Etiket: mekan

Şehirler ve Adlarının Anlamları Üzerine.

Hepimiz ömrümüz boyunca pek çok isme aşina oluruz, insanlar gördüğü, duyduğu her şeye isim verme eğilimindedir bir şekilde, şu yazılı garip sembollerden anlamlar çıkarmanızı sağlarlar örneğin. Ancak isim vermek yalnızca bir şeyleri algılamamızı sağlamaktan çok daha fazlasıdır, bir açıdan çok daha kutsal, bir açıdan çok daha bencilce bir güdü taşır içinde. Yüzyıllar öncesinde yazılmış olan Tao Te Ching’de bundan çok güzel bahsedilmektedir:

 Gökyüzü ve yer isimsizde başlar, isim anasıdır on bin şeyin.

Gerçekliğin özünün bir bütün, daha doğrusu bir Yol olduğunu savunan bu Taoist görüşte çok naif incelikler vardır kanımca. Bir şeye isim vermek aslında yeni bir şey yaratmaktır, isim verdikçe gerçekliği saçaklandırırız, ona dokunuşumuzu ekleriz, benliğimizden birer iz bırakırız. Yalnızca bir dağ, yalnızca bir taş, yalnızca bir çiçek olmaktan çıkarlar, bizi de taşırlar artık üzerlerinde. Bu yüzden biraz bencilcedir aslında, bir çeşit sahiplenme ve kısıtlama da içerir isim vermek. Ancak evrenin kaosa doğru evrimi içinde bir başlangıç noktasıdır da var oluş için, yörüngenizden çıkmanızı engelleyen bir kısıtlamadır, bu yüzden aynı zamanda kutsaldır da. Yeni doğan bir bebeğe olsun, ya da bir şehre, ona bir isim vermek var olduğunu damgalamaktır. Bizim için bir anlamı olduğunu göstermek, onu nazikçe başlangıç çizgisine götürmektir, var olmanın kılavuzunu sunmaktır ismiyle. 

Ursula K. Le Guin da Yerdeniz Öyküleri’nde ismin bu kutsallığından etkilenerek alışılmış konuların içinde benzersiz bir felsefeyle fantastik bir dünya yaratır bize. Bu dünyada ”şey”lerin özünde sahip olduğu isimler gizlidir, herkesin birbirine seslendiği bir ad olsa da, ruhun var oluştan kimsenin bilmediği bir ismi daha vardır ve kişi kendi bile bu ismi bilmeden doğar, ve eğer isim öğrenilirse o kişi, nesne ya da hayvan üzerinde mutlak bir hakimiyete sahip olunur. İşte böyle muazzam güçleri vardır isim vermenin. Yaratılan fantastik bir dünya olmuş olsa bile günümüz tüketim toplumunda değerini yitiren ve git gide içi boşalan nickler, isimler karmaşasına da güzel bir bakış sağlamaktadır aslında.

Şimdi uzunca bir girişin ardından başlığımıza gelecek olursak anlamış olduğunuz üzere de şehirlerin isim anlamlarının derinliğine bir bakış yapacağız. Çoğunlukla herkes bir çok şehrin adını bilir ve gezdiği, gördüğü ve duyduğu bir çok yerin ismi hafızasına bir şekilde kazınır. Ancak gariptir ki çoğumuz doğup büyümüş olduğumuz şehrin bile isminin anlamını bilmeyiz, nedense daha önce hiç merak etmemişizdir. Çoğu zaman kökenlerini bilmeden, artlarındaki hikayeleri dinlemeden günlük yaşamımızda onları kullanırız. Acaba oraya ilk ayak basan insanın aklına ne gelmişti, o dağların doruklarındayken, insanın bir bakışıyla tekrardan var olan o dağlarda, hayatının belki de keşfinin heyecanıyla en yaratıcı ve duygulu olduğu anında oraya bakıp ilk ne düşünmüştü? Bazıları oldukça sıradan, bazıları şaşırtıcı derecede güzel anlamlar içerse de hepsinin ardında bir hikaye yattığı düşünülebilir.

