pazar ayinleri – 4. mektup

Ölümcül Küçükler Üzerine Terk edildiniz. Bundan binlerce sene evvel. Tam da en olmadık zamanda terk edildiniz. Çölü geçerken mesela. Yıldız ışığıyla aydınlanan kum taneleri üzerinde tek sıra oluşturmuş ilerlerken. Vıcık vıcık suratlarınız çilekeş tebessümlerinizle maskelenmiş, karanlık ruhlarınız iki yüzlü imanınızın büyüsüyle hafiflemişken, çıplak topuklarınıza bulaşan kemik tozlarından yayılan öykülerle minik minik zehirlenirken terk edildiniz. Puf!

pazar ayinleri – 2. mektup

EVE DÖNMEK ÜZERİNE Eve dönmek. Tedavinin, cezanın ya da nasıl isimlendiriyorsanız onun uzunluğuna göre şekillenen bir çember çizdikten sonra, ellerin ceplerinde terminale inmek. Valizinde cesedin, kafanda ışıl ışıl motivasyon cümlelerin, yoksunluktan ufalanan kemiklerinin üzerinde dolanan buzdan parmaklar olduğu halde, karşılayanın olmadan. Bir yerlere varmışsın gibi hissetmeden eve dönmek. İlk defa yaşıyorsanız fena his değildir aslında.

pazar ayinleri – 1. mektup

KAPLANA DÖNÜŞMEK ÜZERİNE Çirkinleşebilirim. Öyle keskin, öyle renkli, öyle götünüzün yemeyeceği biçimde çirkinleşebilirim ki hem de bugüne kadar başarıyla altından kalktığınız tüm muhasebe eşitlikleri uçup gidiverir bir anda aklınızdan. Bir çırpıda. Olanca anlamsızlığımla çökebilirim kokuşmuş hayatlarınızın üzerine. Şaşkın şaşkın çıkış kapısını aramayı becerebilirsiniz en fazla. Buradayım lan ben diye fısıldayabilirim kulaklarınıza, saçlarım da burada, parmaklarım