Etiket: ravachol

ravachol . ilkelerim

Bu metin 1892 yılında hapisteyken Ravachol tarafından polise yazdırılmıştır. Metni Paris Polis Arşivlerinde bulan tarihçi Jean Maitron tarafından 1964’te ilk kez yayınlanmıştır.

—————————

Yukarıda adı geçen şahıs, karnını doyurduktan sonra bize şöyle dedi:

“Beyler, neredeyse olursam olayım propaganda yapmak benim alışkanlığımdır. Anarşizmin ne olduğunu biliyor musunuz?”

Bu soruya “Hayır” cevabı verdik.

“Bu beni şaşırtmadı” diye yanıt verdi. “Sizler gibi ekmeğini kazanmak için çalışmak zorunda olan işçi sınıfı üyelerinin kendilerine verilen broşürleri okuyamaya ayıracak zamanı yok. Bu sizin için de geçerli.

Anarşi mülkiyetin yok edilmesi demektir.

Hâlihazırda faydasız birçok şey var, keza pek çok meslek de; örneğin muhasebecilik. Anarşiyle birlikte paraya, muhasebe defteri tutmaya ve bundan kaynaklanan diğer istihdam biçimlerine artık gerek olmayacak.

Eziyet çeken çok sayıda yurttaş varken, diğerleri zenginlik içinde, bolluk içinde yüzüyorlar. Bu durum devam edemez; zenginlerin elindeki fazladan hepimiz faydalanmalıyız; hatta dahası, aynen onlar gibi ihtiyacımız olanları elde etmeliyiz. Mevcut toplumda bu amaca ulaşmak mümkün değil. Hiçbir şey, hatta gelir üzerinden alınacak bir vergi bile işlerin dış görünümünü değiştiremez; buna karşın, işçilerin büyük bir kısmı bu şekilde davranırsak gidişatın iyileşeceğini düşünüyor. Böyle düşünülmesi bir hatadır. Eğer ev sahibine vergi koyarsak, aldığı kirayı yükseltecek, bu yolla kendisine yüklenen yeni vergileri başkalarının ödemesini sağlayacaktır. Her halükârda, hiçbir yasa ev sahiplerine dokunamaz, çünkü efendisi oldukları mallarıyla istediklerini yapmaktan alıkoyamayız onları. Peki, öyleyse ne yapmak gerek? Mülkiyetin kökünü kazımalı, bunu yaparak da her şeyi sahiplenenlerin de kökünü kazımalı. Eğer bu gerçekleşirse, mevcut rejime geri dönmeye zorlayacak herhangi bir birikim fikrini engellemek için parayı da ortadan kaldırmalıyız.

Para, tüm uyuşmazlıkların, tüm nefretlerin ve tüm hırsların nedenidir; kısacası, mülkiyetin yaratıcısıdır. Aslında bu madenin az bulunmasından kaynaklanan, üzerinde anlaşılmış bir fiyattan başka bir değeri yoktur. Eğer yaşamamız için gerekli olan şeyler karşılığında bir şeyler vermek zorunda olmazsak, altın değerini kaybeder ve hiç kimse onun peşinden koşmaz. Ne de bazıları kendilerini zenginleştirebilirler, çünkü biriktirecekleri hiçbir şey onların diğerlerinden daha iyi bir yaşam sürmelerine hizmet etmez. O zaman artık yasalara, efendilere de gerek olmaz.

Dinlere gelirsek, yok edilmeleri gerekecek, çünkü dinin ahlaki etkilerinin hiçbir varlık sebebi kalmayacak. Ölümle birlikte her şey sona erdiği için var olmayan bir Tanrı’ya inanma saçmalığına yer olmayacak. Dolayısıyla, yaşama sıkı sarılmalıyız, ancak yaşam dediğimde kendisi açlıktan ölürken patronların yağ bağlamaları için bütün gün kölelik yapmayı değil, kendi refahının yaratıcısı olmayı kastediyorum.

Efendilere, bizim emeğimiz sayesinde tembellik yapan o insanlara gerek yok; herkes kendisini toplum için faydalı kılmalı, yani kendi yetenek ve yatkınlığına göre çalışmalı. Bu yolla, birisi fırıncı, diğeri öğretmen vs. olacaktır. Bu ilke takip edilirse çalışma azalacak ve her birimizin günde bir ya da iki saat çalışması gerekecektir. Bir şeylerle meşgul olmadan duramayan insan kendisini çalışarak oyalayacaktır. Miskin aylaklar olmayacak; eğer olursa bile bunların sayısı o kadar az olacaktır ki onları kendi hâllerine bırakabilecek ve şikâyet etmeksizin başkalarının çalışmasından faydalanmalarına izin verebileceğiz.

