Etiket: porno

Sade ve Masoch’un Dili

“Pek idealist… demek ki vahşi.”
Dostoyevski, Hakaret Gören ve Yaralanan

Edebiyat nasıl kullanılır? Sade ile Masoch’un adları iki temel sapkınlığı işaretlemek üzere kullanıldılar; ve sanki edebiyatın etkililiğinin önde gelen örnekleriydiler. Hastalıklara bazan tipik hastaların adının verildiği olur, ama çoğunlukla bir hastalığa verilen ad doktorunkidir (Roger Hastalığı, Parkinson Hastalığı vesaire). Adlandırmanın ardında yatan ilkeleri daha yakından incelemek lazım. Doktor hastalığı icat eden biri değildir; daha önceden biraraya gruplandırılmış semptomları birbirinden ayırır ve daha önceden ayrılmış olanları birbirlerine bağlar. Kısaca söylersek, derinliğine oriinal bir klinik portre koyar ortaya. Öyleyse tıp tarihine en az iki bakımdan yaklaşılabilir. Birincisi hastalıkların tarihidir: ortadan kaybolabilirler, seyrekleşirler, yeniden ortaya çıkabilirler ya da toplumun haline ve tedavi metodlarının gelişmesine bağlı olarak biçimlerini değiştirebilirler. Bu tarihle içiçe geçmiş bir halde semptomatolojinin de tarihi vardır –bu da tedavideki ya da hastalıkların doğasındaki değişiklikleri kâh önceler, kâh takip eder; semptomlar adlandırılır, yeniden adlandırılır ve çeşitli biçimlerde yeniden gruplandırılırlar. Böyle bir bakış açısından ilerleme genel olarak gittikçe artan bir özgüllüğe doğru eğilimdir ve semptomatolojideki bir incelmeyi işaretler. (Bu yüzden veba ve cüzzamın eskiden daha yaygın olmalarının nedeni sadece tarihsel ve toplumsal nedenlerden dolayı değildir, bu başlıklar altında şimdilerde artık ayrı ayrı tasnif edilmiş hastalık tipleri beraberce gruplandırıldığı içindir) Büyük klinikçiler en büyük doktorlardır: bir doktor bir hastalığa adını verdiğinde bu çok büyük bir dilbilimsel ve göstergebilimsel adımdır –çünkü özel bir ad belli bir göstergeler grubuna bağlanmıştır, yani özel bir ad göstergeleri doğrudan işaretlemeye başlamıştır.

Öyleyse Sade ile Masoch’u büyük klinikçiler arasına mı katacağız? Sadizmle mazoşizmi vebayla, cüzzamla ve Parkinson Hastalığıyla aynı düzlemde ele almak zordur; hastalık kelimesi açıktır ki burada uygun düşmez. Yine de Sade ile Masoch görülmedik semptomlar ve göstergeler düzenleri sunuyorlar. Mazoşizm terimini ileri sürerken Krafft-Ebing Masoch’u sadece acıyla cinsel haz arasındaki bağı ortaya koyduğu için değil, bağlanıp aşağılanma ile ilgili daha derin ve temel bir şey açısından onurlandırıyordu (algolagniasız sınırlı mazoşizm vakaları olabildiği gibi mazoşizmsiz algolagnialar bile vardır). Sormamız gereken bir diğer soru acaba Masoch’un eskiden aynıymış gibi görülen rahatsızlıkları ayırdetmemizi sağlaması bakımından Sade’ınkinden daha inceltilmiş bir semptomatolojiyi sunup sunmadığıdır. Ne olursa olsun, Sade ile Masoch ister “hasta” ister klinikçi, isterse her ikisi birden olsunlar, büyük antropologlardırlar –eserleri insanın, kültürün ve doğanın topyekün bir kavranışını kuşatmayı başardığı için; onlar aynı zamanda büyük sanatçılardı, çünkü yeni ifade biçimleri, yeni düşünme ve hissetme tarzları ve tümüyle orijinal bir dil yarattılar.

(daha&helliip;)

Eğitimin Pornografisi

Ben yasal kurallara anlamlı oldukları sürece tam olarak uyarım
ama aşılmışlarsa ya da anlamsızlarsa onlarla mücadele ederim
William Reich

Bilgi geçmiş zamanlarda çok zor bulunan ve etrafına iletişim araçları ile yayılmasının kolay olmadığı, günümüz dünyasının gerisindeydi. Bu nedenle insan mühendisine duyulan ihtiyaç iki katıydı. Bir çocuk bilgiye duyulan açlığını gidermeye çalışırken, yalnız başına nefes alamazdı, mutlak bir bilene danışıp uzun bir eğitimin ardından kendi yolunu çizmeye çalışırdı. Bu zaman dilimindeki uzman sayısı, hem bilgi ve beceri anlamında yeterli düzeyde hemde nadir bulunan kimselerdi. Günümüzde ise insan mühendisi sayısı arttığı gibi, bilgi düzeyi ve beceriksiz eğitim anlayışıda baş gösterdi. Bunun en büyük sebebi eğitimin parasal bir değere karışmasıydı.Gerek şehrin kalkınması, gerek eğitim endüstrisinin kazanması gibi bir çok parasal değer içerikli düzlemi sayabiliriz.

