Etiket: roman

sombrero

bir daha aşık olunca çok dikkatli olacağım, dedi kendi kendine. ayrıca, tutmaya gayret edeceği bir söz vermişti kendine. hiç bir zaman başka bir yazarla çıkmayacaktı: her ne kadar çok şeker, nazik, üretken veya eğlenceli olsa bile. uzan vadede değmezlerdi. duygusal olarak çok pahalı ve bakımları çok karışıktı. sadece einstein’ın tamir edebileceği sürekli bozulan bir elektrikli süpürge gibiydiler.
bir sonraki aşkının bir süpürge olmasını istiyordu.

sombrero, yani bir japon romanı. brautigan 1975 yılında yazmış. biz yeni okuduk. orijinali sombrero düşüşü bu arada, nedense düşüş kısmı atlanmış kitap isminde. iyi bir etilen takipçisi brautigan’ı tanır ve tekrar tanıtmayacağımızı bilir. iyi bir brautigan okuyucusu ise kitabın tek oturuşta (ya da tercihe göre ayakta) okunması gerektiğini düşünür ve uygular.

bol bol gülümseten bir eser. kendisinin de kitabı yazarken fazlasıyla eğlendiğini de düşünüyorum. 3 farkı hikayeyi içinde barındırıyor ve bir sombrero’nun sıcaklığının kaç derece olduğu çok önemli bir nokta haline gelebiliyor ve şimdi bu kitabı tavsiye ettiğimizi okuyorsunuz.

son olarak altıkırkbeş yayını ve olabilecek en kötü kitap kapağı tasarımını yaptıkları için tebrik ediyorum. kitabın dizgisini de aynı çirlinlikte yapmayı başarmışlar.

sombrero
richard brautigan
türkçesi: melis oflas, zekeriya şen
altıkırkbeş yayın
2016, 160 sayfa

marguerite duras – moderato cantabile

çocuk, omzunda hafifçe sallanan küçük okul çantasıyla demir kapıyı itti, sonra parkın girişinde durdu. çevresindeki çimenleri dikkatle inceledi; ayak uçlarına basarak, dikkatle, yavaşça yürüdü, yürürken korkutup kaçırabileceği kuşları asla bilemezdi insan. gerçekten de, bir kuş havalandı. çocuk gözleriyle kuşu bir süre takip etti, kuş bu sürede gidip yandaki parkta bulunan bir ağaca kondu; sonra çocuk gürgen ağacının arkasında kalan bir pencereye kadar yoluna devam etti. başını kaldırdı. bu pencerede, günün o saatinde, hep gülümserlerdi ona. gülümsediler.

marguerite duras’ı tanıyor olduğunuzu düşünüyoruz. tanımıyorsanız da çok şey kaybettiğinizi. fransızlar “nouveau roman” yani yeni roman edebiyat akımıyla anmışlar. biz kendisini kelimeleri fazlasıyla yaşatıp sizin de o yaşama dahil etmesiyle anıyor olacağız. yani fazla değerli. yani her kelimesi özenle seçilmiş. yani kısa, yani basit, yani olması gerektiği gibi ve bundan sonrası da belirli övgü kelimeleri ve cümleleri…

minimalizm bizim için fazlasıyla önemli ve değerli. moderato cantabile, hafif ve ezgili demek. aynı bu kitap gibi. moderato cantabile ritminde umarım bir oturuşta okuyacağınız harika bir yapıt. eser sizin ve fikir vermesi için dinleyerek başlayabilirsiniz;

moderato cantabile
marguerite duras
türkçesi: alper turan
Sel Yayıncılık
2018, 90 sayfa

şairim bana hiç söz hakkı tanımadı

“Bildiğim kadarıyla bana gerçeklik kazandırmış olan kişi şairimdi. O yazmadan önce en gizemli kişilerden biriydim, bir silsile içinde yer alan bir isimden başka bir şey değildim. Bana o can verdi, beni kendime getiren, böylece hayatımı ve kendimi her çeşit duyguyla, yazdıkça güçlü bir şekilde hissettiğim duygularımla capcanlı hatırlamamı sağlayan o oldu.

