Menü Kapat

Etiket: manifesto (sayfa 1 / 9)

hayır manifestosu

Gösteriye hayır.
Virtüöziteye hayır.
Dönüşümlere hayır, büyüye ve –miş gibi yapmaya hayır.
Star imgesinin sahte parıltısına ve üstünlüğüne hayır.
Kahramana hayır.
Anti-kahramana hayır.
Abuk subuk imgelere hayır.
Performansçının veya izleyicinin katılımına hayır.
Stile hayır.
Bayağılığa hayır.
İzleyicinin performansçının hileleriyle ayartılmasına hayır.
Eksantrikliğe hayır.
Hareket etmeye ya da hareket ettirilmeye hayır.

Yvonne Rainer, 1965.

Dada Manifestoları & Diğer Metinler

ahlak doğurdu iyilikseverlikle merhameti, fil gibi, gezegenler gibi büyüyen ve iyi diye nitelenen o iki yağ topağını. iyilikle ilgisi yok onların. iyilik açıktır, aydınlıktır, kem küm etmez, uzlaşmaya ve politikaya aman vermez. bütün insanların damalarına çikolata akıtır ahlak. bu görevi buyuran doğaüstü bir güç değil, düşünce tacirleriyle üniversite tekelcilerinin tröstüdür. duygusallık: birbiriyle kavga eden ve sıkılan bir grup insanı görünce, takvimi ve bilgelik ilacını icat ettiler. şuna buna yafta yapıştırarak, filozoflar savaşı patlak verdi (bezirganlık, bilanço, inceden inceye, aşağılık önlemler) ve bir kez daha anlaşıldı ki merhamet bir duygudur, tıpkı sağlığı bozan, tiksintiyle ilintili ishal gibi, güneşe leke sürmek isteyen it heriflerin iğrenç çabasıdır.

tristan tzara yani orijinali “trist en tsara” dilimizde “vatanında hüzünlü” anlamına geliyor. asıl adı samuel rosenstock’tu ama biz tzara ile yola devam edeceğiz. karşımızda dada manifestoları var. bildiğimiz kadarıyla ilk önce norgunk basmıştı bu manifestoları o kitabın baskısı tükenmiş. sel yayıncılık manifestoların üzerinden  türkçeye ilk kez çevrilen 20den fazla diğer metinler (lampisteries) ekleyerek yine arşivlerde bulunması gereken bir hale getirmiş. destek olarak francis picabia’nın çizimleri de mevcut. bütün bunların sizi çoktan kitaba yönlendirmiş olması gerekiyor. şarkılar arasında ilaçlar ve bilgelik arayalım ve yeniden başlayalım.

dada manifestoları & diğer metinler
tristan tzara
türkçesi: elif gökteke
Sel Yayıncılık
2018, 126 sayfa
ISBN: 978-975-570-911-6

yeni mağara adamı manifestosu

Huzuru nerede bulabilirsiniz?
Mutlak sessizliği nerede bulabilirsiniz?
Zifiri karanlığı?
Burada.
Telefon çekmiyor.
Wi-fi yok.
Televizyon yok.
Radyo yok.
Bu gerçek “underground” sound’u. (çünkü yani burası gerçekten yeraltı)
Dış etkenler falan yok.
Boş bir tuval.
Tabii aslında tamamen boş değil. Şu duvarlara bakın. Ne görüyorsunuz oraya baktığınızda? Yüzler görebiliyor musunuz? Desenler? Gerçekten orada değiller biliyorsunuz. Geceleyin gökyüzünde
akrepler, ayılar veya avcılar olmadığı gibi. Hayır, onlar unutulmuş bir mağara adamı tarafından noktalar birleştirilerek icat edilmiş resimler. Evren rasgeledir: sadece insan ona bir kalıp biçmeye
çalışır. Bir anlamı olması için.
Ama bu motifler var oldukları halleriyle de iyi değiller mi? Bir anlam çıkarmadan? Bu kadar güzel bir şeyi yapabilmek istemez miydiniz? Tabii ki isterdiniz. Ama bunu kimse yapmadı. Bu sadece oldu.
Dikitler
Sarkıtlar
Biliyorsunuz bunların oluşması 20.000 sene sürüyor.
Ben de kendimi yavaş çalışan biri sanırdım.
Geçtiğimiz yüzyılın en etkili ve kayda değer grubunun çıktığı mekanın adının The Cavern (mağara) olması tesadüf mü? Sanmıyorum.
Ve neden en iyi gece kulüpleri soluk, karanlık, alçak tavanlı bodum katlarıdır?
Cevabı kolay:
Çünkü bize burada olduğumuz zamanı hatırlatırlar… Mağarada. Yani lütfen; sizce neden rock (kaya) müzik diyoruz ki?
Her şeyin başladığı yer burası.
Ailenizin bir üyesi burada yaşamıştı.
“hayallerinizdeki ev”in aslı
Şimdi eve dönme vakti
Kaynağa dönem vakti
Sizi gerçekte kim olduğunuzdan ve ne yapmak istediğinizden alıkoyan devamlı, bitmek bilmez, anlamsız zırvalamalardan kaçmanın zamanı…
Burada oturup düşünecek yer var.
Yaşanacak yer de
İçeri buyurun. (kafaya dikkat)
Oturun.
Bir kayaya bakın.
Haydi baştan başlayalım.