İşte size bunlardan bir kaçı:

  • himalaya: karın terketmediği topraklar
  • sahra: ıssız, sessiz yer
  • kilimanjaro: ışıldayan dağ
  • alaska: denizin çarptığı kıyı
  • lizbon: güvenli liman
  • netherlands: alçak topraklar
  • beirut: kuyular (biraz hayal kırıklığı oldu .-.)
  • bağdat: tanrının hediyesi
  • semerkant: taş kent
  • sibirya: balta girmemiş ormanlar
  • ural: aydınlık gece
  • angkor wat: tapınaklar şehri
  • addis ababa: yeni çiçek 
  • viyana: parlak, çarşı 
  • bangkok: akarsuda yer alan köy 
  • buenos airnes: hafif rüzgar, güzel hava
  • katmandu: tanrının yeri
  • hong kong: hoş kokulu liman
  • kuala lumpur: nehirlerin birleştiği yer
  • singapur: aslanların merkezi
  • mississippi: zamanın değiştiği yer
  • niagara: suların şimşeği
  • montevideo: bir dağ görüyorum 
  • bakü: rüzgar vuran şehir 
  • nairobi: soğuk sular diyarı 
  • oslo: tanrıların çayırı
  • manama: rüyalar diyarı 
  • canberra: buluşma noktası 
  • kopenhag: tüccarların limanı 
  • bo: senindir 
  • lautoka: mızrak darbesi
  • vatikan: kâhin şehri 
  • dar es selaam: huzur evi
  • palmira: çölün gelini
  • philadelphia: kardeş sevgisi
  • ganj: hazine

Kırlangıç yerine kamera

Kırlangıçların yerine geçip insanlığı izleyen kameralara bakarken insanlığın ölüşünü izledim. Balkonların saçaklarında kırlangıçlar bir mevsimde gelir bir mevsimde giderler. Yerlerinde olmadıkları zaman saçak altlarını kameralar doldurur. Saçak altlarındaki  dükkanları bu kameralar izler. Mevsimi geldiğinde bu kameraların direkt olarak iletişimi  kırlangıçlardır. Dolaylı olarak ise insan ahlakıdır. Bu tek gözlü olan, insan zamparası kamera insanın eylem ve edimlerini izler. Kameralar üzerinden bir yerleşim sorunu bence bu. Kırlangıç yuvaları kadar çoklar. Kameralar daha kanatlanmadılar diyorum kendi kendime. Şu an sadece tepemize kondular.

Kameralar mekanların üzerindeki çirkin et benleridir. Çünkü iyi  (faydalı) olması için tasarlanmış mekanlar hiçbir zaman insan dışı, eklenti bir kontrol mekanizmasına gereksinim duymamıştır. İşlev olarak kameralar kamusal mekan üretim sürecinin bir parçası olmamıştır. Çoğu zaman sonradan duvarlara eklenmişlerdir. Kameralar, konulduğu yerlerde sanal duvarlar örer oysa ki. Sanal duvar insanın mekana olan aidatını sorgulayan bir geçittir. Bir anlamda, herhangi kapıdan girerken kamerayla göz ucu ile kameraya bağlı kablonun diğer ucundakine mekana ait olduğunu söylersin. Kameralar pasif olarak duvarda bulunsa bile sosyal davranışlarımızın içinde sürekli rol oynar. Sosyalleştiğimiz mekanların içinde iletişim için kullandığımız davranışlarımızı etkiler.

İletişim her zaman devam eden, devam ettikçe de dönüşen bir süreçtir. Bilgi açığa çıkardığı içinde eylemlerimizin içine katılarak bir yandan ahlakı bir yandan da kendisini oluşturur. Kameranın en temel işlevi de ahlaksızlığı açığa çıkarmaktır. Bir taraftan kameranın bu eylemi iyidir ancak empati yaparak kendimi kameranın içine soktuğumda, kendimi iki insanın birbirinin sosyal aidiyetlik çıkarını yüzsüzce güvence altına almaya çalışan bir muhbir  görürüm. İnsanın sosyal olarak aidiyetini etkileyen bir faktör de ahlaklı iletişime sahip olmasıdır. İnsan ahlakını baskı ile kontrol eder kamera. Çünkü kameranın diğer tarafında gözlemci kişi bulunur ve tüm hareketlerimizi denetler. Sosyal iletişimimiz için olanları bile. Kameranın bizde yarattığı farkındalık, güvenli mekanın yaratılması ihtiyacını karşılaması değil, sürekli izlenmenin getirdiği baskılanmış -varsayımda doğru olarak biçimlendirilmiş- ahlaki aidiyetlik ihtiyacıdır.

Kameranın bir meyve satıcısı ile alıcı kişi arasında alışveriş sırasında yukarıdan (gerçek anlamda) bir ahlaki denetim mekanizması olarak çalışması ve insanların kendi kendini izlemesi, benim için, insanlığın ölümünü kendi elinden sorgulamasıdır.

