mütecaviz

“hiçbir şeyi” anlatmanız gereken bir sabaha uyandığınızda yanı başınızda bekleyen çalar saatin ısrarından bahsetsek, soğuk ve gayet resmi bir yuvarlak masa toplantısında ütü kokan kravatınızı düzeltmek için bir bahane bulmaya başlayabilirsiniz. fakat hayatımıza bunun kadar karışık bir şekilde girmeyen gerçeklerimiz var. aşk, sevgi, para,ihtiras,gözyaşı, entrika veya komedi içermeyen ama sinirlerimizi asıl yıpratan ve bağırarak konuştuğumuz,

(F)Az Değişimi

Suyu düşünüyorum, Düşünürken sıvılaşan beynimi, Çarpım tablosu bileşenlerini, Ve unutamadığım küçük Ünlü uyumunu. Penceremden içeri uzanacakmışçasına Yakın Ve aslında bir o kadar uzak olan Bulutları, Yağmurun bugün yağma olasılığını Ve havadaki nemi, Yağmurla toprağa karışan Zararlı atıkları, Tokken karnı guruldayan insanları Ve açken kalbi göğüs kafesine sığmayanları, Sokaktaki çıplak ayaklı çocukları, Denize kıyısı olan kasabalardaki

Son Tüketim Tarihi

Bu faşizmin yükselişe geçtiği, ölümün biz sıradan insanlar için, sıradan olmayanlara göre çok daha normalleştirildiği bu dönemde, çağın insanında psikolojik sorunların yükselişe geçmesini şaşırtıcı bulmuyorum, bu bana, Sanayi Devrimi’nin ilk dönemlerinde işçilere devlet ve burjuvazi tarafından uygulanan politikaların devamı gibi geliyor. Foucault, Deliliğin Tarihi’nde Viktoryen dönemlerde tımarhanelerin nasıl işgücü yaratmak amacıyla kullanıldığını yazıyordu, tımarhaneler de

Özgür bir köle

Ben mutlu olmak istemiyorum. Günümüzde mutluluğun bedeli, zihinsel kölelik. Bunu kabul etmiyorum. Düşünce özgürlüğünün kısıtlanmasına rağmen, zihnimizin henüz ele geçirilememiş versiyonu olan bedensel köleliği, mutluluğa yeğliyorum. Bir makinaya dönüştürülememiş kölelerin özünde, direnen benlikleri yatar. Direndikleri sürece yok edilmezler. Aksine, hür iradenle teslim olmanı beklerler. Körü körüne bir beklenti olmadığı da aşikar. Altyapısının sağlam olduğunun en

Bağımsızlığa Bağlılık; Judith ve Christopher

Judith, ‘‘Benimki reform, sen kendi devrimini yap!’’ sloganıyla çıktığım bir yolu temsil ediyor. Evrimin yalnızca kendimize ait olduğunu düşünürsek, -ki şu ana kadar kanaatim bu yönde- iyileştirmeye atıfta bulunmam, tek eylemim olabilir. ‘‘Kim olursanız olun, eğer o ruh sizi de harekete geçirirse, birkaç defne yaprağını tutuşturup bu zayıf ateşe mukayyet olmayı düşünmeksizin, siz de bir

erving goffman . günlük yaşamda benliğin sunumu

Erving Goffman, 1922, kanada doğumlu sosyolog. çalışmalarını kitleler, toplumlar üzerine değil bireyler arasındaki ilişkiler üzerine yoğunlaştırmış. bu sebeple psikolojiden de oldukça beslenmiş. 1959 yılında kaleme aldığı kitabı “the presentation of self in everyday life“ (günlük yaşamda benliğin sunumu)’nda dramaturjik analiz’in ilk örneklerini görüyoruz. “İş yaşantısında her gün karşılaşılan durumlarda bir bireyin kendini ve faaliyetlerini başkalarına nasıl sunduğu,