Jarvis Cocker
Çeviri: Viktor Platan
karga mecmua – sayı 92

Mesdames et messieurs, votre attention s’il vous plaît

(Bayanlar ve baylar, dikkat lütfen.)

Dizlerimi ağrıtır şu ahlak budalaları, bırakınız çayımı yudumlayayım, bin kere lanet olsun şu cemiyetin kirli gülümsemelerine. En büyük yalandır gözümde bu aktivist grup, bir garip proselitizmdir yaptıkları. Çarmığa gerdikleri birkaç klişe takibinde, ahlak postülaları ile dolaşırlar etrafta sinsice. Romatizmam tutar onların her sloganında, her mottosunda, ciğerleri beş para etmez softaların en büyükleri aralarından çıkar oysa. Her yaz kapının önüne bir su, Bayan değil kadın, bu kelimeler bile kendilerinden yorulmuştur hâlbuki. Kılçıklarını ayıklamaz bunlar balıkların, söylediklerinin ihtivasına mukaddes olamamıştırlar, ilgi ve alaka için bir takım muavenet çağrısı, yardım talebidir. Kümes hayvanlarından farksızdır, ah sanırlar ki “gentilhomme” hepsi bu kalıplar dâhilinde.

Oysa benim kloşarlık ruhuma işlemiş, Brutus’ten daha Brutus’um, Kabil’in kanlı elleriyim, sırtımı sıvazlar Dante otuz beşindeyken. Griye çalar bu ayak takımı kümesinin sözcükleri, kültürün düşmanları, İhtilali Kebir’in yaratıcılarıdır bunlar, bir inkılap hülyasına kapılıp, nazikçe öldürürler insanı, nereden geldiğini anlamazsın “Et tu, Brutus” . En yakıcı dürüstlüğüm ve en nazik dokunuşumdur oysa benim kötülüğüm, tüm memnular en cezp edicileridir şahsımca, tüm gustolarım yasaklardan müteşekkil etmektedir. Kısık sesli engizisyon mahkemeleri sizi, köşe bucak insan parçaladıklarına hanidir şahidim, deterjan reklamlarında ki kapıyı açan süslü kadınlardan farkları dahi olmadan, kirletirler tüm ahlaksızlığın güzelliğini.

Bilirim ki bulaşıcı miyopluk vardır hepsinde, gözlerinin önünde olmalı ahlaksızlık yoksa hangi feminist Hindistan’da çalışan kadını düşünür, hangi hayvan hakları savunucusu Afrika’da fillerin dişini düşünür. Wagner’in postunu salonun ortasına ­bırakınız beyefendiler, hanımefendiler “Habet acht ! Bald entweicht die Nacht” işte o zaman biz yarasalar, gündüzün mapushanesinde kanatlarımızı çırpacağız bu kan emicilere karşı. Cemil Meriç’i severim ben oysa nasıl toktur kıskançlığı, Lamia’sını gözden ıraklara koyar kibirlidir aşkı kalemine karşı, kendine karşı ise naif. Erken yaşlarımın mastürbasyonudur şu okuduğunuz yazı, hangi kavimin peygamberi insanların içindeki irini sıkıp çıkarmıştır benim gibi.

