Etiket: neal cassady

Huzur isteyin ama çok değil.*

Yıl 1923, Charlie Chaplin’in The Pilgrim filminden yola çıkalım: filmin başında küçücük bir adam hapishanenin demir parmaklıklı kapısının arasından geçerek bir afiş yapıştırır, Charlie Chaplin başına konan ödülle aranmaktadır!

  • Gidecek yeri ararız, birazcık hileyle

İstasyon sahnesine geçeriz sonra, burada tahta üzerine yazılmış kent isimleri arasında Chaplin sırtını dönerek rastgele seçim yapmaya çalışır. İlk seçimi gerçek anlamıyla rastgeledir ve Sing Sing çıkar, irkilir ve seçimini yenilemeye karar verir. Yaklaşık bir asır sonrasının izleyicisi buranın kent olmadığını ve dolayısıyla listede olamayacağını bilsin ama olma sebebi “olunmak istenmeyen hâl ve yere dair”dir. Oradan kaçtık ve başka bir şey yapmak istiyoruz o hâlde birazcık hileye gereksinmemiz var.

Tahtanın aşağı kısmındaki kentlere bakar ve tekrar sırtını döner, bu sefer arkasına geçen birisine dokunur, Varmak istediğimiz yerle aramızda insan var. Tekrar hileli rastgele seçime devam eder ve bu sefer koyu renkle işaretlenmiş Tegucigalpa çıkar ve parmağını bir altındaki Dallas’a doğru kaydırır, orayı hedeflemiştir zaten ve hileli tesadüf de orayı seçmiştir.

Yine Tegucigalpa da önemli bir noktadır ki o vakitler dünyanın demiryolu olmayan tek başkentidir. O hâlde istasyondaki listede ne işi var diyebiliriz fakat olanaklılık bakımından filmden kalkan bir treni istediğimiz yere götürebiliriz. Filmden kalkan ilk tren olan Lumiere kardeşlerin treni en olmadık yere, doğrudan seyircinin üstüne gelmemiş miydi?

Nihayetinde iki sınır arasında hileli seçim yapıyoruz, olmak istemediğiz yer olarak Sing Sing (hapishane) ve olamayacağımız yer olarak Tegucigalpa arasında. Buradaki hile, kendiliğin müdahilliğidir ancak sınırlar da bellidir. Sınırsızlık diye tutturarak müdahilliğimizi olmadık yerlere de vardırabiliriz ancak unutmayalım varmak istediğimiz yerle aramızda insan da var, biz de müdahiliz ancak insana çarparız, bana görelikle dayattığımız şey kendiliğimizin parodisine de dönüşebilir özgünlük adına. İnsana çarpmalıyız ve çarpmak için yapıyoruz zaten.

  • Meksika, yeni bir hayat, en nihayet huzur -ama çok değil!

Film “Meksika Sınırı”yla son buluyor. Şerif, dürüstlüğünden dolayı Chaplin’i salıvermek ister ve Meksika sınırına götürüp, sınırın ötesindeki çiçekleri toplamasını ister. Chaplin anlamaz toplar geri gelir vs vs. Sonunda anlar ve “yaşasın özgürlük” diyerek düşündüğü anda çölün kumları arasından kadim Meksika ruhu canlanır ve herkesin birbiriyle savaştığı ve ortamda bulur kendini, sınıra döner ve öteye geçemez, geriye de dönemez.

Herkesin kendi içinliğinden kaçmak ve kendi olabilmek için de kaçmak zorundadır. Film, Meksika Sınırı’na (arafa) ayaklarını basmadan bir ayağı Amerika’da bir ayağı Meksika’da olacak biçimde yürümeye devam etmesiyle son bulur. Sanki bir piramitin zirvesine doğru kavramsal olarak ilerliyor film. Ve film dediğimiz şey, sanatçının arafta kalmadan o yürüyüşü gerçekleştirebilmesidir, sanatçının müdahilliği o yürüyüştür.

* “Postanenin köşesindeki çeşmeden su içerdim, Denver’daki çoğu çeşmeden farklı olarak bu çeşme kışın da açıktı, havanın çok soğuk olduğu bazı günlerde gümüş kaplı musluktan akan su ufak havuzda donup kalıyordu. Ben de çeşmeden bir avuç su içip, ayağımı ıslatmadan çekilebilmenin derdindeydim. Çeşmenin üzerinde yazan cümle bana oldukça paradoksal geliyordu çünkü hem huzurlu olun diyordu hem de fazla huzurdan sakının: ” Huzur isteyin ama çok değil.”