Gayrimuntazam

Sadece buradayım diyordum. Hiç bir şey yapmadan. Plastikten şemsiyenin altında, masaya dizini yaslamış, olan biteni izlemekteydim. Bir şekilde bir düzen ve tekrar eyleminin içinde insanlar arabalarıyla yokuşu çıkarken hızlanıyor, giderek hızlanıyordu. Yürüyenleri düzenle takip ediyordum. Gözümde bulanıklaşarak kaldırımdan uzaklaşıyorlar. Bulundukları mekanların arkalarında boşluk bırakıyorlar. Kaldırımlarda, ağaçlarda ve havada. Git gide değişim… Kafama dank etti: Varlıklar olmadıkları yerleri kendileri yaratıyorlar.

İnsanlar uzaklaşıp yok oldukça boş kalan kaldırımlar kendileri olmayı daha iyi gösteriyor. Var olan kaldırımın sadece kendisi kalınca, sesler kesilmeye, dışarısı da zamanla değişime uğruyor. Kaldırım olmak dışında da buradalar. Sadece katı ve yalın sertlikleriyle duramıyorlar. Var olan boşluk, bulunduğu sürecinin içinde sürekli kafa boşluğuma imgeler sunup kendisini yeniden tanımlıyor. Burada olmasının ikincil ve üçüncül sebeleri var. Olduğu gibi kalamaz. Zaman geçtikçe kaldırımın dışında kalan boşluk, kendisine anlamlar eklemek zorunda. Çünkü her gün, insan, kaldırımlar ve diğer mekanlar üzerindeki düzenini devam ettiyor. Kaldırımı boğuyor, sarsıyor, bekletiyor, yormaya ve sıkıştırmaya devam ediyor. Sürekli aralıklarla değiştiriyor. Çünkü düzenli yer diye bir şey yok. Düzmece var. Bir araya gelmiş düzmeceler var. Düzmeceler düzensizce sürer gider. İkincil ve üçüncül anlamlar düzeni bozar. Boşlukta da buradayım hissi uyandırır.

Yanımdan geçen arabalar başka bir şey olmaksızın buradayım diyor, ruhsuz olmasına rağmen. Kaldırımın anlamı türüyor, sadece üstüne basılmasına rağmen. Durak olduğu bilinmeyen yerde otobüs bekleyenler buradayım diyor. Geç kalmasına rağmen. Ağaç buradayım diyor, altındaki gölgesinde duraksandığı için. Sadece orada oldukları için içinler. Kimseler demiyor, sadece ben burdayım diyor.

henri lefebvre – ritimanaliz

bu ufak kitabın hevesi kendisini gizlemiyor. bu kitap, bir bilim, yeni bir bilgi [savoir] alanı kurmayı öneriyor: ritimlerin analizi, pratik sonuçlarıyla birlikte.

bilmenin [connaissance] ve eylemin her alanında olduğu gibi burada da, hücreler, tohumlar ve unsurlar yüzyıllardır var. ama bu kavram, yani ritim, ancak yakın zamanda gelişmiş bir biçim aldı ve böylece, sanatın nesnesi (ve çalışmadan düşünceye dek, az çok kör uygulamaların nesnesi) olarak kalmak yerine bilgi kapsamına girdi.

ilk olarak bir tanım verelim. ritim nedir? ister gündelik hayatta, ister bilginin ve yaratıcılığın üzerinde çalışılmış alanlarında olsun, ritimden ne anlıyoruz?

modern düşüncede şeyin ve şeyleşmenin eleştirisi ciltler doldurur. bu eleştiri, genel olarak oluş adına, devinim ve hareketlilik adına yürütüldü. ama bu eleştiri sonuna kadar götürüldü mü? en somut olandan, yani ritimden başlayarak, bu eleştiri yeniden ele alınmayı beklemez mi?

her ne kadar herhangi bir siyasi görüş, ideoloji, parti, örgüt yanlısı olmasak dahi bize en yakın denilebilecek oluşumun sitüasyonistler olduğunu inkar edemeyiz. henri lefebvre’de özellikle strasburg üniversitesi’nde sosyoloji profesörü olduğu dönemde sitüasyonistlerle yakın ilişki kurmuş ve daha ziyade kendisini “gündelik hayatın eleştirisi” ile tanıdığımız bir düşünür.

ritimanaliz ise kendisinin üzerinde çalıştığı son kitap ve ancak ölümünden sonra yayınlanabilmiş ve onlarca yıllık birikiminin sonucu olarak felsefe tarihinde pek yüzüne bakılmamış “ritim” kavramını ele alarak mekan, zaman ve gündelik hayat bağlamında incelemiş ve üstte yaptığımız alıntıda belirtildiği gibi kendine has bir “ritimanaliz” metodolojisi önermiş.

elimizde bu sefer ayaküstü okunacak bir kitap yok, gerektiği ilgi ve özen gösterilerek üzerinde düşünülmesi gereken bir kitap var. sindire sindire okunması gerekiyor zira saatlerin, günlerin, dalgaların, müzikal seslerin, döngüsel ritimlerin ve beden hareketlerinin analizine odaklanacağız. önce vaktinizi ayırın, ardından başlayabilirsiniz.

