinden, Paris Komünü ise sosyalist mücadeleler tarihinden izler taşıyan birer akım; Sitüasyonist Enternasyonal hareket de kolej mezunu radikallerimizin kendi imgelerini düşürerek avundukları yalın bir ayna değil midir? Karl Marx’ın Katharistlerle, Hasan Sabbah’ın Slits’le, kendini işçi sınıfının davasına adayan sevgili Rosa Lüxemburg’un aşkla, Adorno’nun Lettrist Enternasyonal’le ne gibi bir alakası olabilir? Çağlar “gerisinde, üstünde, altında, yanında kalmak için” değil midir? “Zamansız bir alemde devinip duran çağları önüne ve içine almanın” ne gereği var? Bilgi diye sunulagelmiş çöplüğün içinde ziyafete dalan domuzcuklar gibi haz duyarak gevşemek varken bu zevzeklik de ne oluyor? Tarih kelamın ‘ol!’ buyruğuyla gelen şiddetle mi başlar, yoksa Slits’in bir konser esnasında kanlı adet bezlerini hayranlarının suratına fırlatmasıyla mı? 12. yüzyılda Balkanlar’da doğan bir sapkınlığın Alman İşçi Konseylerini kucaklayıp Strasbourg’u dolaştıktan sonra Das Kapital’den aldığı feyzle Johny Rotten’ın gırtlağında patlaması nasıl bir tarih ola ki? Nasıl olur da Kronstadt direnişçilerinin nefesi Lora Logic’in dudaklarında ahenkle çınlamaya başlar?

“Efendim, sütunları kaldırtacağınız söylentileri çalkalanıyor şehirde. Acımalısınız bize, bize acımalısınız. Çünkü biz, sizin tebanız, o sütunlar üzre var oluyoruz”. Greil Marcus hiç acımıyor. Sahih bir efendiye yaraşanı yapıyor! Yüzlerce yıldır en katıksız umutlarımızı istismar eden işaret levhalarının bulunduğu sütunları yerle bir ettiği gibi, bu levhaları da eriten alevler püskürerek kendi bildiği tarihi yazıyor. Bu tarih, efendinin köleleştirdiği tebasına döktüğü timsah gözyaşlarını hiç kaleme almıyor. Bu tarih, yalnızca gönülden. Ne aşağı kalıyor ne yukarı. Ne teba ne efendi!

Bize düşense, hiç değilse Sex Pistols ile Slits’in birer kasetini ele geçirdikten sonra kitabı açmak; ama açmadan önce, kitabı şarap şişesinden çekilen okkalı bir yudum eşliğinde ve mutlaka bir tutam Hayyam ile çalkalamak oluyor. Evvelki gün içinizde bir midyenin barındırdığı kadar olsun can olmadığını hissetmiş olsanız bile ertesi gün uyandığınızda bir türkü mırıldanmaya başlayacağınıza emin olabilirsiniz.

ruj lekesi . yirminci yüzılın gizli tarihi
ayrıntı yayınları
greil marcus
çeviri: gürol koca
496 sf. ~ 13.5×21.5 cm
istanbul . 1999
ISBN: 9789755392165

şenol erdoğan

şenol erdoğan. şu sıralar kaybedenler kulübü fragmanında “ne kulübü lan” diye bağıran kişi (filmi henüz izlemedim, başka neler söylüyor bilmiyorum). 6:45 yayın yönetmeni. underground poetix’in de doğal olarak editörü. türkiye’de sıkıysa yayınlayın lan denilen bir çok kitabın yayıncısı. şu dakikalarda radiofil server’ı bel verdiği için dinleyemediğimiz insan. ntvmsnbc bile röportaj yapmış biz niye yapmıyoruz demediğimiz insan tabii ki. o da güzel insanlardan. bu soruları 1 ay önce sorduk, pek güzel sebeplerden dolayı şimdi yayınlıyoruz.

kimdir?
şenol, üretmeyi seven, içinde kompleksler ve haset taşımayan ve bu sebepten de dünya insanıyla pek anlaşamayan; herşeyden önce bir “okur” sonra “yayıncı” ve “editör”.

neden?
üretim “iç”de başlar ve taşar, kendinizde tutamazsınız o denli çok ve güçlü olan şeyi.

düşlerde ne var?
daha huzurlu, madden daha rahat bir yayıncılık, daha çok kitap, daha fazla gülümseyen güzel “çocuk”, daha ucuz ve daha çok kitap kitap kitap…

ne yapmalı?
yapılan şeyden öte mi…bilemiyorum…elimden geleni yapıyorum, imkanlarım el verdiğince, bazan fazlasını-zorlayarak.
benim öyle “devrimsel” “değiştirme” arzularım vs yok. derin mevzular elbet, benim inanç sistemim: “olanın olması gereken, olacak olanında olmak zorunda olan olduğu” üzerine kuruludur.

ilham verenler?
en tabanda lise türkçe öğretmenim, sonra aziz nesin,ucuz romanlar, babam(genetik), sonrasında ilk başlarda: enis batur. en öenemlisi: AFA yayınlarıın kurucusu Atıl Abi (Ant), okuduğum tüm yazarlar, ilk tanıştığımda -92 senesi- Altıkırkbeş ve elbette Çaydamlı.

ne okuyalım?
maymun iştahlılıkla okuma serüvenine girilmediği sürece “gerçek okuma karakteri”nin oluşmayacağına inanırım, yoksa insan tonlarca şey içinden okuması gerekenleri okumak istediklerini nasıl anlayabilir ki zaman içinde.
ben herşeyden önce antropoloji ve anatomi diyorum, sonra tıp, edebiyattan önce hele!!!
ama ille de isim dersen Graiil Marcus Ruj Lekesi Ayrıntı Yayınları derim hep

ne dinleyelim?
ben noise, Burzum, Deicide ve Sex Pistols manyağıyımdır.
god speed you black emperor derim..

ne izleyelim?
bu sitedeki her şeyi:
http://thesoundofeye.blogspot.com/search/label/SHORT

bize ne sorarsın?
ben hep insanların sözde bir arada olduğunu iddia ederim, heleki son 5 yıldır artık söz de bile bi arada olamadıklarını görüyorum, neden sözde aynı ruhu taşıyan adamlar bile birbirini sikmeye çalışıyor bu ülkede, neden ılık kompleksinden geçilmyor, neden voltranı oluşturamıyoruz diye sorarım
<etilen>herkes sikinin derdinde olduktan sonra bir 5 yıl daha oluşturamayız derim</etilen>

<etilen>bu soruyu kendin sorup kendin cevaplar mısın?</etilen>
sıkıldın mı?
hayır!