Yasalar olmadığında evlilik de ortadan kalkacak. Beğenimize göre birleşeceğiz ve aile, anne ile babanın çocuklarına duydukları sevgi temelinde kurulacak. Örneğin, eğer bir kadın eşi olarak seçtiği erkeği artık sevmiyorsa, ondan ayrılabilecek ve yeni bir birlik oluşturabilecek. Kısacası, sevdiklerimizle birlikte yaşamakta tamamen özgür olacağız. Bahsettiğim olayda eğer çocuklar varsa, onları toplum büyütecek, yani çocukları sevenler onların bakımını üstlenecek.

Bu özgür birlik sayesinde artık fahişelik olmayacak. Gizli hastalıklar olmayacak, çünkü bunlar karşı cinslerin birlikteliğinin suiistimal edilmesinden kaynaklanırlar; kadınların boyun eğmeye zorlandığı bir suiistimal, çünkü toplumun mevcut koşulları onları, yaşamak için bir iş olarak bunu yapmaya zorunlu bırakmaktadır. Ne bedelle kazanılırsa kazanılsın yaşamak için para gerekmiyor mu?

Bu kadar kısıtlı bir zamanda tüm ayrıntılarıyla açıklayamayacağım ilkelerim sonucunda artık ordunun hiçbir varlık sebebi olmayacaktır, çünkü ayrı uluslar olmayacak; özel mülkiyet yok edilecek ve tüm uluslar tek bir ulus hâline gelecek, Evren olacaklar.

Artık savaş, uyuşmazlıklar, kıskançlık, hırsızlık, cinayet, mahkeme sistemi, polis, yönetim olmayacak.

Anarşistler önerdikleri yapının ayrıntılarına henüz girmiş değiller, sadece kilometre taşlarını yerleştirilmiş durumdalar. Günümüzde anarşistler mevcut gidişatı çökertmeye yetecek sayıya ulaştılar; bu henüz olmadıysa bunun nedeni takipçilerimizin eğitimini tamamlamak, projelerinin gerçekleştirilmesinde onlara yardımcı olacak enerji ve kararlığı uyandırmak zorunda olmamızdır. Tek gereken birisinin önlerine geçmesi, onları dürtüklemesidir, ardından devrim gerçekleşecek.

Evleri havaya uçuran kişinin amacı, toplumsal konumları ya da eylemleriyle anarşiye zararı dokunan herkesi yok etmektir. Polisten korkmadan, dolayısıyla da canımızdan olma korkusu olmadan bu kişilere açıkça saldırmamıza izin verilmiş olsaydı, bu kişilerle birlikte onların hizmetini gören ezilen sınıflardan insanları da öldürebilecek patlayıcı maddelerle evlerini yıkmaya kalkışmamız da gerekmeyecekti.”

Kaynak: Un saint nous est né, Philippe Oriol’ün düzenlemesi. L’équipement de la pensée, Paris, 1992; çeviri Mitch Abor. | anarşist bakış

ravachol’ün yasaklanan konuşması

Ravachol, bir dizi bombalama eyleminin ardından cinayetle yargılandığı davada aşağıdaki konuşmayı yapmaya çalışmıştı. Amacı suçlu olduğunu inkâr etmek değil, aksine suçunu kabul edip nedenlerini açıklamaktı. Duruşmanın tanıklarına göre birkaç kelime söylemesinin ardından yarıda kesilen konuşmasını asla yapamadı. Kısa bir süre sonra da giyotinle idam edildi.

Konuşuyorsam, nedeni suçlandığım eylemlerden ötürü kendimi savunmak değil, çünkü bunun tek sorumlusu, örgütlenme şekli nedeniyle insanları sürekli birbirleriyle kavga etmeye zorlayan toplumdur. Aslında, tüm sınıflarda ve tüm konumlarda, eğer sonucunda bir avantaj elde edeceklerse, hemcinslerinin ölümünü demeyeceğim çünkü kulağa hoş gelmiyor, ancak hemcinslerinin bahtsızlığını arzulayan insanlar olduğunu görmüyor muyuz? Örneğin, bir patron rakibinin ölmesini arzulamaz mı? Keza, iş adamlarının tamamı da yaptıkları mesleğin sağladığı avantajlardan yalnızca kendilerinin faydalanmasını umut etmezler mi? İşsiz kalan bir işçi, iş bulabilmek için halen çalışan birisinin şu ya da bu sebeple işinden atılmasını umut etmez mi? O hâlde, böyle olayların yaşandığı bir toplumda, yaşamak için her türlü aracı kullanmak zorunda kalan insanların sürdürdüğü varoluş mücadelesinin mantıksal sonucundan başka bir şey olmayan, benim suçlandığım türden eylemler karşısında şaşırmak için ortada hiçbir sebep yoktur. Her koyun kendi bacağından asıldığına göre, muhtaç durumda olan birisi şöyle düşünmez mi: “Pekâlâ, mademki işler böyle yürüyor, o zaman karnım aç olduğunda elimdeki araçları kullanırken tereddüt etmem için bir neden yok, geride kurbanlar bırakma pahasına olsa bile! Patronlar, işçileri kovduklarında onların açlıktan ölüp ölmeyecekleri hakkında endişe duyuyorlar mı? Bolluk içinde yaşayanlar, temel ihtiyaçlarını bile karşılayamayan insanlar olup olmadığı konusunda endişeleniyorlar mı?”