Zaman bilgiyi daha geniş bir alana yaymakla birlikte bu değerli bilgiyi parasal bir yatırım aracına dönüştürdü. Yeni dünyada, herşeyin alınıp satıldığı bilgi, yüksek fiyatlara alıcı buluyor ve liyakat ile makam elde ediliyordu. Eğitim hakkı eşit söylemleri ile çarpıtılmış bilinç sağlanıyor, verilen eğitimin okuluna göre fiyat biçiliyordu. Peki okulların koyun sürüsü gibi etrafa yayıldığı çevremizde, gerekli olan bilgi akışını sağlandığı doğru mudur? Bu okullardaki her insan mühendisinin kendi sınırlarını aşmak yerine, yaptığı tek şey; oturduğu makamın zevkini çıkartması ve öğretmek yerine sayılara bağlı cezai yöntem uygululamasıdır. Sanırım sorunun cevabını vermiş bulunmaktayım.Bu sistem ilk okuldan başlayıp günümüz üniversitelerini kapsayan aynı manzarayı içermektedir.

Bizlere ezberci sistemi öğretip sonra kendi öğrettiğine not veren bir yapı, taşlanması gerekirken halen daha devam eder niteliktedir. Bu sistemin kobayı olan öğrenciler ise ‘’eti senin kemiği benim’’ mantalitesi ile devam ettikleri için, öğretene saygıdan ziyade huşu ile bakarak boyun eğerler. Öğrenciyi aşağılayan ve özgüvenini kıran bu yapı ile ancak otodidakt (Öz eğitimcilik) sistemi ile başa çıkmak mümkündür. Günümüz dünyasını küresel köy diye nitelendiren Kanada’lı yazar Marshall Mcluhan, elektronik iletişimin yaygınlaşmasıyla birlikte, dünyanın küçük bir topluluk olacağına inanmıştı. Bu yüzden bilgiye çok kolay kavuşulan bu durumda canlı bir öğreticiye ihtiyaç duyulmaması olasıdır. Üstelik bu zengin içerikli, sosyal ağların olmadığı dönemde öz eğitim yolu ile bir çok bilgin yetişmiştir. Örneğin: Albert Einstein, George Bernard Shaw, Karl Popper, Friedrich Nietzsche bunlardan yalnızca bir kaçıdır. Bilgi istenildiği zaman asla engel tanımaz. Hiç değilse öz güveni kıran bir sistemden ziyade yalnız başına kendi ayaklarının üzerinde durabileceğin bir yapı akla ve duygulara daha iyi hizmet eder.

(daha&helliip;)

1982

1982 yılında, sıkıyönetim devam ederken, bir kahvede oturanlar gizlice porno film izlemektedir. Devriye gezen iki asker kahveye girer ve gördükleri karşısında şaşkına döner. Yaşanan hiç de göründüğü gibi değildir.

her ne kadar 2-3 dakikası olmasa daha iyi olacakmış dedirtse de verdiği mesaj ile alkışı hakeden yapımlardan. izleyiniz.

porno

snuff

porno: isim (po’rno) Fransızca porno
Amacı cinsel dürtülere yönelik olan, ahlaki değerlere aykırı düşen yayın, resim vb., pornografi.

üstteki alıntı tdk‘dan. yani genel türkçe sözlük içerisinde geçen bir kelime. “ahlaki değerlere” aykırı düştüğü belirtiyor. ahlak kavramını burada tartışmaya gerek yok. konumuz “ölüm pornosu” orijinali “snuff” – çevirmen funda uncu neden böyle bir çeviriyi tercih etti o da ilginç geldi. chuck palahniuk’un ayrıntı yayınları tarafından çevrilen kitabı. karşımızda yinemuzır neşriyattan koruma kurulu“. bu sefer diyorlar ki:

İncelenen ve değerlendirilen Ölüm Pornosu isimli kitapta yer alan yazıların halkın ar ve duygularını incittiği, cinsi arzuları istismar eder nitelikte olduğu, Türk Ceza Kanunu’nun 226.Maddesini ihlal ettiği, dolayısıyla müstehcen bulunduğu, kitabın süresiz yayın olması nedeniyle 1117 sayılı kanuna 3445 sayılı yasa ile ilave edilen Ek-2. Madde kapsamına girmediği oybirliği ile mütalaa edilmiştir.

