Etiket: post-modern

ilhan berk’i ben dövdüm, eldivenle

1.
eskaza düşülmüş bir memur evinde, dolaşımsız – penceresi bile güneş görmeyen – çekmeceleri kaplanlı bir kapı olan odamda, kazayla düşler gördüğüm, ömrümün çoğunu geçirdiğim yatağımda oturuyorum. evin volümü her zamanki gibi yüksek. bir yaşlı evinin balkonuna dönen odamda “don kişot” gözüme mesaj yollayabileceği bir açıdan sırıtıyor. odada net bir gölgelik yok ve kitap da tek renkli detay sayılır o dakikada. aklımda hareket.

bir kaplan / istifsiz kurgu
2.
sonra aklım borgese takılıyor. ağır aksak nefes alışverişi, tombul yüzü, sapık olması ihtimali, düzgün bir cümle bile kuramamam falan aklıma takılıyor. borgesin kardiyovasküler gücü muhtemelen aynadan fazla değildir diyorum halıyla boks müsabakası yaptığım beş dakikanın sonunda. “don kişot’un kelimesi kelimesi yaşayarak replikasını yazmaya çalışan adam.” borges bunu yazmış. çünkü akıl sağlığı bir aynadan daha iyi durumda değil. ben güçsüzlükle zamanın içinde düşüyorum, zamanın yitimiyle beraber ilişkisiz bir atıllığa itiliyorum yeni baştan.

sinirle eş güdümlü haller
3.
erotizm hepitopu bir çukur,çukur. sıklıkla yaşanan o “yapmadan yapma” hali hala aklımda, bileklerime yapışık vaziyette – ayın dördü sıklığı. borges sapık, ben de sapıklaşıyorum. aklımda bir yokuş oluşuyor, yürünecek bir yokuş değil, adım atmadan kuş gözü çıkıyorum. aklımda merdivenler oluşuyor, ne güzel lan bir başıma düşüyorum. borges napıyordu diye internet denen merete yine burnumu sokuyorum. napıyomuş bakıyorum uzun uzun. bir sürü şey okuyorum. aklım karışıyor. ev boş. bira içiyorum.

hayatt / bahis
4.
dakika-dakika içine düşüyorum bu evin, borgesin, don kişotun, çalan şarkıların sarmalının. kafamı kaldırabileceğim bir disiplin, amaç yok. solucan tekrarı. libidomu sıfıra indirip kütüphaneci olma hayali kuruyorum. pornografinin yaygınlığı, en basiti devlet televizyonun bile insanı bir aygır kadar azdırdığı aklıma geliyor. dünya nüfusu geometrik artarken libido parabolünü düşünmek bile istemiyorum. bilgiyi de öldüren bu güncel libidonun ta kendisi. dünya şalalasının sebebini kendi libidosu zannedenler öldürdü bilgiyi. bu ölümün intikamını almaya çalışan eski-bilgilerin bağımlılılarına “nostalji” imgesini yakıştırdı bu libido yörüngesi. biz bütün şifrelerimizi unutmadan bilgi dönmeyecek.

bilgi öldü.
5.
havale isteği sarıyor bir anda bedenimi, gerçekten aklımdan çıkanı bedenim duyuyor gibi. histerik durumlara alışık olan bünye daha nasıl farklı arızalar çıkartabilirimin deneyini yapıyor. zihin-beden uyuşmazlığı en tehlikeli korsan/hastalık. protezlerin eklem yerlerisin sadece. bu hormonal yığın, bir otobüs yolculuğunun imgesini anksiyeteye çeviriyorsa insandan bağımsızdır. senin varlık sebebin eklem yeri olmak, belki bir de omur soğanı. ulan zaman belli, mekan belli; aklını prizden çekemezsin. tv açık, yalnızlığın ‘temas’ıyla kendi karar veriyor sanki bütün elektrikli aletler çalışmaya. evde borgesin fotoğraflarına bakıyorum. sonra bilginin ölü olmasına üzüntümü yığıyorum sırtıma, sırtım eğri. borges küfreder miydi, yoooo. bilgi ondokuzuncu-yirminci yüzyıl kavramı, cervantes bilgi-öncesi, ben bilgi-sonrası. tahribat büyük ama bunun travmasıyla kıvranacaksak işimiz var. Sonra aklıma borges’in don kişot’u ne kadar sevdiği geliyor. mola. ben de borges olarak alınıyorum, kendim hakkında don kişot sorgulamasına. oturup aynı hikayeyi baştan kuruyorum. eşsiz bir çaba anı.