Yine de o sözcüklerdeki rolüm, şairimin şiirinde bana verdiği hayat, saçlarımın alev aldığı an hariç o kadar kasvetli, genç kız yanaklarımın kızıl boyayla boyanmış fildişi gibi kızardığı an hariç o kadar renksiz o kadar beylik ki, o hayata daha fazla tahammül edemiyorum. Varlığım yüzyıllar boyu sürecekse eğer, en azından bir kerecik ortaya çıkıp konuşmam gerekir. Şairim bana hiç söz hakkı tanımadı. Sözü ondan almak zorunda kaldım. Bana uzun ama küçük bir hayat verdi. Yere ihtiyacım var, havaya ihtiyacım var. ”
Ursula K. Le Guin – Lavinia

Vergilius’un Aeneas’ında, yiğit savaşçı Aeneas rakiplerini alt ederek Latium kralının kızı Lavinia’yla evlenir ve Roma İmparatorluğu’nun temellerini atar. Destanda Lavinia’nın ne belirgin bir rolü, ne de kendine ait bir sesi vardır. Ursula K. Le Guin işte bu ihmal edilmiş karakteri alıp ona hak ettiği sesi veriyor ve büyük şairin destanında anlatmadıklarını onun gözünden, onun dilinden anlatıyor. Lavinia savaşın doğasını ve erkek-egemen toplumu sorgulayan; insanı insan, toplumu toplum yapan değerleri irdeleyen; edebiyatın gücünü vurgulayarak kurguyla gerçeklik arasındaki çizgiyi bulanıklaştıran yaratıcı bir roman: Büyük bir destanda küçük bir rolü olan güçlü bir kadının kendi destanı.

mumsema han

yeni kıyafetler ve parfüm alınacak (koku için erhan’dan yardım istenilebilir), istanbul’un en güzel lokantaları keşfedilecek, gülümsemekten vazgeçilmeyecek, erhan ihmal edilmeyecek (gerektiği kadar görüşülecek), eylül’ün gelme ihtimaline karşı ev her daim tertemiz tutulacak, spor yapılacak, sigara azaltılacak, onun çevresindeki insanlarla kaynaşılacak ve eğer tehdit unsuru olan adamlar varsa gereken yapılacak, her akşam evine bırakılacak, ailesiyle tanışmaya gidildiği zaman düzgün giyinip, az konuşulacak, tez vakitte evlenilecek, inşa ettiğim yeni hayata uyum sağlanacak, altından ırmaklar akan yeşillikler tasvirinin gerçekliği canlı canlı görülecek.

mumsema han. hakan karakaşoğlu’nun ilk romanı. bizim gayet başarılı da bulduğumuz romanı. umarım yazmaya devam eder dedirten de romanı. basit ve sade bir dil üzerinden, kelime oyunu yapacağım diye 8 takla atmak yerine bir okuyuşta bitirebileceğiniz bir ürün ortaya çıkarmış. adem’in hikayesi de senden, benden çok uzak değil. sokakta görmezden geldiğiniz yüzlerce sıradan insandan biri. ilker aksoy‘un ardından sel yayıncılık sayesinde yeni bir keşif. okumayabilirsiniz dememiz için ortada herhangi bir sebep yok.

mumsema han
hakan karakaşoğlu
Sel Yayıncılık
2015, 197 sayfa
ISBN: 978-975-570-733-4

 

Yine yeniden Anarres’te doğalım!

mülksüzler: fantastik romanın en iyi yazarlarından olan ursula k. leguin  bu kitabında mekan olarak birbirlerinin aynı olan iki farklı dünyayı konu edinmiş. birinde sömürüye, yarışa, gösterişe ve hiyerarşiye dayalı devlet organizması ve ekonomik sistem varken diğerinde yardımlaşmaya, paylaşmaya dayalı adil bir topluluk olan anarresli anarşistler var. öncelikle anarres her şeyin mükemmel olduğu bir ütopya değil  çekilen bir sürü sıkıntı var ama sıkıntıları hep birlikte çekiyorlar – biri diğerinden fazla ezilmeden, birinden daha aşağı olmadan  ya da daha üst olmadan. ne ırk, ne cinsiyet, ne tür ne de toplumdaki konum bakımından  bir farklılık olmadan. kullandıkları dili bile bencillikten arındırmış olan  anaresslilerin dilinde sahiplik bildiren ekler, küfürler  yok. örnek olarak sikmek kelimesi yok. çünkü bu kelime tek taraflıdır, tarafında olduğu kişiyi yüceltir bunun yerine çiftleşmek kelimesini kullanılır. gösterişsiz, özgür ve  tamamıyla  mülkiyetsiz bir yaşam.

download . ursula k. leguin – mülksüzler (.pdf)
download . ursula k. leguin – mülksüzler (.epub)

/ Kapıya bir kilit daha asıp adına demokrasi diyorsunuz!