Neal Cassady, Üçün Biri, 6:45 Yayınları

Neal Cassady

Hızlı bir giriş yaparak başlamak istiyorum ve bunu Neal Cassady ile gerçekleştirebilirim. Hızlı yaşayıp hızlı ölen, Beat Kuşağı’nın ruhu olan kutsal şoför. Allen Ginsberg’in ”Uluma” şiirindeki tabiriyle Denver’ın Adonisi! Neal Cassady’nin çocukluğu zor şartlar altında geçmişti, belkide serseri bir yaşam biçimini benimsemesinin sebebi buydu. Annesini 10 yaşındayken kaybetmesi ve alkolik babasıyla geçen çocukluğu Neal’i aile sevgisinden yoksun bıraktı. Babasıyla birlikte Denver’ın getto bölgelerinde bir yaşam sürüyor olmaları, Neal’i hep derin bir şekilde düşündürüyordu. Çevresindeki insanlara baktığı zaman gördüğü o ümitsizlik onu derin bir hüzne boğuyordu. Zamanla kanun dışı olayların içine girdi.Daha 10’lu yaşlarının başında araba çalmaya başladı. Islahevinde geçirdiği yıllar Neal’in çalma(araba, dükkan hırsızlığı vs) tutkusunu yitirmesine sebep olmadı ve çalmaya devam etti. Defalarca kendi kimliğine aykırı olan, insanın ”özgürlüğünü” eriten o yere girip çıkıyordu ve bu onun için sıkıcı bir hal almaya başlamıştı. Çünkü Neal gibi birisinin durmaması gerekiyordu. Ruhunu yok eden bu ritmik buhranı geride bırakarak kendine bir yol çizdi.

Amerika’da gezinip duruyordu bilge adam, bunu bazen otostop yaparak bazen ise çaldığı arabalarla gerçekleştiriyordu. Yol boyunca gittiği barlarda bolca içki içerek; karşılaştığı kadınla yatarak ve uyuşturucu kullanarak kendini buluyordu. Bazen de eşcinsel olmamasına rağmen parasızlık çekmesi nedeniyle erkeklerle yatıyordu. Neal, hayatı sıkıcı yapan tüm zincirleri; yola çıkarak kırıyordu. Yolda aşkı yaşadı. Yolda bir arayış içersindeydi. Uzun yıllar boyunca görmediği babasını aradı; donuk bakışlarıyla yaşlı ayyaşları süzdü…

Yol onun için bir nefes, yeniden doğuş; hayatın tüm sınırlarını bedensel ve zihinsel olarak yok eden; cazın ”ölü” bedenlerin ruhlarına işlediği ilahi bir güçtü.

Neal Cassady’nin Jack Kerouac ve Allen Ginsberg ile tanışması dünya edebiyatında bir dönüm noktası olduğunu söyleyebilirim. Jack’in yol hayatı Neal ile tanıştıktan sonra başlıyor. Neal ile Jack birlikte, bazen ise ayrı olarak Amerika’yı baştan başa dolaştılar. Yolculuğun sonunda Jack bir otel odasında haftalarca kalarak  ”Yolda” romanını yazdı. Neal, Amerikan karşı kültürünü oluşturacak olan edebiyat oluşumunun   mükemmel bir şekilde ortaya çıkmasını sağladı. Neal Cassady yazınsal düzeyde yetenekli olmasına rağmen bir ”yazar” olmayı seçmedi. Yazmaktan çok yaşamaya önem veriyordu. Ama bu dünyaya bir kitap bırakmalıyım diyerek  çocukluğunda yaşadığı zorlukları ve gençlik deneyimlerini ”Üçün Biri” adlı otobiyografik romanına yazdı.

Neal Cassady hakkında bundan çok daha fazlası yazılabilir, çizilebilir.  Beat Kuşağı bir edebiyat olmaktan sıyrılıp sosyolojik bir hareket olmuştu ve hala da etkisini sürdürüyor. Neal Cassady bu hareketin önemli isimlerinden biriydi. Neal herkese özgürlüğün ”yolda” olduğunu gösterdi.

Neal’in cesedi  Meksika’da terk edilmiş bir demiryolunun kenarında bulundu. Her demiryolunun ucu Neal’e uzanır.

”I think of Dean Moriarty.”