Bu insanlara yardım eden bazıları var, ancak muhtaç durumdakilerin hepsini kurtaracak güçten yoksunlar; onlar, ya çeşitli türden yoksunluklardan yüzünden genç yaşta ölüp gidecekler ya da sefil varoluşlarını sona erdirmek, sayısız utanç ve aşağılamayla birlikte açlığın zorluklarına daha fazla katlanmak zorunda kalmamak için yaşamlarına kendi elleriyle son verecekler; bu acıların bir gün sona ereceğine dair en ufak bir umutları bile yok. Çocuklarının acı çektiğini daha fazla görmemek için onları öldüren Hayem ve Souhain aileleri; çocuğunu besleyememe korkusuyla, aşklarının meyvesini gönüllerinde yok etmekte tereddüt etmeyen kadınlar bu nedenle vardır.

Bu yaşananların hepsi, her türlü ürünün bolca bulunduğu koşullarda cereyan etmektedir. Eğer bu olaylar ürünlerin kıt olduğu, kıtlığın kol gezdiği bir ülkede gerçekleşseydi, olup biteni anlayabilirdik. Ancak, bolluğun hüküm sürdüğü, kasap dükkânlarının etle, fırınların ekmekle dolup taştığı, elbise ve ayakkabıların mağazalarda üst üste yığıldığı, boş duran konutların olduğu Fransa’da! Durumun tam aksi olduğu açıkça görülebilirken, toplumda her şeyin çok iyi olduğu nasıl kabul edilebilir ki? Kurbanlar için üzülecek, ancak size bu konuda ellerinden hiçbir şey gelmediğini söyleyecek pek çok kişi var. Herkes elindekiyle idare etsin! Çalışırken temel ihtiyaçlarını bile karşılayamayan birisi işini kaybettiğinde ne yapabilir? Tek yapabileceği, açlıktan ölmeyi beklemek olabilir. Cenazesinin arkasından dindarca birkaç cümle söylerler. Benim başkalarına bırakmak istediğim şey buydu. Kaçak mallarla uğraşan bir kaçakçı, bir kalpazan, bir katil ve bir suikastçı olmayı tercih ettim. Dilencilik yapabilirdim, ancak bu küçük düşürücü ve korkakça bir şey; hatta yoksulluğu suç ilan eden yasalarınızın da yasakladığı bir şey. Eğer muhtaç durumdaki herkes beklemek yerine, nerede ve hangi araçlarla olursa olsun el koyarsa, hâlinden memnun olan kimseler, endişenin daimi ve yaşamın her an tehdit altında olduğu mevcut toplumsal durumu kutsamayı istemenin tehlikeli bir şey olduğunu belki biraz daha çabuk anlayacaklardır.

Ahlaki ve fiziki bir barış için suçu ve suçluları doğuran nedenlerin ortadan kaldırılması gerektiğini söyleyen anarşistlerin haklı olduklarını çok geçmeden anlayacağız. Çektiklerinin bir gün son bulacağına dair küçücük bir umudu bile olmaksızın geçmişte katlanmak zorunda kaldığı ve gelecekte de katlanmak zorunda kalacağı yoksunlukların neden olduğu yavaş bir ölümü kabullenmek yerine, içinde ufacık bir enerji kırıntısı bile varsa, ölüm riskini (ki bu yalnızca çektiği acıları sona erdirecektir) bile göz alarak, iyi bir şekilde yaşamasını sağlayacak şeyleri şiddet kullanarak almayı tercih edenleri sindirmekle bu amaçlara ulaşamayız.