borges afganistanda öldü.
6.
kaplanlarım afgandır. savaşlara inancım bir bahis sitesinin arayüzüyle tazeleniyor, ekranla kurduğum iletişim seneleri deviriyor. robbins(vari) saçmalıklarla, sarkazmla yaşamak içimden gelmiyor. bilgiyi de pas geçtim, nietzsche(vari) aforizma-deliliğimin sebebi bu. ben otururken bilgi hala ölü, borges don kişotun kendisi, cervantes benim. yazmanın katı hali, göstergelerle yumuşuyor. benim için satırları kelimeleri sayılıyor, yanlış kelimelerimin altı çiziliyor. ulan biz ekranlara değil, çakırcalılara inanırdık. artık konaklar değil, php kodları yakıyoruz. bu görüntü dağılınca, gösterge-vatanını biz unutunca geri döneceğiz. o zaman bilgi dönecek, blanchot(vari) kaçacağız.

“Postmodernizm Konseptine Doğru”

Ihab Habib Hassan, Arap asıllı, ABD’li edebiyat teorisyeni, eleştirmeni ve yazar. Kahire doğumlu olan yazar, 21 yaşında ABD’ye iltica etmiş. Wisconsin–Milwaukee Üniversitesi’nde 30 yıl görev yapmış. Şu an emekli profesör statüsünden çalışmaktadır. 1996 yılında Uppsala Üniversitesi’nden, 1999 yılında Giessen Üniversitesi’nden onursal dereceler almış. İki Guggenheim bursu (1958, 1962) ve üç Fulbright okutmanlık bursu (1966, 1974, 1975) kazanmış. Kuzey Amerika, Avrupa, Afrika, Avustralya ve Yeni Zelanda’da da 500’den fazla ders vermiş
Hassan’ın edebiyat ve kültürel alanda yayımlanmış 300’den fazla makalesi var. Birçok dergide öyküleri de basılan Hassan, The Changeling adında bir roman da yazmakta.

Elimizdeki makalesinin tam ismi “Toward a Concept of Postmodernism.” Tam şuradaki linkten, bütün makaleyi indirebilme olanağını da sunmaktayız. Öncelikle, makale hakkında söylemek istediğimiz şey, bilindik akademik dilin çok dışında yazılmış olduğu gerçeğidir. Bütün yapıları temelden sallayan post-yapısalcılardan başka nasıl bir davranış bekleyebilirdik ki? Yeri gelince, çok sert bir dille kendini de eleştiren Hassan, bilimsel bilginin sorunsallaştırıldığı bu ‘bilimsel’ makalede, bize yeni bir ufuk açıyor. Oksimoronların havada uçuştuğu makalenin bir kısmı, siz sevgili etilen takipçileri için yorumlandı.
Hassan’ın Postmodernite algısı:
Tarih, sürekli ve süreksiz devam etmektedir. Bu yüzden postmodernite, şimdiki zamanının geçmiş tarafından şekillendirildiği fikrini desteklemiyor. Bilakis, en köklü gelenekler bile kendilerinden daha köklü değişimlere maruz kalıp, silinip gidebiliyorlar. Darwin, Marx, Bauldelaire, Nietzsche, Cezanne, Debussy, Freud, Einstein tarafından üretilen kültürel varsayımlar, hala batıcı kafadadır. Tarih her zaman kendini tekerrür mü eder? Burada, post-modernizm önemli bir revizyon ve alternatif görüş teşkil etmektedir.