/ Cinsellikte bile bencillik mi ediyorlardı?  Eşsiz kişilerin önünde birbirlerini okşayıp sevişmek en az aç insanların önünde yemek yemek kadar kaba bir davranıştır.

/ Anarres’te hiçbir şey güzel değildir yalnız yüzler güzeldir. Diğer yüzler kadın ve erkek yüzleri. Bizim onlardan başka hiçbir şeyimiz yok, birbirimizden başka hiçbir şeyimiz yok. Burada siz mücevherleri görüyorsunuz orada gözlerdeki görkemi insan ruhunun görkemini görürsünüz çünkü bizim erkek ve kadınlarımız özgürdür. Hiçbir şeye sahip olmadıkları için özgürdür. Siz sahipler ise sahiplisiniz, hepiniz hapistesiniz, herkes yalnız, tek başına sahip olduğu yığınla birlikte hapiste yaşıyor. Hapiste ölüyorsunuz. Gözlerinizde görebildiğim yalnızca duvar duvar!…

/ Özgürlüğümüz dışında hiçbir şeyimiz yok. Size kendi özgürlüğünüzden başka verecek bir şeyimiz yok. Hükümetimiz, polisimiz, bankerlerimiz, başkanlarımız, şeflerimiz … yok. Bireyler arası karşılıklı yardımlaşma dışında bir yasamız yok. Biz paylaşırız, sahip olmayız; varlıklı değiliz hiçbirimiz, zengin değiliz. Eğer istediğiniz Anarres’se aradığınız gelecek oysa o zaman ona  eli boş gelmeniz gerektiğini söylüyorum. Ona yalnız ve çıplak gelmeniz gerkiyor tıpkı bir çocuğun dünyaya geleirken hiçbir geçmişi olmadan, hiçbir malı mülkü olmadan yaşamak için tümüyle başka insanlara dayanarak gelmesi gibi.

Veremediğiniz şeyi alamazsınız
Kendinizi vermeniz gerekiyor
Devrimi satın alamazsınız
Devrimi yapamazsınız
Devrim olabilirsiniz ancak.

akiba

özgürlük gündelik işlerden azade olmak demektir.

akiba bolo’bolo ile tanıdığımız p.m’in kültürel çeşitlilik, ekolojik sürdürülebilirlik ve düşük yoğunluklu çalışmaya dayalı ütopyalarını fütürist bir bilimkurgu hikâyesine taşıyarak aktardığı gnostik romanı. arafdiyarı’nda çeşitli cennet ütopyaları – kendi cennetinizi kendiniz yaratmanız için.

“düşmanlarımız kapitalistler, hükümetler ya da küresel şirketler değil. bizim düşmanımız bir matris, gezegeni ele geçiren yabancı bir mekanizma. küresel kapitalizm aslında bir saadet zinciridir: ancak müstakbel kazançları mevcut verimliliğe dahil edebildiğinde karlı olabilir. halihazırda mali balon küresel üretmin seksen katına tekabül ediyor. kapitalizmin hayatta kalabilmesinin yegane nedeni – devletin iktidarı sayesinde – kendi gerçek maliyetini başkasına fatura etmesidir. kendi başına asla karlı olmamıştır ve olmayacaktır da. ancak şimdi bu elverişsiz gezegende doğal sınırlarına ulaşmış durumda. büyük devalüasyon ancak işler büyümeye devam ettikçe ertelenebilirdi. ve işlerin büyümesi de ancak yeni arzuları harekete geçirmesiyle mümkün. insanlar çalışmayı ve tüketmeyi istemek zorundalar. kimse onları buna zorlayamazdı. peki ya şimdi: insanlar ne istiyorlar, burada olsun çin’de olsun hindistan’da olsun? hangi ütopik rüya onları ayakta tutuyor?”

akiba
kaos yayınları
p.m
çeviri: inan mayıs aru
400 sf. ~ 11 x 19 cm.
istanbul . 2010
isbn: 9789757005247