Charlie Sheen’in Hayat Manifestosu

Madde 1: Panik yok, yargılamak yok.

Madde 2: Evliliği amatörlere ve İncil tutucularına bırak.

Madde 3: Çirkin karılarıyla çirkin çocuklarının önünde yatan budalaları ve trolleri önemseme ve onların çirkin hayatlarına bak.

Madde 4: Öldürmeye hakkın  var; ancak yargılamaya hakkın yok.

Madde 5: Röportaj verme, ikazlar bırak.

Madde 6: Aşk ya da nefret. Ama bunları çok şiddetli şekilde yapman gerek.

Madde 7: Ailenden olmayan herkesten nefret et; çünkü seni yok etmek için oradalar ve bütün şekil ve biçimlerde gelecekler.

Madde 8: Ortada yaşama. O, senin boğazlandığın yerdir. Balo kraliçesinin önünde utandırıldığın  yerdir.

Madde 9: Kırgınlıklarına tutun. Onlar, saldırını körükler. Senin ölümcül, tehlikeli ve sessiz askerlerinin savaş çığlığını körükler.

Madde 10: Korkuya namlu sana çevrilmişken bak.

Madde 11: Yapman gereken tek şey, kazanmaya bağımlı olmaktır.

Kim olduğunu elbet biliyorsunuz, ancak yine de hayatı hakkında bilgi almak istiyorsanız, bkz.

21. Yüzyıl İnsanlık Manifestosu – Waking Life

Belediye binasıyla, ölüm ve vergilerle savaşamazsın.
Politikadan ya da dinden bahsetme. Bu, güvenlik hattını ihlal eden düşman propagandasıyla eşdeğerdir.
“Yere yat asker! Yere yat, asker!” 20. yüzyıl boyunca hep bunu gördük. Şimdi 21.yüzyıldayız… ayağa kalkma ve kendimizi bu fare labirentine sıkıştırdığımızı anlama zamanıdır. İnsanlıktan çıkmaya boyun eğmemeliyiz.
Seni tanımam ama bu dünyada ne olduğuyla ilgileniyorum. Yapı ile ilgileniyorum. Denetleme sistemleriyle ilgileniyorum, hayatımı kontrol eden ve hep kontrol etmeye çalışacak olan…
Özgürlük istiyorum! Tek istediğim bu!
Senin de istemen gereken bu!
Her birimize ve hepimize bağlıdır koyuverip gitmek, alt etmek hırsı, nefreti, kıskançlığı ve tabii ki güvensizliği… Çünkü bu bizi acınası ve küçük hissettiren temel bir denetleme mekanizmasıdır, böylece bağımsızlığımızdan, özgürlüğümüzden yazgımızdan isteyerek vazgeçeriz. Kitlesel bir biçimde koşullandırıldığımızı anlamalıyız.
Meydan okumaya başla şu birleşik kölelik devletine!
21. yüzyıl yeni bir yüzyıl olacak, köleliğin yüzyılı olmayacak yalanların ve önemsizliğin, sınıf ayrımının, devletçiliğin ve diğer denetleme biçimlerinin yeni yüzyılı olmayacak. Saf ve doğru bir şey için ayağa kalkan insanlığın çağı olacak.
Liberal demokratla, tutucu cumhuriyetçi sadece çöp yığınıdır. Hepsi de seni denetlemek için. Bir paranın iki yüzü gibi… İki yönetici takımı denetim için çekişmekteler! Kölelik Anonim Şirketi’nin yönetim kadrosu için.
Gerçek oralarda bir yerde önünde duruyor ama yalanlar büfesinde sergiliyorlar onu! Bundan sıkıldım. Artık yemiyorum, Anladınız mı?
Direniş boşuna değil!
Kazanacağız!
İnsanlık yeterince iyi… Biz başarısızlar ordusu değiliz!
Ayağa kalkacağız ve insan olacağız!
Gerçek şeyler için, önemi olan şeyler için kendimizi ateşe atacağız: boyun eğmeyi reddeden yaratıcılık ve dinamik insan ruhu gibi şeyler için!
Tamam.
Bu kadar söyleyeceklerim!
Şimdi sıra sizde!

Alex Jones – Waking Life

etilen sosyete . 2003 - 2018 . eskişehir

copyleft. hiçbir hakkı saklı değildir.