Ritimanaliz – Mekan, Zaman ve Gündelik Hayat
Henri Lefebvre
Türkçesi: Ayşe Lucie Batur
Sel Yayıncılık
2017, 128 sayfa
ISBN: 978-975-570-894-2

infiAl

infial ülke sınırları içerisinde eksikliği hissedilen bir mekanın yerini doldurmuş gözüküyor. her ne kadar henüz ziyaret etme şansımız olmasa da nedir kısmı ve bugüne kadar yapılan etkinlikler doğru yolda olduklarının bir kanıtı. takibinize almayı ve en azından uğramayı ihmal etmeyin. etkinlik takvimlerine aşağıdaki adresten ulaşabilirsiniz;

infial

nedir

Anarşistler için zaruri bir mesele olan bir araya gelme, örgütlenme ve eyleme faaliyetleri günümüzde kendini var edebilmek adına bir ‘dayanışma ağı’ oluşturabilmek şöyle dursun; ideolojik savrulma furyaları ve paramparça ilişki biçimleri ile gündemin ‘dar’ ekseninde tali mücadelelere bağlı, kimliksiz, fütursuz bir anlayışa yerini bırakıyor. Birçoğumuz için ortak bir mekan; anarşist, anti-kapitalist, ekoloji ve hayvan özgürlüğünden, kuir dayanışmasına kadar birbirleriyle doğrudan irtibatı olan eğilimler arasında, ‘kendin yap’ ilkesine dayalı bir çeşit dirsek teması oluşturulmasına zemin sağlamanın ve yeryüzündeki canlı cansız her şeyin duygularını dahi alınır-satılır hale getiren yüzsüz iradeye karşı, örgütlenmeyi ve harekete geçmeyi desteklemenin küçük bir adımı olarak görülebilir.

Konumu itibariyle birbirini destekleyen farklı anarşist perspektiften birey ve grupların buluşabileceği bu ortam; sisteme aykırı her tür neşriyat ve aktivitenin yaygınlaşması ve ulaşılmasını kolaylaştırarak infoshop, konser alanı, sinema etkinliği, vegan yemek, tartışma, toplantı, sunum, sergi, atölye vb.örgütlenme, dayanışma ve paylaşma odaklı organizasyonların faaliyete geçmesinde ‘mekansal’ bir katkıda bulunmaya çalışacaktır. Bizzat düzenleyecek olanların ortaya koydukları emekle yürütülen bu organizasyonlar, devlet ve otorite, sermaye ve kapitalizm, parlamentarizm ve militarizm, homofobi ve transfobi, faşizm ve ırkçılık, ataerki ve türcülük karşıtı bir duruş sahibi olduğu sürece bu ortamda yer bulabilecek, bunların aksine ötekileştiren, marjinalize eden, istismar eden, iktidar ve tahakkümün kalesi konumundaki ulusalcı-milliyetçi ideoloji ve fikirlerin mensupları, sempatizanları ve onun bunun askerlerine kapımız her daim kapalı, elektriğimiz ana kofradan kesik olacaktır.

infiAl, mekan etrafında örgütlenme hayali olan bir kolektif değildir. Bu topraklarda yıllardır ivme kazanan ‘isyankâr anarşist’ pratiğin sosyal olarak yayılması gerektiğine inanan anarşist bireylerin yürüttüğü faaliyetlerin yaygınlaştırılmasına katkı sağlama rolünü üstlenmiştir.

Mekan’ın bir ‘işgal’ hareketinden farkı, çeşitli giderlerden muzdarip olması, devamlılığını sürdürmek adına bunları karşılamanın gerekliliğinin bilinmesi ve bireyler tarafından bir kullanım alanı olarak belirlemiş olmasıdır. Böyle bir mekanda önünüzde duran bir bardak çayın ekonomik karşılığı illa kâr amacı güden bir oluşumun emarelerini taşımaz, aksine orada bulunmanın sonuç ve sürekliliğini sağlayan mütekabil bir yardımlaşmadan öteye gitmemektedir.

