Bir sonraki durak.

Kapılar kapandı, insanlar birbirinin üzerine çıkarak boş yerlere doğru koşturdular, kimilerinin ellerinde çanta, kimilerinin sırtlarında. Bazıları sessizce gömülüp kitaplarını okurken, diğeri kulaklığından bangır bangır rock dinliyor. Bazıları bir sonraki günün hesabını yaparken, bazılarının dünya umrunda değil. Ve işte o anda bir ses geldi. “Bir sonraki durak: Cehennem”  Bu ses tüm vagonda yankılandı. Herkes birbirine bakıyor,

Codex Mortemicus

Yollarda fazla olmasını istediğim tek araç tipi cenaze araçlarıdır. İnsan ölümü hatırladıkça insani olan ne varsa ona yaklaşır, ölüm insanı insan yapan ve insanı insan olmaktan alıkoyan tek şeydir. İnsanlar var oluşlarını kar – zarar ekonomisine göre anlamlandırmaya başladıklarında insanlıktan uzaklaştılar, mikro-şirketlere dönüştüler, günah borca, sevap kâra, ölüm iflasa dönüştü.  Bu elbette neoliberalizmin ortaya çıkışıyla

Kırlangıç yerine kamera

Kırlangıçların yerine geçip insanlığı izleyen kameralara bakarken insanlığın ölüşünü izledim. Balkonların saçaklarında kırlangıçlar bir mevsimde gelir bir mevsimde giderler. Yerlerinde olmadıkları zaman saçak altlarını kameralar doldurur. Saçak altlarındaki  dükkanları bu kameralar izler. Mevsimi geldiğinde bu kameraların direkt olarak iletişimi  kırlangıçlardır. Dolaylı olarak ise insan ahlakıdır. Bu tek gözlü olan, insan zamparası kamera insanın eylem ve edimlerini

Minerva’nın Baykuşu’nun Prozac Bağımlılığı

Hayatta hiçbir şey tamamlanmaz zira hayatın akışını bir doğru şeklinde görmek yanılsamadır- hayatta kalabilmek adına üretilmiş bir yanılsama. Anın içinde kalabilmek, şeyleri kendi için bir nesne şeklinde, bağımsız bir halde görebilmek için mutlaka belli bir yanılsama perdesi çekilmelidir. Anın içinde, gerçekliğin yaşandığını ilan eden bir yanılsama. Doğum anındaki tamlıktan kopuş, eksikliğin varlığa girişi ve arzunun,

Hayat-Ölüm

Bloson oğlu Ephesoslu Herakleitos “doktorlar kesip dağlayıp bir de karşılığında para istiyorlar, hastalıkların yaptığıyla aynı şeyi yaptıklarından bunu hiç haketmedikleri halde” dediğinde belki de asırlar sonra başka bir düzlemde keşfedilecek bir hayatölüm meselesini derinden sezmişti. Elimize kalan fragmanları sürekli olarak hayatölüm, uyku-uyanıklık karşıtlıklarını işleyip duruyorlar. Hayat-ölümün bir süreklilik, tek bir “içkinlik düzlemi” üzerine yerleştirilmesi onun

elias canetti – sinek azabı

adlandırmak, insanın büyük ve ciddi tesellisidir. yağmur beni mutlu ediyor, sanki dünyaya kolay ve acısız gelmişim gibi. haklarında hiçbir şey bilmediği insanları çaresizce arayıp duruyor. yalnızca bir kuyrukluyıldızın altında kıyafet değiştiren kız. bir insanı yok eden bir renk. güneşte kötü ve çirkin hale gelen insanlar. soğuğun ve karanlığın iyi geldiği insanlar. tekrarlayarak değersizleştirme. tekrarlayarak heyecanlandırma?