Etiket: poetika

Şiir ya(z/p)ılır mı?

Geçtiğimiz aylarda Birikim dergisinde bir şiir dosyası hazırlandı. Dergi henüz elime geçmedi ancak gedikli şiir okurlarının temel meselelerinin dizgi masasına yatırıldığını gösterdiği için başta değinme ihtiyacı duydum, öyleyse devam edebiliriz.

Mayakovski’nin devrim öncesi ve sonrası polemiklerini tufaya düşmeden, Yesenin’in ölümü etrafındaki dedikodulara da katlanarak cereyanlandırma çabasının bir ürünü olarak ünlü “Şiir Nasıl Yapılır?” metni, Rus avangardının sırasıyla formalist, konstrüktivist ve fütürist metodlarının şiir mafsalında kapılarını açtığı, “Nasıl Yapmalı”ların her ikisine de göz kırpan bir döküm.

Şiirin romantik bir belagatla boğuştuğu noktada, felsefede Wittgenstein’ın yaptığına benzer, dilbilimi ve belirsiz sözcelerin sırtını yasladığı yapısal kategorileri ön plana çıkartan, şairin temelde poetikasından mülhem ve hatta ibaret olduğu iddiasındaki bir metin bu. Kanonik olumsallığın deha söylemiyle sıvandığı bir dönemde, şairin kendisini kanonun top ağızından alıp, gülle fırlatmak için fitilin arkasına geçiren, ancak barutsuz bir dönemin ürünü.

Bu barutu komünist siyaset tedarik edecektir pek çok açıdan, pek çok yazar için. Ancak bu başka bir yazının konusu, en azından şimdilik.

Hölderlin’den itibaren modern şiirin boğuştuğu başlıca problem Homeros’un Platon’un hilafına savunulmasının ötesinde günün şairlerinin bir görevi olup olamayacağıydı. Mayakovski bu bağlamda şairi kişisel sözcelem (idiom) üzerinden dilin içerisinde özgül bir gramer adacığı olarak konumlandırıyor. Modern sanatın mimar ve mühendis profilleriyle kurduğu özdeşleyimi sürdürüyor.

Batı kanonu açısından kurucu olan Platon ve Homeros çekişmesi (agon), bir yandan aklın, diğer yandan mitin kültür açısından işlevini konumlandırırken, modern durum içerisinde şairin kanona dahil edilmek ve poetikasının dirimselliğine sadık kalmak arasında yaşadığı bocalama Rimbaud’dan beri zaten ölçüsüzce taşınan şairin trajedisinin kendisi.

Bu açıdan yapılabilen bir şey olarak şiir fenomeni, yenilikçi olmanın ölçüt haline gelmesi bir yana, Romantizmin ve yöntemsizliğin göbeğinden poiesis‘i çekip alması öte yana, şiirin içerisinde düşünüldüğü havzaya materyalist cepheden yaşam lehine avangard bir müdahaledir.

Geri dönüyorum; Murat Belge’nin “şairanelikten şiirselliğe” başlığıyla Türk şiiri içerisinde tartıştığı bu dönüşüm içerisinde kabaca yazılır, cevabından, yapılır cevabına geçişin izini sürmek mümkünse de, asıl soru, yazma ediminin kendisine dair geçiştirilen bir basmakalıbı da taşıyor. Bloklar, diyordu Deleuze, sinema zaman ve mekan, resim çizgi ve renk bloklarıyla düşünür. Şair ölçü ve ses bloklarıyla.

Son kertede mecranın (medium) kendisinden bağımsız bir düşünme olamayacağına göre, bu tartışmayı küflendiği yerden çıkarttığımız gibi taze bir cevapla taçlandırmayı da bilmek gerektiği kanaatindeyim. Shakespeare çağının geçtiği söylencesiyle büyütülmüş modernlik mitinin kendi üzerine kapanarak yok edilmeden, anka misali ateşe yürümesinden korkmadığım için.