chuck palahniuk’un 12 tane kitabı var. ölüm pornosunu okumadım ama diğer okuduğum 6 kitabından neye takılmış olabileceklerini tahmin etmek güç değil. bunu yazıya döküp mantıksız diye belirtmek mantıksız olmaya da devam ediyor. merak ettiğim diğer nokta bu 8 kişilik kurulun çalışma mekanizması. bu abiler kitapları neye göre seçiyor, tamamını mı okuyorlar, yazarın diğer kitaplarını da okuyorlar mı, halkın duyguları nerede yazıyor ve bu 8 adam neye göre karar veriyor? irvine welsh’in “porno”su istismar etmedi mi? boris vian’ın “pornografi üzerine” kitabı halkın ar ve duygularını yeterince incitmedi mi? de sade hakkında bir fikriniz var mı? sanırım yok, çünkü olsaydı ilk başta onu yasaklardınız. “sodom’un 120 günü”nü şu an sipariş verebiliyorum bir yasal alışveriş sitesinden. bir yandan da faydalı görüyorum aslında böyle haberleri. william burroughs duyulmamaya ve okunmamaya devam edecekti ülkede, şimdi biraz bilinirliğe kavuşmuş olabilir. chuck palahniuk da ona keza. bu tarz konuların twitter’da trend olması da bir titreme getiriyor üzerimize halkımızın dahiyane yorumları çerçevesinde. “ölüm pornosu trend olmuş ne kadar iğrenç bir ülkeyiz yaaaa” yorumlarının oranı baya yüksek.

palahniuk abi vakti zamanında şöyle buyurmuştu;

I don’t care what they do with my book so long as the flippin check clears.

ayrıntı yayınlarının konu ile ilgili açıklaması şöyle:

“Ölüm Pornosu’nun (Snuff) yazarı Chuck Palahniuk’un bütün kitapları dünyada olduğu gibi ülkemizde de yakından takip ediliyor. Neredeyse bütün kitaplarının film hakları alınmış olup, birçoğu zaten başarıyla sinemaya da uyarlanmıştır. Dövüş Kulübü’nü duymayan yoktur. Ayrıca yazar eleştirmenler tarafından ‘çağımızın en büyük yüz yazarı’ arasında gösterilmektedir.

Başta Almanca, Fransızca, İspanyolca, Portekizce, Çekçe olmak üzere dünyanın belli başlı dillerine çevrilmiş ve onlarca ülkede yayımlanmış, Türkiye’de ise Ayrıntı Yayınları’ndan yaklaşık iki ay kadar önce yayımlanan Ölüm Pornosu, Chuck Palahniuk’un diğer romanları gibi okur tarafından hemen benimsenmiş ve kısa sürede iki baskı yapmıştır. Kitap ayrıca yayımlandığı ülkelerde de hemen dikkati çekmiş ve hakkında oldukça fazla değerlendirme yazıları çıkmıştır.

Ancak bu kitapla ilgili sizlere üzüntüyle duyurmak zorunda olduğumuz bir durumla karşı karşıyayız: İstanbul Basın Savcılığı’nın Ayrıntı Yayınlarına gönderdiği yazı ve ilişiğindeki Küçükleri Muzır Neşriyattan Koruma Kurulu imzalı sekiz sayfalık bilir kişi raporuyla kitap ve yayınevi hakkında bir soruşturma yapıldığını ve yayınevi sorumlusuyla çevirmeninin ifadesine başvurulacağını duyuruyor.

Ayrıntı Yayınları Genel Müdürü Hasan Basri Çıplak açılan soruşturma kapsamında dün basın savcısına ifade verdi.

Hasan Basri Çıplak ifadesinde, Palahniuk’un dünyanın önemli edebiyatçılarından biri olduğunu, dava konusu olan kitabın içeriğinin de iddia edilenin aksine, kadın vücudunun metalaştırılmasına karşı şiddetli bir eleştiri içerdiğini belirtti. Çıplak, Ölüm Pornosu’un her anlamıyla edebi bir eser olduğunu savundu.”

mastder kurucusu memo tembelcizer‘in kaan sezyum ile internetteki porno yasağına karşı mücadeleleri. gayet mantıklı argümanları olduğunu düşünmekle birlikte;

pornoma dokunma!

gençleri koruma kanun tasarısı

“Devlet, gençlerin sağlıklı ve dengeli gelişimleri için, her seviyedeki okulda, her dine mensup öğrenciler için ibadethane alanı kurmakla yükümlüdür.”

gençleri koruma kanun tasarısı ismi altında bir taslak hazırlamış, gençleri lokanta ve restoranlar dahil çeşitli yerlere belirli saatler içerisinde gidebileceği, internet cafelere 18 yaş sınırı ile gazetelere cinsel yayın yasağı ve porno bildirimi gibi maddeleri var, detayları okumak isteyenler için klasik gazete manşetlerinden “porno dergi alana kimlik bilgisi şartı!” mevcut.

benim takıldığım nokta ilk başa alıntı yaptığım kısım. birincisi her dine mensup kısmını direk atlıyorum, öyle birşeyi zaten yapmaları imkansız; ikinci olarak anlamadığım nokta dinlerin sağlıklı ve dengeli gelişimlere olan etkisi. ben pastafaryanım desem ayarlayacaklar mı bir mekan, yoksa sağlıksız ve dengesiz mi geliştik biz. hı?