Dolayısıyla, üstünkörü bir şekilde olsa bile nedenlere asla dokunmaksızın sonuçların üzerine giden yasaları daha da katılaştırmaktan başka bir şey yapmayan toplumun bu barbarca hâlinin mantıksal sonucundan ibaret olan eylemleri; suçlanmakta olduğum eylemleri gerçekleştirmemin sebebi işte budur. Hemcinslerinizi öldürecek kadar acımasız olmanız gerektiği söylenir, ancak bunu söyleyenler, bunu yalnızca aynı kaderi paylaşmaktan kaçınmak için yapmaya karar verdiğinizi görmezler.

Aynı şekilde siz beyler, siz jüri üyeleri de hiç şüphesiz ki beni ölüm cezasına çarptıracaksınız, çünkü bunun gerekli olduğunu düşünüyorsunuz ve benim ölümüm, insan kanının aktığını görmekten nefret eden sizler için bir tatmin kaynağı olacak; kendi varoluşunuzu güvenceye almak için insan kanının akmasının faydalı olduğunu düşündüğünüzde, benim gibi siz de tereddüt etmezsiniz, ancak bir farkla: Siz bunu hiçbir risk almadan yaparken, bense bunu hayatımı riske atarak yaptım.

Evet beyler, yargılanacak suçlular yoktur, yok edilmesi gereken suç nedenleri vardır! Yasa koyucular, Ceza Kanununun maddelerini yaparlarken nedenlere değil yalnızca sonuçlara saldırdıklarını, böylece de suçu hiçbir şekilde yok etmediklerini unuttular. Aslında, nedenler var olmaya devam ettikçe sonuçlar zorunlu olarak nedenlerden ortaya çıkacaktır. Suçlular daima olacak, çünkü bugün burada birini ortadan kaldırsanız bile, yarın on tane daha doğacak.

Peki, ne yapmak gerek? İnsanların tüm ihtiyaçlarının karşılanmasını sağlayarak yoksulluğu, yani suçun tohumunu yok edin! Ne kadar gerçekleştirilmesi güç bir şey! Tek yapılması gereken toplumun yeni bir temel üzerinde; her şeyin ortaklaşa olacağı, yeteneği ve kuvveti ölçüsünde üreten herkesin ihtiyaçlarına göre tüketebileceği bir temel üzerinde kurulması. Ancak ve ancak bu olduğu zaman, kurbanı ve kölesi hâline gelecekleri bir maden için dilenen Notre-Dama-de-Grace münzevisi ve benzeri insanları artık görmeyeceğiz! Sevginin samimi olup olmadığını görmekten sıklıkla bizi alıkoyan, aynı maden karşılığında sıradan bir ticari malmışçasına cazibelerini sunan kadınları artık görmeyeceğiz. Yine, bu madeni elde etmek için öldüren Pranzini, Prado, Berland, Anastay gibi insanları artık görmeyeceğiz. Bu, tüm suçların nedeninin daima aynı olduğunu gösteriyor ve bunu görmemek için aptal olmanız gerek.

Evet, tekrar ediyorum: Suçluları yaratan toplumdur; sizler, jüri üyeleri, zekâ ve gücünüzü vurmak yerine toplumu dönüştürmek için kullanmalısınız. Tüm suçları bir hamlede bastırabilirsiniz. Suçun nedenlerine saldırma çabanız, suçun sonuçlarını cezalandırırken kendi kendini küçük düşüren adaletinizden çok daha büyük ve verimli olacaktır.

Ben sadece eğitimsiz bir işçiyim; ancak, yaşamım yoksulluk içinde geçtiği için baskıcı yasalarınızın haksızlığını zengin bir burjuvadan daha fazla hissediyorum. Yaşama ihtiyacıyla dünyaya gelen, karnını doyurmak için yoksun olduğu şeyleri bulmak zorunda olan bir insanı öldürme ya da hapsetme hakkını nereden alıyorsunuz?

Yaşamak ve ailemi geçindirmek için çalıştım; kendim ve ailem çok fazla acı çekmediği sürece dürüst dediğiniz şekilde yaşamaya devam ettim. Sonra çalışma olanakları giderek azaldı ve işsizlikle birlikte açlık geldi. İşte ancak bundan sonradır ki doğanın büyük yasası, hiçbir cevabı kabul etmeyen o buyurgan ses, yani korunma içgüdüsü, suçlandığım ve faili olduğunu kabul ettiğim suçlarla kötü davranışların bazılarını yapmaya beni mecbur bıraktı.

Yargılayın beni, jürideki beyler, ancak beni anladıysanız, beni yargılarken yoksulluğun doğal gururla birleşerek suçlular hâline getirdiği, oysa refahın ya da rahatın dürüst insanlar hâline getireceği tüm bedbahtları da yargılamış oluyorsunuz.

Zeki bir toplum onları da tıpkı diğerleri gibi birer insan olarak anlayacaktır.

ravachol | 1892