Kaybettiğimiz yoldaşımız Kerem Kamil Koç anısına oluşturacağımız, yerel veya uluslararası anarşist ve anti-otoriter literatürün derlenip toparlandığı bir distro niteliği de taşıyacak olan kütüphaneden bugüne kadar yayınlanmış olan bir çok kitap, dergi, fanzin, broşür, bildiri ve cd’lerle birlikte farklı dillerden uluslararası yayın arşivlerine ulaşılabilecektir.

Tüm deneyimler gibi henüz tamamlanmamış olan bir manifestoyla ancak, nasıl hareket edileceği konusunda kendinden emin sistemin dayattığı liberalleşen ilişkiler karşısında gardını düşürmemeyi, kendi özsavunmasını oluşturmayı kendine misyon edinmiş bir anlayışla, belki de bu mekanda “yeni bir dünyanın tohumlarını” atamayacağımızın farkındayız. Anarşist mücadelede en azından kendi cephemizden faaliyetlerimizi yürütebildiğimiz ve bu faaliyetleri koordine edebildiğimiz kendimize ait bir zemini örgütlemiş olmakla beraber, bizimle benzer düşünen öznelerin bir araya gelebilmeleri, etkinliklerini gerçekleştirebilmeleri, yayın veya bilgi paylaşımı yapabilmeleri için de bir zemini oluşturmuş olacağımızdan böyle bir mekanın dayanışmacı, ön açıcı ve harekete ivme kazandırıcı taraflarının da farkındayız. Varolduğu sürece, ekonomik baskı aygıtının karşımıza çıkardığı binbir türlü sorun karşısında içeriden veya dışarıdan her türden dayanışmaya, desteğe, katkıya ve karşılıklı-karşılıksız yardımlaşmaya ihtiyacımız olacağını hatırlatmak istiyoruz.

Kentsel dönüşümün tehdidi altındaki mahalle kültürünün yaşamaya devam ettiği Tarlabaşı’nda bulunan infiAl’e benzer fikriyatı olan herkesi bekleriz…

Her hafta Pazartesi 13:00-18:00,  Salı’dan Pazar gününe kadar 13:00-22:30 saatleri arasında açık olacaktır.

[omuz omuza] kumbara yaşam

10497219_886302104724794_5512567217562829795_o

evvela tekrar belirtmek isteriz ki, etilen sosyete olarak her daim para, kar, kazanç gibi kavramlardan uzağız. herhangi bir şekilde reklam almayız, etilen üzerinde herhangi bir ticari faliyette bulunmayız ve pek tabii tecrübe edenler bilirler ki etilen ürünlerine ücretsiz ulaşılır. ve ayrıca belirtmek isteriz ki her ne kadar nesilleri hızla tükenmekte olsa da, şaibeli yurdumuz, cinnet vatanımızda güzel insanlarla karşılaşmakta mümkün. ve eklemek isteriz ki hayat kesinlikle sokakta ve sokaklar zaten bizim. ve gönülden inanıyoruz ki direnişin özünde dayanışma yer alır, gerektiği kadar insan omuz verilse yıkılır ve omuz omuza tribünlerin enerjisini en doğru şekilde yansıtır.

iş bu sebeple bundan sonra etilen’in omuz omuza sayfasında, birlikte hareket ettiğimiz güzel insanlar, gruplar, hareketler yer alacak. buna kumbara yaşam ile başlıyoruz. ankaranın bürokrasi kokulu havasında ve griliğinde kendi kendilerine yaptıkları kıpkırmızı tabelasıyla fark yaratıyor. hayal kurmakla yetinmeyip, bir de hayallerini uygulama cesareti olan güzel insanların ürünü olan bu mekan, çalışanların hayatını yaşayabilecek kadar kazanması gayretiyle oluşturulmuş. oturup onlarca paragraf yazmaya gerek yok, ankaradaysanız gidiniz görünüz, değilseniz ankaralı eşe dosta öneriniz onlar da yoksa böyle bir mekan olduğunu da biliniz. çok uzaksanız da üşenmeyip onlayn alışveriş şansı tanımışlar.

ayrıca belirtmek isteriz ki pek yakın zamanda etilen sosyete yayınlarına kumbara yaşamdan ulaşabileceksiniz. bakarsınız sizi başka süprizlerde karşılıyor olur.

santrayla omuz omuza!

adres: büklüm sok 29/d kavaklıdere / çankaya, ankara

kumbara yaşam
kumbara yaşam . facebook