Post-modern şahıslar, belli bir akım, paradigma ya da ekol kurmak için fazla heterojenler. Bu da postmodern olmanın bir getirisi.
Post-modernizm içkinliği ve belirlenemezliği (saptanamazlığı) içinde barındırır.

Postmodernizme Dair destek ve köstek niteliğinde problemler:
1. Postmodernizm kelimesi, başlı başına tuhaf, aşmak ya da yok etmek istediği şeyi içinde barındırıyor gibi. Ayrıca terim bir “gecikmişlik” hissi uyandırıyor. (post- ekinden mütevellit)

2. Post-yapısalcılık, modernizm ve romantisizm gibi postmodernizm de belli bir anlamsal istikrarsızlıktan muzdarip. Akademisyenler arasında, kavramın kapsamı hakkında bir fikir birliğine varılamamış. Bazı insanlar, bir olguyu ya da olayı postmodern olarak algılarken, bazıları ise avantgardizm, neo avantgardizm ve hatta modernizm olarak bile tanımlayabiliyor.

3. Birçok kavram gibi modernizm ve postmodernizm de anlam kaymalarına maruz kalıp birbirinin içine geçiyor ve birbirinden ayırt edilemiyor.

4. Modernizm ve postmodernizm, demir perde ve Çin Seddi ile ayrılmıyor birbirinden. Kavramlar, birbiri içinde asimile olmuş. Bir olay aynı anda hem Viktoryen, modern ve postmodern olabiliyor.

5. Apolloncu görüş daha soyuttur ve tarihi benzerlikler üzerine kuruludur. Dionysoscu tarih ise daha dar ve benzerlikler üzerine kuruludur.(kafası karışanlar buraya) Postmodernizm her ikisini de kapsar. Ayrılık ve farklılık, birlik ve ayrılık, ayrışma ve uzlaşma, tarihin konusuna dahil olmalıdır.

6. Romantisizm ve modernizm gibi, postmodernizm de tarihi ve teorik bir tanıma ihtiyaç duyar. 1939 Eylülünde açılış yaptığını söyleyebiliriz ama ondan önce de postmodern eğilimli insanlar vardı.

7. Postmodernizm, bizi dört katlı bir anlayışa sevk ediyor:
tamamlayıcılıklar
süreklilik ve süreksizlik
diakroni
senkroni

Postmodernizm tanımlanırken, çoğulcu ve diyakektik olunmalı. Benim daha sonra yapacağım gibi “gayri-resmi, anarşik ve yaratıcı olmayan”* gibi tanımlamalardan kaçınmalıyız.

8. Bütün bu sorunlar, bir dönemselleştirme sorununa sebebiyet veriyor. Nasıl bir değişim söz konusudur? Heraklitoscu? Darwinci? Marksist? Freudcu? Kuhncu? Derridacı? Ya da değişim teorisinin kendisi zamanın belirsizliklerine en uygun, ideolojisiz bir oksimoron mu?

9. Postmodernizm sadece sanatsal bir eğilim midir yoksa sosyal bir olgu mudur? Yoksa sadece batı hümanizmindeki bir mutasyon mudur? Bu durumda, olgunun psikolojik, felsefik, ekonomik, siyasal -birlikte ya da ayrı ayrı ele alınabilir – özellikleri nasıl olacaktır?

10.”Postmodern” sıfatı, yazarları değerli kılmak için kullanılan onur verici bir terim midir yoksa onları aşağılamakta mıdır?

Postmodernizmin tanımlanması kapsamında ortaya çıkan sorunlar ve belirsizlikler ele alınırken, çözümü konusunda da ortalığı saran muğlaklık, postmodernizmin fıtratında var. Birçok akademisyen, şimdilik bir isim koymayalım, takılalım tadında. Yine fıtratı gereği, temelci olmayan ve saptamalar yapmaktan uzak duran postmodern eğilimli insanlar için bu muğlaklıktan ziyadesiyle keyif aldıklarını umuyoruz.

 

 

* Yazar, burada temelci olmayan demek istemiştir.